Geçen hafta Moro’da parlamento seçimleri yapıldı.
Türkiye’de ise bu seçimin üzerinden neredeyse sessizce geçtik. Merkez medyada fazla yer bulmadı. İslami çevrelerde de hak ettiği kadar konuşulmadı.
Oysa bizim kuşağın hafızasında Moro’nun başka bir yeri vardı.
Biz Moro’yu internetten öğrenmedik.
Dünyanın herhangi bir köşesinde ne olup bittiğini birkaç dakika içinde öğrenebildiğimiz bir dönem değildi. Gazetelerden, dergilerden, kitaplardan, büyüklerimizin anlattıklarından ve özellikle dinlediğimiz ezgilerden haberdar olurduk.
Moro da bizim için Bosna, Keşmir, Çeçenistan ve Eritre gibi ümmet coğrafyasının farklı noktalarında yaşanan mücadelelerle birlikte anılırdı.
Moro İslami Kurtuluş Cephesi’nin yıllara yayılan mücadelesini de böyle takip ettik.
Bir kazanım olduğunda sevindik. Bir acı haber geldiğinde üzüldük. Onların yaşadığı sıkıntıları kendi sıkıntımız, elde ettikleri kazanımları da kendi sevincimiz gibi gördük.
Belki bugün geriye dönüp baktığımızda, o coğrafyayı ne kadar yakından tanıdığımızı tartışabiliriz. Ama gönül bağımız gerçekti.
Çünkü Moro bizim için hiçbir zaman haritada 10 bin kilometre uzaklarda bir yer olmadı.
Müslüman bir halkın kimliği, inancı, hakları ve kendi geleceğini belirleme iradesi için verdiği uzun mücadelenin adı oldu.
Bugün yeniden Moro’ya bakmamızın sebebi de biraz bu.
Seçimlerin hemen ardından, yıllardır Moro meselesini sahadan takip eden İHH Mütevelli Heyeti Başkanı Sayın Hüseyin Oruç’la konuştuk. Ayağının tozuyla Türkiye’ye dönmüşken Moro’daki son durumu, seçimleri ve bundan sonrasını sordum.
İHH’nın Moro ile ilişkisi zaten yeni değil. Yıllardır bölgede insani yardım çalışmaları yürütüyor. Bunun yanında barış sürecinin izlenmesi konusunda da önemli bir saha tecrübesi var.
2013 yılında oluşturulan Bağımsız İzleme Heyeti içerisinde İHH adına Sayın Hüseyin Oruç da görev aldı. Heyetin görevi, taraflar arasında imzalanan anlaşmaların uygulanmasını sahada takip etmek, gelişmeleri gözlemlemek ve sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunmaktı.
Her ne kadar bu çalışmalar İHH adına yürütülmüş olsa da Sayın Hüseyin Oruç’un yıllara dayanan saha tecrübesi, Türkiye’de Moro meselesini anlamak açısından önemli bir kaynak.
Ayrıca seçimleri yerinde takip eden ülkemiz adına gözlemci heyetinde bulunan AK Parti İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Turan’la da görüştüm.
Dolayısıyla bu yazıda sadece seçim sonuçlarını değil, Moro’yu sahada takip eden bu iki isimden aldığım notları ve gözlemleri de paylaşmak istiyorum.
İki görüşmede dikkatimi çeken şey, sahadan gelen gözlemlerin büyük ölçüde birbirini tamamlamasıydı.
Hasan Turan’la yaptığımız görüşmede benim açımdan önemli olan bir başka bilgi daha vardı.
Türkiye’den yaklaşık 10 sivil toplum kuruluşunun bir araya gelerek Moro’da bir üniversite kurulması için çalışmalar yürüttüğünü, hazırlıkların tamamlanma aşamasına geldiğini ve önümüzdeki dönemde üniversitenin açılmasının planlandığını ifade etti.
Bana göre bu da seçimler kadar önemli bir müjde.
Çünkü Moro’ya sadece geçmişte yaşanan acılar ve mücadeleler üzerinden bakmak yetmez. Bundan sonrası için eğitime, gençlere ve yeni neslin yetişmesine de yatırım yapmak gerekiyor.
Öncelikle halkın seçime ilgisi yüksekti.
Sandık başlarında uzun kuyruklar oluşmuş. Sıcak havaya, zaman zaman yağmura rağmen insanlar oy kullanmak için beklemiş.
Yıllarca çatışmaların gölgesinde yaşamış bir toplum, bugün kendi siyasi geleceği için sandık başında bekliyor.
Resmi verilere göre yaklaşık 2,4 milyon kayıtlı seçmenin bulunduğu Bangsamoro Özerk Bölgesi’nde 2 milyon 18 bin 478 kişi oy kullandı. Katılım oranı yüzde 84,34 oldu.
Fakat Moro’nun hikâyesi sadece sandıkta gördüğümüz bu güzel görüntüden ibaret değil.
Seçim öncesinde ve seçim günü bazı bölgelerde güvenlik sorunları da yaşandı. Özellikle eçimle bağlantılı şiddet olayları meydana geldi ve can kayıpları yaşandı.
Yani bir tarafta geleceğini sandıkla belirlemek isteyen bir halk var.
Diğer tarafta ise geçmişten bugüne taşınan bazı gerilimler ve güvenlik sorunları halâ tamamen ortadan kalkmış değil.
Moro’yu biraz da bu iki görüntüyü birlikte okuyarak anlamak gerekiyor.
Çünkü bugün sandık başına gelen insanlar, birkaç yıl önce ortaya çıkmış bir siyasi hareketin mensupları değil.
On yılların içinden geliyorlar.
2014 yılında imzalanan Kapsamlı Bangsamoro Anlaşması, 2018 yılında kabul edilen Bangsamoro Organic Law ve 2019 yılında Bangsamoro Özerk Bölgesi’nin kurulması, uzun bir sürecin önemli dönemeçleri oldu.
14 Eylül’de yapılan parlamento seçimleri ise bu sürecin yeni bir sayfasını açtı.
İlk kez Bangsamoro halkı, 80 sandalyeli parlamentonun üyelerini seçti.
Sandıktan çıkan sonuç da ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir sonuç.
Bangsamoro Federalist Party 31, United Bangsamoro Justice Party ise 30 sandalye aldı. Böylece 80 sandalyeli parlamentoda tek başına çoğunluğu sağlayan bir yapı ortaya çıkmadı.
Burada rakamlardan daha önemli bir şey var aslında.
Yıllarca aynı mücadelede omuz omuza yürüyen, aynı acıları ve aynı bedelleri paylaşan insanlar bugün seçimlere iki ayrı siyasi yapı olarak giriyor.
Bir zamanlar aynı safta, aynı hedef etrafında mücadele eden mücahitlerin bugün farklı partiler altında sandıkta karşı karşıya gelmesi, elbette üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.
Moro’da bugün iki ayrı siyasi yapı olarak gördüğümüz ana gövde, aslında aynı mücadelenin içerisinden çıkmış, aynı halkın ve aynı inancın mensubu Müslüman yapılardır.
Aralarında zaman içerisinde oluşmuş siyasi farklılıklar, farklı yaklaşımlar ve yaşanan başka gelişmeler var.
Türkiye’nin de uzun zamandır yakından takip ettiği bir süreç bu.
Fakat bu yazının amacı, Moro’daki bütün ihtilafların muhasebesini yapmak değil.
Doğrusu, uzaktan bakarak birkaç cümleyle yıllara yayılan bu ayrışmanın bütün sebeplerini tarif etmeyi de doğru bulmuyorum.
Bizi daha çok ilgilendiren başka bir soru var:
Onca yıl birlikte mücadele eden insanlar, bundan sonra farklılıklarını nasıl yönetecek?
Çünkü mücadele zamanlarında insanları bir arada tutan şeyler daha belirgindir.
Ortak acılar.
Ortak hedefler.
Zor günler vardır.
Sonra şartlar değişir.
Kazanılan alanı korumak, kurumları ayakta tutmak, siyasi rekabeti kardeşlik hukukunun önüne geçirmemek ve farklı düşüncelerle birlikte yaşayabilmek gerekir.
Asıl imtihan biraz da burada başlıyor.
Müslümanların dünyanın farklı yerlerinde verdikleri mücadelelere baktığımızda, zor zamanlarda gösterilen büyük bir dirayet görüyoruz.
Uzun yıllar mücadele ediliyor.
Ağır bedeller ödeniyor.
Sonunda önemli kazanımlar elde ediliyor.
Fakat bazen mücadeleyi kazanmak kadar, kazanılanı korumak da zor oluyor.
Çünkü artık karşınızda sadece dışarıdan gelen bir tehdit yok.
Kendi içinizde farklı düşünceler, farklı öncelikler ve farklı siyasi tercihler ortaya çıkabiliyor.
İşte ortak akıl tam burada kıymet kazanıyor.
Ortak akıl, herkesin aynı düşünmesi değil.
Aynı tarihi, aynı acıları ve aynı geleceği paylaşan insanların farklı düşünseler bile birbirlerinin hukukunu koruyabilmesi.
Siyasi rekabetin düşmanlığa dönüşmemesi.
Farklılığın ayrışmaya, ayrışmanın da yeniden çatışmaya dönüşmemesi.
Moro’nun önündeki meselelerden biri de sanırım tam olarak bu.
Türkiye’nin burada yapabileceği katkı da ayrıca önemli.
Türkiye’den milletvekillerinin seçimleri gözlemci olarak yerinde takip etmesi, Moro’daki gelişmelerin Türkiye tarafından yakından izlendiğini gösteriyor.
Ama bundan daha önemlisi, Türkiye’nin Moro’daki farklı yapılarla iletişim kanallarını açık tutabilmesi.
Türkiye’nin oradaki bütün gruplarla dengeli bir politika yürütmesi, bir tarafın yanında konumlanmak yerine farklı yapılarla iletişim kurabilmesi de önemli.
Bir tarafın yanında durmaktan ziyade herkesle konuşabilmek, gerektiğinde birbirlerini dinleyebilecekleri zeminin korunmasına katkı sunmak daha kıymetli olabilir.
Ülkemizin yapabileceği en önemli katkı, taraflardan birinin yanında görünmek değil, tarafların konuşabileceği kapıyı açık tutmaktır.
Moro’ya bizim ilgimiz de zaten biraz böyle olmalı.
Oradaki insanlara yıllarca sadece mücadeleleri üzerinden bakmadık.
Onların acılarını da sevinçlerini de kendi meselemiz bildik.
Bugün ise önlerinde başka bir dönem var.
Artık mesele yalnızca mücadele etmek değil.
Yıllarca verilen mücadelenin ortaya çıkardığı kazanımları koruyabilmek.
Bunu yaparken de birbirini kaybetmemek.
Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta burası.
Bir mücadeleyi vermek başka, o mücadelenin kazanımlarını birlikte geleceğe taşımak başka.
Moro bugün böyle bir eşiğin üzerinde duruyor.
Dileriz ki yılların acısı, mücadelesi ve bedeli yeni ayrılıkların sebebi değil; daha güçlü bir kardeşliğin zemini olur.
Biz, Moro İslami Kurtuluş Cephesi’nin ve Moro halkının yıllarca verdiği mücadeleyi nasıl kendi meselemiz bildiysek, bugün yaşanan gelişmelere de aynı gönül bağıyla bakıyoruz.
Sonuç ne olursa olsun duamız belli.
Rabbimiz, yıllarca verilen mücadelenin ve toprağa düşenlerin hatırasını Moro’nun geleceği için bir bereket vesilesi kılsın.
Moro halkına huzur, kardeşlik ve istikamet nasip etsin.
Yeni dönem, geçmişin emanetini taşıyabilecek bir olgunluğun başlangıcı olsun.