Geçtiğimiz günlerde Ukrayna Moskova’nın göbeğinde Kremlin’e 15 kilometre uzaklıktaki bir rafineriyi vurdu. Son dönemde Rusya’nın enerji hatlarını, tedarik zincirleri ve petrol rafinerilerini hedef alması ve son ayda neredeyse binden fazla İHA-SİHA saldırısıyla Rusya’ya çok ciddi şekilde zarar vermesi meseleyi Rusya açısından farklı noktalara taşıyabilir.
Rusya’nın, dört senedir devam eden savaşı yenilmiş ve tükenmiş olarak bitirme niyetinde olmadığı ortada. O zaman Ukrayna’nın arkasında duran güçle yani Avrupa ile karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz gibi görülüyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Rusya için "köşeye sıkıştırıldığını hissederse en kötü senaryoya hazırlanır" şeklinde uyarısı olmuştu. Avrupa destekli Ukrayna’nın, yürüttüğü hibrit savaş, Rusya’yı Avrupa’ya saldırmaya iter mi?
Bu günden bakınca itebilir. Son haftalarda taraflar arasında birbiri ardına bu yönde açıklamalar yapılıyor. Polonya Devlet Başkanı “Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağına dair istihbarat aldıklarını dile getirdi. Baltık ülkeleri ciddi bir tatbikat hazırlığında. Almanya ve Fransa hazırlık yapıyor. İngiltere zaten Ukrayna’ya silah sevkiyatını hiç kesmedi. NATO Savaş uçakları Litvanya semalarında Rus İHA’sını düşürdüklerini, Almanya ise kendi topraklarında düşürülen bir İHA için Rus saldırısı olduğunu söyleyerek doğrudan Rusya’yı hedef gösterdi. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ise bu açıklamanın yalan olduğunu söyleyerek “Almanya tekrar savaş istiyor” deyip rest çekti.
Dört yıldır devam eden savaşta, Avrupa’nın sert ekonomik yaptırımları Rusya’yı boyun eğdiremedi. Ukrayna’ya verilen sınırsız askeri destek ve istihbarat yardımı ise Rusya’nın Avrupa’ya öfkesini bilemeye yaradı.
Diğer yandan;
Hürmüz Boğazı’nı tutan İran’ın kendisine bağlı Yemen’deki Husiler ile Babul Mendep boğazını da kapatması bununla da yetinmeyip Suudi Arabistan’ın petrol rafinelerinin çoğunu kullanılmaz hale getirmesi işi sadece farklı bölgelerde farklı ülkelerin savaşı olarak okumayı zorlaştırıyor.
Ülkemizde şahit olduğumuz yakıt fiyatlarındaki fahiş yükselme bütün dünyada da yaşanıyor. Amerika gibi sömürü krallığında bile insanlar benzin mazot fiyatlarının artmasından dolayı kontak kapatacak hale geldiklerini söylüyorlar. Rusya’dan enerji ve yakıt ikmali kesilen Avrupa’nın son nefes borusu olan Körfez’deki bu tıkanıklık büyük hadiseleri tetikleyebilir.
Şimdi, sömürgeci emperyalist ABD ve Avrupa ülkelerinin, yüz yıldır dünyanın geri kalanını sömürerek ittiği yoksulluğu ve yokluğu yaşamasından rahatsızlık duyacak değiliz. Beter olsunlar. Sömürecek yer bulamayınca zaten tükeneceklerini söylüyoruz yıllardır. Son elli yıldır elinde üretim namına doğru düzgün hiçbir şeyi olmayan Batı, sömürerek elde ettiği refah seviyesini kaybetme eşiğine geliyor. Ve biz biliyoruz ki; Batı’da yokluk ve yoksulluk biraz daha artınca birbirlerini yamyam gibi talan eden, birbirlerine savaş açan toplulukları göreceğiz. Tarih bunlarla doludur ve bugün şahitlik ettiğimiz gibi Batı iktidarlarında insana ait vicdani haslet yoktur.
Bizim açımızdan öncelikli önemli nokta Müslüman Coğrafyada yaşanan gelişmelerdir. Bu bağlamda İsrail’in “bölge ülkelerini birbiriyle savaşarak tüketme” planı işe mi yarıyor? Dün İran ile İsrail birbirleriyle savaşıyor görünürken şimdi savaş İran Husiler Suud ve Körfez ülkeleri arasına dönüyor gibi. Daha da ötesi Mekke Anlaşması’nın ana hedefi bütün bölgeyi ele geçirmek ve Müslüman dünya başta olmak üzere bütün dünyayı köleleştirmek olan İsrail’e karşı Müslüman ülkelerin ittifakıydı. İran ve Suud arasında yaşanan bu savaş vesilesiyle Mekke Anlaşması üzerinden Pakistan ve Türkiye’nin da adı geçiyor sıkça.
Benzin, doğal gaz, dizel gibi yakıtların yokluğu özellikle tarım alanı da dahil birçok alanda dünya genelinde sıkıntı oluşturacaktır. En önemlisi de gıda sıkıntısı. Zaten milyarlarca insan yıllardır gıda temiz içme suyu ve ilaç ve tedavi kanallarına ulaşım sıkıntısı çekiyordu. Enerji kaynaklarının büyük çaplı kesintisi ise bu durumu küresel çapa çevirebilir. Yüz milyonlarca insan sadece açlıktan, gıda yokluğundan ölebilir. Bu noktada not olarak: ülkemizde acil şekilde insanların bireysel tarım ve küçük çaplı hayvancılık yapmasını teşvik edecek adımlar atılmalıdır. Uzun bir süredir köyleri mahalle statüsüne alarak tavuk bile beslenemez hale getiren kararın tasfiye edilip en azından merkez olmayan ilçeler de dahil köyleri köy haline getirmek tedbir olacaktır. Bu konu üzerine ayrıca yazacağız.
Yunanistan’ın hem Adalar Denizinde hem de Kıbrıs’ta yaptığı kışkırtıcı hamleleri de göz önüne alırsak, bölgemizin hem Kuzeyinde hem güneyinde yaşanan savaşta, tarafların birbirlerini stratejik noktalarını vururken daha büyük ve daha ağır sonuçlara yol açacak bir plana hizmet ediyorlar sanki. Küresel bir gıda krizinin nasıl bir felakete yol açacağını ve maalesef gidişatın da o yönde olduğunu anlamalıyız. İnsanlık düşmanı küresel şeytanların dünyayı tarumar etmek için her lanetli şeyi yapmaya hazır olduğunu unutmadan hazırlık olmalıyız.
Allah vatanı milleti ve ümmeti muhafaza etsin…