Garip zamanlardan geçiyoruz. İnsanlar bazen sahip olduğu nimetin farkına varamayabiliyor. Türkiye’miz bugün dünyanın en itibarlı devletlerinin önüne geçerken kimileri ise basiretsiz şekilde küçük hesapların peşinden koşabiliyor. Mesela anlı şanlı bir politikacı, söz şehvetine kapılıyor; davetli olduğu hayırlı törende faydalı sözler söyleyeceğine toplumu rahatsız ve huzursuz eden laflar edebiliyor.
Büyüklerimiz “İnsanlaraa hüsn-ü zan edin ama itimat etmeyin.” buyurmuş. Bu sözün hikmeti büyük. Zira, karaladığı çirkin satırlarla kendisine yardımcı olanlara hakaret eden sözde yazıcıları o ‘muhbir muhabir’leri gördük. Kendisi yan gelip yatarken, vefat etmiş abide şahsiyetlerimizin kabirlerini ziyaret eden gönül insanlarına ‘nebbaş’ diyebilme cüretini gösteren ‘kifâyetsiz muhteris’lere şahit olduk. Fitne fesat çukurunda debelenenleri Allah’a havale edip işimize bakalım.
Dostum Yakup Tutum’un internet hesabının sloganı, “Ayasofya açıldı.” şeklinde. Gördükçe seviniyor, Allah’a şükrediyor, bu hayırlı hizmete imza atanlara ve mabedimizi ibadete açanlara teşekkür ediyorum. Mevla’m kendilerinden razı olsun. Bizler cemiyet olarak iyi hoş insanlarız da kötü bir huyumuz var: Nisyan illetiyle malulüz. Bize yapılan iyilikleri de topluma edilen hizmetleri asla unutmamalıyız. Türkiye’nin nereden çıkıp nereye geldiğini göremeyenlere, ‘basiretli bakışlar’ dilerim. Milletimize, ümmetimize hizmet edenlere dua etmeliyiz. Yapılan güzellikleri göz ardı edemeyiz. Aksi takdirde haklı olarak bize “nankör” derler. Şu hadis-i şerifi keşke hiç unutmasak: “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.” Şükür de teşekkür de insana yakışır, hele Müslümana daha çok yaraşır.
Bugünlerde elime ulaşan bir şaheseri okuyorum. Adını merak etmişsinizdir: Muhteşem Mabet Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Yayınları arasında irfanımıza kazandırılan eserin proje sorumlusu İlhami Giray Şahin. Editörler: Dr. Zeynep Zelan, Doç. Dr. Mustafa Kaya, Muhammet Özdemir. Mehmed Özçay’a ait olan kapak resminde muhteşem Ayasofya’nın içerden çekilmiş fotoğrafı büyülüyor. Büyük boy 240 sayfalık prestij kitap, bütün kütüphanelerimizi süslemeli ve nesiller boyunca okunmalıdır.
Tarihe kayıt düşülen, ihtişamın ve zarafetin aynası olan eserin ‘Takdim’ yazısı, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından kaleme alınmış. Peygamber Efendimizin, ‘İstanbul’un Fethi’ne dair verdiği müjdeye dikkat çekilen ilk satırlardan sonra şöyle devam ediliyor: “Şair Sezai Karakoç’un ifade ettiği gibi, ‘Hz. Peygamberin, İstanbul’a bu kadar önem vermesi, onun Doğu’nun sözcüsü, Batı’ya karşı Doğu’nun Kürsüsü olmasındandı. Orada Ayasofya’nın bulunmasındandı. Ayasofya’nın cami olması, dinin cihanşümulleştiğinin tescili olacağındandı. Ayasofya’yı kölelikten kurtarmak, hürriyetine kavuşturmak isteğindendi.”
Ayasofya’nın tarih boyunca pek çok dönüşüme uğradığının altı çizilirken, bu mabedin “İslâm dünyasının sembol mabetlerinden biri hâline geldiği” vurgulanıyor ve şöyle devam ediliyor: “Fetihle birlikte camiye dönüştürülen ve 481 yıl boyunca ecdadımızın secdelerinin, yakarışlarının ve dualarının arşa yükseldiği mukaddes bir mekân olarak kalan Ayasofya, 1930’lu yıllarda başlatılan restorasyon çalışmalarının ardından, 24 Kasım 1934 tarihli bir Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürüldü. Danıştay 10 Temmuz 2020 tarihinde söz konusu Bakanlar Kurulu kararını iptal etti ve bu kutlu mabedin yeniden ibadete açılmasının önünde herhangi bir engel kalmadı. Devamında ise imzaladığımız 2729 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Ayasofya yeniden ibadete açıldı. Böylece Türkiye’nin ve İslâm dünyasının tarihî ve kültürel mirasının canlanması yönünde büyük bir adım atılmış oldu. Hem milletimiz hem de tüm İslam dünyası 80 yıldır hasretini çektiği bu mukaddes mabede yeniden kavuştu. Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya’nın ilelebet muhafazasını vasiyet etmiş ve cami hüviyetinin devamlılığını şart koşmuştur. Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması, bu aziz emanete kararlılıkla sahip çıktığımızın önemli göstergesidir. Ayasofya’nın asli kimliğine kavuşturulması, bu mabedin kapılarındaki zincirlerin, aynı zamanda gönüllerdeki ve ayaklardaki prangaların da topyekûn kırılıp atılmasıdır. Milletimin gönlünde büyük bir özleme dönüşen Ayasofya’nın tekrar cami olarak ibadete açılmasına ilişkin kararın alınmasını bizlere nasip eden Rabbime sonsuz hamd ediyorum.”
Birinci Bölüm’de “Kimlik, Hafıza” başlığı altındaki makaleleri görkemli resimlerin eşliğinde okuyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ayasofya Manifestosu” çok kıymetlidir. Son satırlarıyla yetinelim: “Ayasofya’nın dirilişi, Bedir’den Malazgirt’e, Niğbolu’dan Çanakkale’ye kadar tarihimizin tüm atılım dönemlerini yeniden hatırlayışımızın adıdır. Ayasofya’nın dirilişi, şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetlerini gerekirse canımız pahasına sahip çıkma kararlılığımızın remzidir. Ayasofya’nın dirilişi Buhara’dan Endülüs’e kadar medeniyetimizin tüm sembol şehirlerine verdiğimiz bir gönül selamıdır.” İkinci kısımda “Türk Basınından Seçme Yazılar” bulunuyor. Yahya Kemal, İsmail Hami Danişmend, İbrahim Hakkı Konyalı, Sezai Karakoç, Nazım Hikmet, Nizamettin Nazif, Necip Fazıl, Peyami Safa, Eşref Edib ve Osman Yüksel Serdengeçti’nin Ayasofya’ya güzellemeleri… Hey müzmin muhalifler! Uyanın artık: “Ayasofya açıldı!” Dalga dalga yayılan ezanı duyabiliyor musunuz?