“Jeffrey Epstein Pedofili ve Fuhuş Davası” ile tekrar gündeme gelen, yönetmenliğini Alejandro Monteverde’nin yaptığı “Sound of Freedom (Özgürlüğün Sesi)” isimli sinema filmi; ABD merkezli pedofili ve çocuk pornografisi çetelerinin uluslararası güç odaklarıyla olan karanlık bağlantılarını anlatan, biyografik dram-gerilim film türünün başarılı örnekleri arasında yer almaktadır.

Senaryosu gerçek bir hikâyeden uyarlanan Sound of Freedom’un başrol oyuncusu, “Tutku: İsa’nın Çilesi (The Passion of The Christ)” filminde İsa Mesih rolüyle ünlenen, Amerikalı aktör James Caviezel’dir.

Filmde, on iki yıl boyunca CIA’de ajanlık yapan Tim Ballard’ın başından geçen yaşanmış olaylar anlatılıyor. Ajan Ballard, ABD’de çocuk pornografisi videoları çeken ve bunların dağıtımını küresel çapta yapan bir çeteyi yakın takibe alıyor. İşin içine girdikçe bu çetenin Tayland, Honduras ve Kolombiya ile bağlantılarının olduğunu tespit ediyor.

Hayatını riske atma pahasına bu karanlık ilişki ağının üzerine giden ajan Ballard, küçük çocukların uygunsuz vidolarını çeken pedofili fuhuş çetelerinin; küresel güç odaklarıyla olan ilişkilerini, istihbarat örgütleri tarafından nasıl korunup kollandığını dünya kamuoyuna duyurma karar alıyor.

Çekimleri 2018 yılında biten ve 14,5 milyon dolar bütçesi olan Sound of Freedom’un yayın haklarını elinde bulunduran Walt Disney Company Şirketi, büyük emek harcanan filmi hiçbir sebep göstermeksizin, 4 yıl boyunca vizyona sokmadı. Bunun üzerine filmin tüm yayın hakları, 2023 yılında Angel Studios isimli başka bir dağıtım ve medya şirketi tarafından satın alındı. Angel Studios, tüm baskı ve engellemelere rağmen Sound of Freedom’u hemen vizyona soktu ve gişede 251 milyon dolar gibi beklentilerin çok ötesinde bir başarı elde etti.

Filmin başrol oyucusu James Caviezel, “Senaryoyu okuduğumda çok etkilendim, bana yönelik her türlü taciz ve tehdide rağmen bu projede yer almak istedim.’’ açıklamasıyla o dönem ABD kamuoyunda epey konuşulmuştu. Ünlü aktör, yıllar geçmesine rağmen hala tehditler aldığını ve CIA tarafından taciz edildiğini de belirtmişti. Bir başka röportajında ise çocuk pornografisi ve pedofili suç örgütlerini koruyan güç odaklarına şu ifadelerle meydan okumuştu:

“Yaptıklarınızın bedelini ödemek zorunda kalacaksınız. Medya, senden hiç korkmuyorum. Sen şeytansın! Küresel çocuk kaçakçılığı insanlığın en büyük belasıdır ve ne Kongre ne de 3 harfli kurumlar, çocukların annelerinden koparılmasına karşı çıkmıyor. Çocuklara ne için ihtiyacınız var? Organlarını çalmak için mi? Kanlarından adrenokrom çıkarmak için mi? Tüm bu dünya sistemini, siz Amerikalıların bilmediği kişiler yönetiyor. Ve kendilerine ‘SEÇKİNLER’ diyorlar.”

ABD’de her yıl 800 binin üstünde göçmen çocuğun kaybolduğu ve bu çocuklardan bir daha haber alınamadığı düşünüldüğünde, ABD çocuk pornografi sektörünün hangi kaynaklardan beslendiği rahatlıkla anlaşılıyor.

Küresel çocuk pornografisi, çocuk ticareti ve fuhuşu ağının kontrolü, Siyonist-Evanjelik odaklar ile CIA, MOSSAD, MI6 gibi güçlü istihbarat örgütlerinin elinde… Hollywood da beyazperdenin sihirli gücünü kullanarak, bu ahlaksızlığa destek veriyor.

Tüm dünyaya sözüm ona adalet, demokrasi, hümanizm ve özgürlük dersi veren Hristiyan-Yahudi-Pagan medeniyeti, gölge oyunu yaparak İblis’e hizmet etmeye devam ediyor.