3 Dergiler Toplu

Aylık dergiler, dünyadaki sömürüye karşı sessiz kalmıyor. Yitiksöz “Kolonyalizm Özel Sayısı”nda yeryüzündeki zulme işaret ediyor.

Kolonyalizm nedir? Sömürgecilik, kolonicilik veya eski deyişle müstemlekecilik demek. Bir ülkenin veya ülkeler grubunun başka milletleri, devletleri, toplulukları siyasi ve ekonomik hakimiyeti altına alması ve bu topraklara yayılıp yerleşmesidir. İnsanlarını katledip kaynaklarını ele geçirmesidir. Daha dün ABD Başkanı Trump, Grönland’ın kontrolünün ellerine geçtiğini açıklamadı mı? Dünyanın soykırımcı, emperyalist ülkesi, Danimarka ile yaptıkları sözde görüşmelerle, uyduruk anlaşmalarla koca bir toprak parçasına âdeta çöktü. Daha önce başka örneklerini de göstermedi mi bu ülke? Sadece kendisi işgal etmekle, sömürmekle kalmıyor. İsrail gibi diğer zalim topluluklara, devlet olamamış terör örgütlerine de hamilik ediyor. Peki bunun sonu nereye varacak? Bu azgın saldırganlık, bu sınır tanımaz haydutluk ancak ABD’nin dışında kalan diğer dünya ülkeleri hakiki manada bir araya gelip güçlerini birleştirirse durdurulabilir. Aksi takdirde bugün Amerika kıtasında ve çevresinde gördüğümüz manzara dünyanın diğer pek çok ülkesinde de yaşanabilir. Yaşanıyor da zaten. Bu konuda sicili bozuk olan ABD’nin daha önceki Irak, Afganistan, Suriye istilalarını, işgallerini ve katliamlarını görmedik mi?

YİTİKSÖZ’DEN KARŞI DURUŞ

Bu ‘hayâsız akın’a karşı hür dünya direniyor. Vicdanlı insanlar tepkilerini her hâl ve şartta gösteriyor. Ama bu karşı duruşlar tek tek olunca etkili olmuyor. Ancak Âkif’in deyimiyle ‘yürekler toplu vurursa’ bir mana ifade edebilir. İşte tam da bugünlerde Yitiksöz’ün yeni sayısı çıktı. Anadolu’da kültür ve sanatın kalbi, edebiyatın mihveri olan Kahramanmaraş’tan yükseldi bu ses. 544 sayfalık kitap hacmindeki “Kolonyalizm Özel Sayısı” bir derginin emperyalizme, sömürüye karşı büyük tokadı, insanlığı ise uyarışıdır. Kapağı ve derginin pek çok sayfasını, günümüzün bilge karikatüristi Hasan Aycın’ın hikemi çizgileri süslüyor. Kapağın başına, merhum usta edebiyatçımız Nuri Pakdil’in iki manidar mısraı çıkarılmış: “İnsan/Seni yakalarız birgün” Bu veciz sözler, Hak mücadelesinin, insanlık onurunun, İslam davasının, direniş ve diriliş destanının güçlü sloganıdır esasında.

Başyazının başlığı: “Kalemden Kelama Anlamın Buharlaşması”. Okuyalım: “Akıl, insanı hazır kalıp düşüncelerin akımından koruyan en güçlü kılavuzdur. Ondan beklenen, sadece yol göstermesi değil; aynı zamanda yöntem öğretmesi, sahih bilgiye ulaşmanın imkânlarını sunmasıdır. İnsanın özünde bulunan aklın işleyişine alan açmak ve onu canlı tutmak, insanın varoluşunu anlamlı kılan temel unsurlardan biridir. Buna karşılık, aklın işleyişini belirleyen yasaların zenginliğine kayıtsız kalmak, insanı manipülasyona ve sömürüye açık hâle getirir.”

Üç sayfalık yazıda yeryüzü macerasını yaşayan insanın hâl-i pürmelali resmediliyor. Bir manifesto edasında kaleme alınmış. Devam ediyoruz: “İşte kalemden kelama uzanan yolculukta hakikatin buharlaşması da tam burada başlar. Kalem, hakikatten uzaklaştıkça kelamın anlamı eksilir; kelam anlamını yitirdikçe insan da kendi hakikatine yabancılaşır. Geriye, hakikatin yerini alan söz kalabalığı ile anlamını kaybetmiş bir dil kalır. Oysa kelamın asli değeri, hakikati taşıdığı ölçüde vardır; kalem de ancak hakikate sadık kaldığında emanetini yerine getirmiş olur. Sömürgeci, insanın kanını emmeyi kişiliğinin ayrılmaz bir parçası hâline getirir; bir yeri yurt edinmek yerine işgal etmeyi seçer. Varoluşunu, bir yerde ikamet etmenin diriltici soluğuna teslim edemez. Başkalarının emeğiyle semirirken bunu bir övünç vesilesi hâline getirir.”

ÖZÜMÜZÜ GÖRMEZDEN GELEMEYİZ

Yitiksöz’ün bu sayısında çok kıymetli imzalar, değerli yazılarıyla saflarını netleştiriyor, duruşlarını gösteriyorlar. Satır satır okunması gereken bir eserden bahsediyorum. Sunuşun son satırlarını takdim ediyorum: “Yitiksöz, kolonyalizm konusunu irdeleyen şiirler, öyküler ve yazılarla edebiyat yolculuğunu sürdürüyor. Dikkatleri, insanın kimliğini ve kişiliğini özenle koruyarak, yaralanmadan çağın içine çıkabilme imkânına yöneltiyor. Çünkü zamanı dikkatle okuyabilenler, yaşadıkları çağın içinde söz sahibi olurlar. Çağ, insandan sorumluluk talep ediyor. Kişiyi, zamanın ruhunu okumaya davet ediyor. Paçozlaşmanın insanı öğüten çarklarından uzak durmayı salık veriyor. İnsanlığın ortak ülküsü olan özgürlüğün, bütün dillerde destanlaşmasını öğütlüyor. Özünü görmezden gelenlerin gün ışığına çıkamayacağını, hayatın temel ilkelerinden biri olarak hatırlatıyor.”

TÜRK METİNLERİ

Tarih, kültür ve düşünce dergisi Çelebi, yeni sayısında dosya konusu olarak “Türk Metinleri”ni işliyor. Yeni sayılarda da devam edecek olan bu konu çok kıymetli bilgileri ihtiva ediyor. İthaf manidar: “Yolluğ Tigin’in bengü taşa nakşettiği sözlerden bugünün kalemine uzanan bin üç yüz yıllık Türk yazı hafızasına; sözü yaşatan, metni emanet bilen bütün kalem erbabına ithaf olunur.”

Merhum Ali Haydar Haksal’ın mimarı olduğu Yedi İklim’in yeni sayısı sonbahar hüznünde. Rahmetlinin “Bir İkindi Yağmuru” hikâyesini kederle okudum. Aziz yazarımızı rahmetle anarken Yedi İklim’in devam edecek olduğuna dair haberle seviniyorum. Edebiyat Ortamı’nın dosya konusu Sinema. Türk sinemasının temel meseleleri ele alınıyor. Sadık Yalsızuçanlar’ın “Türk Sinemasının Evrensellik İmkânları” başlıklı kıymetli yazısı okunmalı. Bilhassa sinemaya gönül verenlerin bu yol gösterici metinlere ihtiyacı vardır.

BİR ZAMANLAR BEYOĞLU

Turing dergisi Said Naum Duhani’nin “Bir Zamanlar Beyoğlu” başlıklı metni ile bizi buluşturuyor. Geleneğe yaslanan ama geleceği de ihmal etmeyen kurumun yönetimi, kültür sanat faaliyetlerine zaman ayırıyor. Günümüz düşünce insanlarını gençlerle buluşturmayı sürdürüyor. Edebiyat dünyamızın seçkin dergilerinden Muhit’in dosya konusu: “Adap ve Edep”. Bugün en çok ihtiyaç hissedilen kavramlar! Yine iyi kalemler, yine güçlü imzalarla Muhit yeni sayısını çıkardı.

Nazım Payam’ın öncülüğünde yolculuğunu sürdüren Bizim Külliye’nin her sayısında bir dosya konusu var. Yeni sayısında “Entelektüel Sezgi ve Edebiyat” konusu işleniyor. Yetkin kalemlerden uyarıcı, uyandırıcı, sarsıcı yazılar.

VAHAP AKBAŞ UNUTULMADI

Vefa hissi çok kıymetli, insani, hatta İslamidir. Bilhassa vefat etmiş, konup göçmüş kültür sanat insanlarına, şair ve yazarlara, arif ve sanatkârlara gösterilmesi o kadar önemli ki… Şükürler olsun İstanbul’da üç ilçemizde bu yolda yıllardan beri toplantılar yapılıyor: “Eyüpsultan’ın Ebedî Sakinleri”, “Fatih’in Ebedî Sakinleri” ve “Üsküdar’ın Ebedî Sakinleri”… Keşke bu kabil “kabir ziyaretli” toplantılar Türkiye’mizin bütün şehirlerine yayılsa… Şeref Akbaba’nın gayretiyle okurlarına ulaşan Ay Vakti’nin yeni sayısında “A. Vahap Akbaş: Rahmetle…” anılıyor. Cengiz Kalkan’ın yazısının başlığı hakikatli bir tespit: “Bize Ölümü Sevdiren Adam: A. Vahap Akbaş” Bu yazının devamında Salih Uçak’ın yazısı ile karşılaşıyoruz: “Doğu’nun Büyülü Işığı: Ali Haydar Haksal” Varsın bazı nankörler, bazı ‘kifayetsiz muhteris’ler bu kabil hatırlayışları, kadirşinaslıkları gereksiz bulsun. Onları yalnızlıklarına mahkûm edip biz vefa caddesinde ilerlemeye devam edelim inşallah. Dergide Mehmet Şirin Yavuz’un “Yedi Ekim’den Sonra” şiirinde bugün Müslümanların en öncelikli derdi olan Gazze var. Son mısraları şöyle: “Neden hüzün çöküyor Gazze’ye/Çokların suskunluğundandır/Bir rüzgârın nefesi ile sallanan/Beşiklerdeyiz/Her geçen gün biraz daha büyüyor uykularımız/İrkilerek uyanıyoruz dizlerimizin üstüne/Yedi ekim’den sonra, kopuyor kıyamet/İnsanlık düşüyor, insanlık üşüyor/Bir Gazze, bin Gazze diriliyor/Bir Aksa, bin Aksa diriliyor/Lâ galibe illallah!”

Ay Vakti’nin “Hasbihal”indeki son satırlar bir bakıma bütün dergicilerin hislerine tercüman olacak mahiyettedir ve şöyledir: “Dergiler sadece yazıları biraraya getirip yayımlayan bir oluşum değildir. Mutfağında bulunan herkes bilir ki dergi, ortak bir emeğin ürünüdür. Yayına hazırlayanlar, düzeltmenler, grafik ve tasarım, matbaa, posta vb. Haliyle, iki kapak arasındaki metinlerin okura ulaşmasında her birinin payı vardır. Ay vakti, başta yazar ve okurlar olmak üzere bütün emek verenlerin ortak adıdır.”

“Geçmişten Geleceğe Türkçeyle…” başlığıyla çıkan Kardeş Kalemler dergisi, Vefatının 2. Yıldönümünde kurucusu Yakup Ömeroğlu’nu anıyor. Yayımlanan diğer dergilerimiz arasında Genç, Sabitfikir, Zafer, Nihayet ve Lacivert de bulunuyor. Tabii herbirinin muhtevası zengin, münderecatı dolu ancak bu sefer teferruatlı biçimde anlatamıyoruz. Olsun, okuyucularımız ariftir, dergileri alır ve okur.