Bir zamanlar, savaşların, zulmün ve katliamların ortasında Avrupa’dan gemilere binerek Filistin topraklarına sığınan siyonistler vardı. Kendilerini mazlum olarak tanıtan, dünyaya “bize kapı açın” diyen bir topluluk… O günlerde gözyaşı dökenler, bugün başkalarının gözyaşına sebep olan bir güce dönüştü.

Tarih, bazen en acı ironilerini en sert şekilde yazar.

Sığınılan topraklar zamanla sahiplenildi, ardından gasp edildi. Evler boşaltıldı, köyler yakıldı, şehirler kuşatıldı. Filistin halkı kendi yurdunda mülteci hâline getirildi. Dün kapı arayanlar, bugün kapıları kıranlara dönüştü. Dün zulümden kaçanlar, bugün zulmün faili oldu.

Fakat tarih sadece yükselişleri değil, çözülüşleri de kaydeder.

Bugün gelinen noktada, korkunun gölgesi o işgal edilmiş toprakların üzerine çökmüş durumda. İsrail terör şebekesinin güvenlik duvarları, demir kubbeleri, ileri teknoloji silahları… Hiçbiri kalplerindeki korkuyu bastırmaya yetmiyor. Çünkü zulüm, sahibine huzur vermez. Adaletsizlik üzerine kurulan hiçbir düzen kalıcı olmaz. Dolayısıyla bir zamanlar vadedilmiş topraklara! sığınan çeteler vadedilmiş füzelerden kaçmak için bugün vadedilmiş gemilerle! işgal ettiği topraklardan defolup başka ülkelere sığınıyorlar.

İnsanlık tarihi bize şunu öğretir:

Toprak, yalnızca güçle değil; adaletle, merhametle ve hakka riayetle elde tutulur. Aksi hâlde o toprak, sahibini bir gün sırtından atar.

Bugün İsrail'in işgal ettiği topraklarda İran füzelerine hedef olması, sadece bir siyasi veya askerî gelişme değildir. Bu, aynı zamanda bir hakikatın tecellisidir:

Mazlumun ahı yerde kalmaz.

İsrail'in güç sarhoşluğu içinde yıllarca görmezden geldiği gerçekler, şimdi kapıyı çalmaktadır. Ve o kapı, bir zamanlar başkalarına kapatılan kapıdır.

Dünya artık şunu daha net görüyor:

Adalet olmadan güvenlik olmaz. Hak gasbıyla kurulan düzenler, er ya da geç kendi içlerinde çatırdar.

Bu bir temenni değil, tarihin değişmez yasasıdır.

Bugün yaşananlar, sadece bir sonun başlangıcı değil; aynı zamanda bir yüzleşmenin de eşiğidir. İnsanlık ya zulmün karşısında daha gür bir ses çıkaracak ya da bu döngünün bir parçası olmaya devam edecektir.

Unutulmamalıdır ki;

Hiçbir zulüm ebedî değildir.

Hiçbir haksızlık sonsuza kadar sürmez.

Ve hiçbir kaçış, hakikatten daha hızlı değildir.