0
Davutoğlu'nun genel başkanlıktan kerhen çekilmiş olması birçok insanın hesabını altüst etmiştir.
Davutoğlu çekildi mi çektirildi mi genel başkanlık görevinden? Bunun nedenleri üzerinde çok duruldu. Asıl önemli soru şudur:
Başbakan'ın çekilmiş olması Ak Parti'nin seçmen tabanını etkiler mi? Daha açık bir ifade ile Reis'e karşı Hoca'nın mağdur edildiğini ısrarla yazıp çizenler Ak Parti tabanında bir karşılık bulur mu?
Bu hesabı kimin yaptığına bakmak lazım bu sorunun yanıtını netleştirmek için.
**
Ulusalcı cephe doğrudan isim veriyor. Adresli tarifli kışkırtmalar yapıyor.
Daha düne kadar Davutoğlu'nu pasif durmakla, Erdoğan'ın "Emir eri" olmakla suçlayan bu kesim bu gün çark etmiş.
Davutoğlu'nun aslında Erdoğan karşısında yıldızı yükselen rakip olduğunu ve Erdoğan'ın da bunda korktuğu için "altındaki halıyı çektiğini" söylüyorlar.
Ulusalcıların bu kışkırtıcı ve ayrıştırıcı yaklaşımları anlaşılır bir şeydir.
Çükü Ak Parti'nin dağılması için HDP, MHP ve CHP gibi legal partileri bırak illegal terör örgütlerini bile Erdoğan'a karşı destekliyorlar.
Dün hain dedikleriyle bu gün dost olabiliyorlar.
**
Reisçilere 'Yeni Haşhaşiler' benzetmesi
Peki İslamcı cephede durum nedir?
Asıl hesaplaşma buradan yapılmak isteniyor. Basına baktığımızda çok ağır suçlamalar yapılıyor. Davudoğlu'nun ayrılma kararının son damlası Pelikan dosyasıydı malum.
Pelikan dosyasının düzenleyenlerin bir kişi değil bir grup olduğunu söyleyen kesim çok acımasızca davranıyor.
Mesela bu güne kadar Başkanlık sistemi hakkında sadece bir tek yazı yazmış olan Yeni Şafak yöneticisi İbrahim Karagül çok öfkelenmiş gibi görünüyor. Kendi sözlerinden okuyalım:
"Yeni 'Haşhaşiler'e birkaç not…
Burada, Gezi ve 17 Aralık müdahalelerine direnenlerin, hiç ummadığı bir yerden darbe yiyebileceği ihtimaline dikkatinizi çekmek istiyorum. Bizler büyük Türkiye derken, mücadele derken, tarih yapıcı rol derken, haritalar yeniden çiziliyor derken birilerinin, karanlık köşelerde, özel olarak hazırlanan karargahlarda, kahvelerini yudumlayıp manzara seyrederken şantaj listeleri hazırladığını, itibar suikastleri için senaryolar yazdığını, paralelle mücadelede öğrendikleri fitne taktiklerinin pratiklerini yaptığını gördük.
Bu konjonktür fırsatçılarının terör ihalesi peşinde koşanlardan hiçbir farkı yoktur. Uç kuruşluk çıkar uğruna, bütün bu çabaları zehirlemek için, gizli saklı toplantılar yapmakta, adam asmaca oynamaktadırlar. Ne kadar gizlenseler de herkes kimlerin nerede neler yazdıklarını isim isim bilmekte ama bu yüz kızartıcı çabalara rağmen susmayı tercih etmektedir. Susmanın sebebi korku ve yılgınlık değil, yanlış anlaşılmasın. Bu çirkeflikten uzak durma çabasıdır.. " (07.05.2016, Yeni Şafak)
Bu ağır sözlerin muhatabı elbette açıkça ifade edilmemiş. Ama Reis'e destek veren ve "Hoca"nın tasfiyesine zemin hazırlayan veya sessiz kalanlar olduğu kesin.
**
Reisçilik karşısında Hocacılık tutar mı?
Evvela Reiscilik ve Hocacılığın bir kamplaşma oluşturması için Reisin ve Hocanın rakip olduklarını açıktan ve zımnen ifade etmeleri gerekir.
Ama bakıyoruz Edoğan da Davutoğlu da son derece centilmence ve kardeşçe bir tutum ve olgunlukla yeni durumu karşıladı.
Hoca "Reisin baskıları beni bu kararı almaya zorladı" demedi. Ne de Erdoğan "Artık Davutoğlu ile çalışılamazdı" dedi.
Durum böyle iken Erdoğan'ın ve Ak Parti'nin iktidarı üzerinden her türlü yakınlığı ve itibarı sağlamış olan basın çevrelerinin "Hocaya ayıp edildi" mealinde yayın yapmalarını iyi niyetle bağdaştırmak imkansızdır.
"Erdoğan'a destek verenleri" yağcılıkla suçlayan ulusalcılara ve "fitneci" ve "jurnalci" olarak niteleyen "mahalleli"ye en güzel cevap Davutoğlu'nun kendi sözleridir. Ne demişti: