0
Egemenlerin dünya siyaseti, bir takım SAPLANTILARIN üzerine kurulu. Mesela "Dünya Hakimiyeti, Arzı Mevud, Mesih'in Ordusu…" kavramları buradan türemektedir. Yani birçok hadisenin ardında, bu doğrultuda gerçekleştirilen bir mücadele hakim. Para ve enerji ise söz konusu gizliliğin sadece görünen yüzünü teşkil ediyor. Para ve enerjiye sahip olmak ta, amaçları için avantaj sağlamakla eş değer sayılabilir.
Bu çerçevede düşünülürse; tüm çatışmanın, İpek Yolu efradında cereyan etmesi gayet doğal karşılanmalı. Zira kuzey istikametini Rusya, güneyini de İran ve çevresinin şekillendireceği; bir Çin-Pakistan-Afganistan-Bangladeş-Hindistan-Myanmar koridoru, paha biçilmez değere sahipti. Gerçekleşmesi halinde ise ABD ve çetesi adına iflas anlamı taşıyacağından, asıl kavga burada yaşanıyordu.
O cihetle günümüzdeki yeni ittifakların, bu minvalde belirlendiğini söylemek mümkün… Hatta Myanmar katliamından tutunda, K.Irak referandumu ve K.Suriye de oluşturulmak istenen PYD koridorunun da benzer izleri taşıdığı yadsınamaz. Nitekim hemen hepsi; trilyonlarca doları finanse edecek Yeni ipek yolu açısından, oldukça stratejik bölgelerdi. Nasıl mı? Hadi gelin biraz açalım…
***
Araştırmalar neticesinde; Müslümanların yoğunlukta bulunduğu Arıkan'da,1 trilyonmetreküplük gaz ve 2 milyar varillik petrol tespit edildi. Çin ise yıllar önce işgalci yönetimle anlaşarak, bu kaynaklarını bir boru hattıyla kendisine bağlamayı başardı.Fakat ABD; birçok yerde yaptığı gibi buralara çöreklenerek, kaynakları kendi kontrolüne alma derdindeydi. Böylece İpek Yolunun, Hint okyanusuna açılan bir kapısına da set çekmiş olacaktı.
Özellikle beslemeleriSuuÇii, bu noktada anahtar görevi üstlendi. Meydanlarda ise yine o bilindik demokrasi sloganları… SuuÇii'nin başa geçirilmesiyle, ülkeye giren Amerikan sermayesinde anormal derecede bir artış gözleniyordu. Akabinde de ABD'nin bölgede askeri üs kurduğu iddiaları gündeme geldi. Tıpkı Obama'nin; Myanmar ordusunu müttefik kabul etmesi ve hükümetin Çin'den silah almayı durdurması gibi.
Artık Myanmar adına; ABD ile ilişkiler, Çin'e göre daha baskın bir seviyeyeulaşmıştı. Adım adım yapılan planda bir aksama yoktu anlayacağınız. Ne acı ki Müslümanlara biçilen esvabda da, hiç bir değişiklik olmadı. Çünkü önceleri maruz kalınan katliamlar, bu seferde ABD güdümlü bir soykırımla devam edilecekti.
Bunu nereden mi söylüyorum? Trajedinin sebebi olarak gösterilen karakol saldırılarının,açıklanan Birleşmiş Milletler Arakan raporuna denk gelmesi, sizce de manidar değil mi? Hepsinden öte Arıkanlı Müslümanların lehine olan rapor, ne tezattı ki yine Arıkanlı olduğu iddia edilen bir grup eliyle önemini yitiriyordu.
Sonrasında bu marjinal grubu, ABD'nin müttefiği bir körfez ülkesinin desteklendiği haberleri düştü kamuoyuna. Karşılığında katliama soyunan katil Budist örgütün, kimin güdümünde olduğunu ise zaten söylemeye gerek yok… Yani bu oyuna göre;Çin'in önceki tutumu nedeniyle, parmak izi de ona ait olacaktı. Böylelikle İpek Yolunda müttefiki olan Müslüman ülkelerde de, Çin'e karşı bir kamuoyu oluşacaktı. Dolayısıyla Rusya'ya da…
***
Bu perspektifte bakıldığında; "benzer izleri, K.Irak referandumunda da görebiliriz" dersek kesinlikle yanılmamış oluruz. Zira yapılan beyanatlar, kukladan ziyade aynı kuklacıyı açıkça deşifre ediyor. Taktir edersiniz ki; PYD kantonlarıyla ileride birleştirilmek istenen K.Irak toprakları, bu stratejinin tamamlayıcısı konumunda. Buna izin vermeyeceğini deklare eden Devletimizin, müttefiki ülkelerle arasının açılması ise söz konusu planın bir diğer ayağı kısaca.
Fakat Devletimizin uyguladığı diplomatik dil ve insani yardımlarla, bu sinsi oyuna düşmediği aşikar. Sn. Cumhurbaşkanımızın yaptığı onlarca görüşme ile Arakan sorununu, BM'de kalıcı çözüme kavuşturma hamleleri ise oldukça yerinde. Hükümetimizin Bangladeş'e yönelik; "sınırlarınızı açın masrafınızı biz öderiz" önerisi de, konuya bakışımızı ispatlar nitelikte.
Sahi! Müslüman ülkelerden haberi olan var mı? Yoksa kazanana göre mi saf belirleyecekler? Kim bilir… Vesselam…