Bilgiye erişimi hızlandırmak, mesafeleri kaldırmak, düşünceyi serbestleştirmek ve dünyayı görünür kılmak için siberalem, insan aklının en büyük vaatlerinden biri olarak doğdu; Fakat zamanla siberalem, aklın yurdu olmaktan çok, aklın sınandığı bir sahneye dönüştü. Çünkü siberalemde sadece bilgi dolaşmıyor; arzu, öfke, korku, taklit, manipülasyon ve yalan da aynı hızla dolaşıyor. Rasyonellik burada artık doğal bir durum değil, korunması gereken bir erdemdir.
Rasyonellik, yalnızca mantıklı görünmek değildir. Rasyonellik, bilgiyi doğrulama, iddiayı sınama, duyguyla kanaati ayırma ve hızın baskısına rağmen düşünmeyi sürdürebilme yetisidir. Siberalemde ise hız, çoğu zaman hakikatin önüne geçmektedir. Bir fikir ne kadar doğru olduğu için değil, ne kadar çabuk yayıldığı için etkili olur. Bir görüntü ne kadar gerçek olduğu için değil, ne kadar sarsıcı olduğu için kabul görür. Böylece akıl, hakikati arayan bir güç olmaktan çıkar; dikkat ekonomisinin içinde reaktif bir mekanizmaya dönüşür.
Siberalem rasyonelliği bir yandan güçlendirir, çünkü bilgiye erişim kolaylaşmıştır. Bir insan, geçmişte ulaşamayacağı kaynaklara birkaç saniyede ulaşabilir. Karşılaştırma yapabilir, denetleyebilir, farklı görüşleri yan yana getirebilir. Fakat diğer yandan siberalem, sahte bilginin dolaşımını da kolaylaştırmaktadır. Bilgi bolluğu, her zaman bilgelik üretmez. Aksine, aşırı veri bazen zihni felç eder. İnsan, çok şey bildiğini sanırken aslında hiçbir şeyi gerçekten anlamamış olabilir. Burada rasyonellik, bilgiyi yığmak değil, bilgiyi elemek ve anlamlandırmaktır.
Siberalemde irrasyonellik yalnızca cahillik biçiminde görünmez. Daha tehlikeli biçimiyle, kendini kesinlik olarak sunar. Komplo düşüncesi, fanatizm, dijital linç kültürü, sloganlaşmış ideolojiler ve duygusal kalabalıklar, aklın yerini alabilecek sahte kesinlikler üretir. İnsanlar çoğu zaman düşünmek için değil, ait olmak için konuşur. Böylece siberalem, bireysel muhakemenin değil, kolektif refleksin alanına dönüşür. Rasyonellik burada cesaret ister; çünkü kalabalığın hızına karşı durmak, bazen yalnız kalmayı göze almaktır.
Dijital ortamda rasyonelliğin bir başka düşmanı da gösteri kültürüdür. Herkesin kendini sunduğu, her fikrin performansa dönüştüğü bir dünyada, düşünce de bir tür sahne malzemesi haline gelir. İnsanlar argüman üretmekten çok etki üretmeye çalışır. Düşüncenin derinliği yerine etkileyiciliği, doğruluğu yerine paylaşılabilirliği önem kazanır. Bu noktada siberalem, aklı araçsallaştırır; onu hakikate götüren bir yol olmaktan çıkarıp görünürlük yarışının hizmetkârı yapar.
Yine de siberalemde rasyonelliği savunmak mümkündür. Bunun için üç temel tutum gerekir: şüphe, sabır ve ölçülülük. Şüphe, her şeye inanmamak değil, her şeyi sınamaktır. Sabır, hemen tepki vermemek, önce anlamaya çalışmaktır. Ölçülülük ise dijital dünyanın aşırılıklarına kapılmadan, zihni kendi ritminde koruyabilmektir. Rasyonel insan, ekranda gördüğü her şeyi gerçek sanmaz; her duygusal çağrıya teslim olmaz; her kalabalığın içine karışmaz. O, düşüncenin iç disiplinini kaybetmemeye çalışır.
Belki de siberalemde rasyonelliğin en önemli anlamı şudur: insanın kendi zihnini kaybetmemesi. Dijital çağda en büyük tehlike, bilgi eksikliği değil, dikkat dağılmasıdır. Dikkatini kaybeden insan, muhakemesini de kaybeder. Rasyonellik, bu yüzden sadece entelektüel bir nitelik değil, varoluşsal bir direnç biçimidir. Kendi aklını koruyabilen insan, siberalemin gürültüsü içinde bile hakikatin sesini duymaya devam edebilir.
İnsanlık, teknolojiyi büyüttükçe aklı küçültmek zorunda değildir. Tam tersine, teknolojinin büyüdüğü yerde rasyonelliğin de büyümesi gerekir. Aksi halde siberalem, bilgi medeniyeti değil, toplu yanılsama alanı olur. Rasyonellik, bu yüzden çağımızın en sade ama en değerli ahlaki ve insani tavrıdır: düşünmek, doğrulamak, ayırt etmek ve aceleye teslim olmamak.