Tuttuğunu koparır azim bir iradeye, sert bir disipline, son derece hareketli özelliklere sahip olduğu için “Yavuz” lâkabıyla bilinen Sultan I. Selim[i] 24 Nisan 1512’de babası Sultan Bayezid’in tahttan feragati üzerine Osmanlı tahtına çıkmıştı. Ahali, Ehl-i sünneti tedirgin eden Şiî belâsının çözümü için, kudretli bir el olarak baştan beri Selim’i arzu ediyor, bu işin halli için ona güveniyordu. Sultan Selim de İslâm dünyasını birleştirme gibi büyük hedeflerin adamıydı. Meşhur beytinde:

Milletimde ihtilâf ü tefrika endişesi, kûşe-yi kabrimde dahi bî-karar eyler beni

Müttehitken savlet-i a’dayı def’a çaremiz, ittihad etmezse millet, dağdar eyler beni, diyordu. Bu beyitte hem birlik vurgusu, hem ayrılık korkusu birlikte işlenmiş, bu beraberliğin temin edilemeyişinin kendisi için yürek yakıcı olacağını belirtiyordu.

***

Sultan Selim tahta geçtiğinde, babası Bayezid’in (II.) Selim’den başka iki oğlu ve dokuz torunu bulunuyordu. Onların varlığı Osmanlı Devleti’nin birliği için tehlike teşkil ediyordu, Sultan Fâtih, kardeşlerin imhasını tavsiye eden meşhur Kanunname’sini devletin kıyamete kadar bekâsını temin için düşünmüştü. Bu sırada şehzadelerin fazıllarından olan, ilim ve kemali ile bilinen Şehzade Korkut, Manisa Sancakbeyi bulunuyordu. Kardeşi Selim’e gönderdiği bir mektupla ilimle meşgul olduğunu, tahtta gözü olmadığını, iktidar düşünmediğini bildirmiş, Yavuz da ağabeyine, bu hali devam ettikçe kendisine bir zarar verilmeyeceği teminatını vermişti. Zaten babasının vasiyeti de bu istikamette idi. Onu Manisa Sancağı’nda hür bıraktı. Ancak istihbaratı sonunda onun da isyan eğiliminde olduğunu öğrenerek, Bursa’da bulunduğu bir sırada birdenbire Manisa üzerine yürüdü. Kardeşinin geldiğini haber alan Şehzade Korkut, onunla başa çıkamayacağın anlayarak Teke İli’ne kaçmış, izini kaybettirmeyi başarmıştı. Aramalar sürdüğü sırada Teke İli Türkmenlerinden bir grup, kendisinin saklandığı yeri öğrenmiş ve Yavuz’un adamlarından Piyâle Bey’e bildirmişti. Korkut yakalanmıştı. Kapıcıbaşı Sinan Ağa, şehzadeyi büyük bir hürmetle karşılamış, saygıda kusur etmemişti.

***

Bursa’ya gidiyorlardı... Yolculukları sırasında akşam olmuştu. Korkut, hayatından ümit kesmiş olmakla beraber, yine de içinde bir kurtuluş ümidi taşıyordu. Hünkârla yüz yüze gelirse onu ikna edeceğini umuyordu. Konak yerine yerleştikten sonra yorgunluktan derin bir uykuya dalmıştı. Gecenin ileri bir saatinde cellâtlar içeri dalmışlardı. Gürültüye uyanan Şehzade, her şeyin bittiğini anlamış, yine de soğukkanlılık göstermiş:

“Bize ölüm mü emrolundu,” diye sormuştu.

Cellâtlar:

“Cenab-ı Allah, inşallah cennetiyle müşerref kılar,” diye duada bulundular.

Bunun üzerine Korkut:

“Karındaşıma mektup yazmak isterim,” demişti.

Kendisine kâğıt kalem sağlanmış, o da Sultan Selim’e bir saat süren uzunca bir mektup yazmıştı. Cellâtlar mektubun yazılmasını sabırla beklediler, fakat sonunda yağlı ip Korkut’un boynuna geçirilmişti. Şehzadenin nâşı, ertesi gün Bursa’ya vasıl olmuş, yazdığı mektup Hünkâr’a teslim edilmişti. Sultan Selim, mektubu okurken gözyaşlarına boğulmuş, büyük üzüntü yaşamıştı. Şehzadeler bu şekilde hayata veda ettiklerinde herhangi bir merasim yapılmazdı; ancak Sultan Selim, ağabeyi için muhteşem bir cenaze töreni yapılmasını emretmiş, geleneklere aykırı olarak, ölen padişah imiş gibi üç gün resmî yas ilân etmişti!

***

Bu sırada Sultan’a, şehzadenin gizlendiği yeri haber verip ele geçirilmesini sağlayan on beş kadar Teke İli Türkmeni’nın Bursa’ya gelmiş olduğunu haber vermişlerdi.

Sultan Selim hiddetle:

“Ne isterlermiş bu mel’unlar?” diye gürledi.

“Padişahımıza hizmet ettik, mükâfat bekleriz, derler sultanım.”

Yavuz acı acı güldü.

“Bana ettikleri hizmet, merhum biraderime ihanettir. Hizmetlerinin mükâfatını, ihanetlerinin mücazatını görsünler! Türkmenlere birer donanmış at, birer kaftan yüzer altın ihsan edilsin, sonra da boyunları vurulsun!”

Onlara mükâfatları verildikten sonra bağırıp çağırmaları ve yalvarmalarına aldırış edilmeden boyunları vurulmuştu.

Bu, onların Şehzade Korkut’a olan ihanetlerinin cezasıydı.


[i]Bundan 506 yıl önce, 22 Eylül 1520’de vefat eden Sultan I. Selim’in anısına.