Değerli okurlarım: Bugün soframıza gelen ekmeğin, etin, sütün ve yumurtanın neden eskisi gibi olmadığını sorgulayan az sayıda insan bulunmaktadır. “Çocukluğumuzdaki domatesin kokusu yok”, “etin tadı kalmadı”, “süt eskisi gibi değil” sözlerini artık her ortamda duyuyoruz. Peki bu değişim nasıl başladı? Gelin hep birlikte geçmişe bir yolculuk yapalım.
1950'li yılarda Türkiye nüfusunun %82’si çiftçidir. Çiftçilere Marshall Yardımı kapsamında bankalarca kredi imkânları sağlanarak taksitle traktör satın almaları teşvik edilmiş, böylece tarımda makineleşmenin hız kazanmasıyla daha fazla mahsul elde edilmiştir. Ancak bu süreçte çiftçiler, satın aldıkları traktör ve tarım makineleri nedeniyle ilk kez bankalara borçlanmak zorunda kalmışlardır.
O tarihlerde Anadolu insanı kar kılçıklı buğdayını kendi ekip, biçerdi. Türkiye kendi ihtiyacını karşıladıktan sonra geriye kalan, buğdayını da başka ülkelere ihraç ederdi. ABD'nin o yıllarda gıda alanında geliştirdiği ve kısa bir gelecekte yararlandığı ve adına, sonora dediği bitki genetiğinin değiştirilmesi sonucu, üretimi arttırma yolunda yaptığı bir araştırma, kendi tarımında büyük ilerleme kaydetti.
Türk toplumunun temel besin maddesi olan karakılçıklı doğal buğdayın yerine, genetiği değiştirilmiş tohum buğdaylar, Amerika tarafından Türkiye’ye hibe edilmeye başladı. Türk köylüsü artık bu Amerikan buğdayını kendi topraklarında tohum olarak kullanmaktaydı. Artık doğal kara kılçık Anadolu buğdayı toprakla buluşmuyordu. Amerikan planı tıkır tıkır işliyordu. Buğdaydan hemen sonra, hayvancılık sektöründeki süt ürünlerine el atıldı. Marshall yardımları süt üreticilerine de darbe vurdu. Türkiye, artık yavaş yavaş ABD’nin yörüngesine girmişti. Ülkenin başına gelen en tehlikeli meselelerden biri Marshall Yardımı kapsamında Türk çocuklarının maruz kaldıkları gıda saldırısıydı.
O dönemde süt tozlarının piyasaya sürülmesiyle, süt üreticisine de darbe vuruldu. Nitekim, o yıllarda sütün litresi 100 kuruştan satılırken, süt tozunun kilosu ise 30 kuruşa satılıyordu.
Anlaşma gereğince Marshall yardımı kapsamında gelen, bu süt tozundan ilkokul öğrencilerinin tamamı yararlanacaktı. Bu nedenle, okullarda öğrenciler, süt tozları tüketmeye başladı. İlk okula başladığım o yıllarda, bizede süt tozu okuldan verildi. Rahmetli anne ve babam süt dururken, süt tozuda ne oluyor diyerek tepki göstermiş, bize süt tozu içirmemiştiler.
Köylerde hayvancılığın yaygın olarak yapıldığı bu dönemde, okula giden çocuklar süt ve süt ürünlerine doğal yollarla ulaşabildikleri halde, maalesef süt tozu tüketmek zorunda kalmışlardı.
Marshall Yardımının temel hedeflerinden biri de buydu. Süt tozu gibi gayet masum görünen malzemeler vasıtasıyla toplumun hücrelerine nüfuz etmek ve Türk gençliğinin doğal yolla beslenme alışkanlıklarını değiştirerek, geleneksel beslenme yöntemlerini değiştirmekti.
1950'li yıllarda Türkiye nüfusunun yaklaşık %82'si çiftçilikle uğraşırken, bugün bu oran %15 civarındadır. Köyler boşalmış, insanlar iş ve yaşam umuduyla şehirlere akın etmiştir. Toprağı eken, biçen ve üretim yapan köylü sayısı her geçen gün azalmaktadır.
Bu durumun ortaya çıkmasında artan gübre, mazot ve üretim maliyetlerinin yanı sıra şehir hayatının gençlere daha cazip gelmesinin de önemli bir etkisi olmuştur. Ancak üzerinde düşünülmesi gereken asıl mesele şudur: Köylü üretmez, toprağını ekmez ve tarımdan uzaklaşırsa, biz sağlıklı ve güvenilir gıdaya nasıl ulaşacağız?
Bu nedenle köyleri yeniden cazip hale getirecek politikaların hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Şehirlerden köylere doğru tersine göçü teşvik edecek projeler geliştirilmeli, tarım ve hayvancılıkla uğraşacak gençlere destekler sağlanmalıdır.
Ayrıca devlet, Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla üreticinin ürününü doğrudan satın alarak hem üreticiye güvence vermeli hem de tüketicinin uygun fiyatla sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlamalıdır. Böyle bir modelde üretici kazanacak, tüketici kazanacak ve ülke ekonomisi de güçlenerek devlet kazançlı çıkacaktır.