0
Dar, zor ve doğru okunması gereken zamanlardan geçiyoruz. Ülkemiz on üç yıllık istikrar döneminden sonra belirsizlik sürecine sürüklendi. Siyasetini "ötekileştirme" söylemi üzerine dizayn eden parti liderlerinin tutarsız ve dışlayıcı ifadelerine uyanıyoruz her gün. Güneyde bir tehlike; Parmak uçlarına basarak değil, ayaklarını yere vurarak geliyor. Tarihi, Musa ve Firavunlar üzerine yazılan Mısır, "mü'min gönülleri çiğneye çiğneye yeni bir zulmet inşa etmeye hazırlanıyor.
…
Seçimlerden sonra, Sakarya ve Düzce'yi ziyaret imkanı buldum. Küçük yerleşim yerlerindeki, ilçe ve kasabalardaki insanların etki eşikleri büyük şehirdekilere oranla daha yüksek. Pazarlar, taksi durakları, dükkanlar… Nereye gitsem, nereden geçsem halkı hep tedirgin ve gündemi konuşuyorken görüyorum. Ne düşündüklerini soruyorum; kimi öfkeli, kimi şaşkın, kimi kırgın ama en ziyade korkulu bir hasbihalin içinde yakalıyorum kendimi… İnsanımız bir düzen ve işleyişe alışmış; unutmuş dünleri; bu kadarcık belirsizliğe bile tahammülleri kalmamış. Genellikle dinlediğim için olacak, konuşmanın sonunda büyük büyük fertlerin, Anadolu saklı o tertemiz bakışlarını bana yönelterek "siz ne düşünüyorsunuz?" sorularıyla karşılaşıyorum. Anlıyorum ki karşımızdakinin dudaklarından dökülecek umut tanelerine muhtacız hepimiz…
Kalbi muhafaza zor… Konuştukça tefekkür ediyor, tefekkür ettikçe yüreğimizi daraltıyoruz. Ne kadar latif bir yürüyüşü benimsemiş olursak olalım sosyal medyadaki paylaşımlardan, haberlerden, açık oturumlardan etkileniyoruz.
Tüm bunlar olurken ve kişi dönüp içine "nereye gidiyoruz" diye mütemadiyen sorarken; bir de hissiyatına, hassasiyetlerine, kaygılarına saygı duymayan insanlar kendisini "açıklama" külfetiyle yorarken… Ezcümle insan içinin yaralanmasına müsaade etmişken ve kalbi muhafazadan çok uzağa düşmüşken bir yağmur başlıyor…
Gönül ülkemizin en ücra şehirlerine ulaşacak, kuraklığına, tozlanmışlığına çare olacak bir yağmur… Sevgiliye benziyor. Çıkarıp bizden bizi, huzura çekiyor. Hiçbir sabır imtihanı yok ki, adı Ramazan olan bu eşsiz misafir kadar bahar olsun; onun kadar lütufkar dursun alemimizde… Elleri onun, önümüze kitabullahı bırakıyor. Başınızı alıp sinesine yaslıyor ve işte orada, tam da ihtiyacınız olan şeyleri görmenize olanak tanıyor. Duaya daha çok sarılmamızı talep ediyor.
Yüksek sesli kelimelerden, suçlamalardan, uzaklaştığı teslimiyet deryasının zıttı olan korkulardan arındıkça insan, ne kadar kirlenmiş olduğunu fark edebiliyor. O yağmurla ağlıyor, ağladıkça içinde yeni bir arınmışlığı ağırlıyor.
… ve kendisi gibi düşünmeyen milyonlara yönelttiği sorgu okları, "bizim hatalarımız, bizim unutmuşluğumuz, bizim şükürsüzlük ve şımarıklığımız" istikametine doğru yol alıyor.
Elbette inandıklarımızı izharla mükellefiz fakat Allah kulunu, kendisine yakarış mesabesinde görmeyi murat ediyor. Yirmi yedi gün sona erecek fakat kendisinden faydalandığımız ölçüde tesirini muhafaza edecek bir yağmur başlıyor… Mevsime kendi adını, aya "ümmet" sıfatını bırakıyor.
Bunları benim yazmadığımı, benimle yağmuru yazan da bilir.
Beni, kudret kalemiyle yağmurun yanına yazan da…
Selam ile
Nuray Alper