Bugün tesettür konuşulurken mesele çoğu zaman kumaşa, renge, modele ve modaya indirgeniyor. Oysa tesettür, bir kıyafet tercihi olmaktan önce Allah’ın emrine teslimiyetin bir göstergesidir. Mümin için asıl soru, “Bu kıyafet moda mı?” değil; “Bu kıyafet Rabbimin razı olacağı ölçülere uygun mu?” olmalıdır.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: Dış örtülerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınmaları ve incitilmemeleri için daha uygundur.” (Ahzâb, 59)
Bu ayet, tesettürün kişisel zevkten ibaret olmadığını ortaya koyar. Çünkü mümin, hayatının her alanında olduğu gibi giyiminde de Allah’ın belirlediği sınırları gözetir.
Tesettürün özü yalnızca başı örtmek değildir. Örtünün vücut hatlarını belli etmemesi, şeffaf olmaması, dikkat çekici bir teşhir aracına dönüşmemesi ve kişinin mahremiyetini koruması da tesettürün ruhuyla ilgilidir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Giyinik oldukları halde çıplak olan kadınlar...” (Müslim, Libâs, 125)
Buradaki uyarı son derece düşündürücüdür. İnsan üzerinde kıyafet bulunabilir; fakat o kıyafet örtme görevini yerine getirmiyorsa, görünüşte giyinmiş olmak tesettürün gerçek anlamını karşılamayabilir.
Öyleyse ölçü nedir?
Bol olacak, vücut hatlarını belli etmeyecek. Şeffaf olmayacak. Hayâyı koruyacak. Gösteriş ve teşhir amacı taşımayacak.
Ancak tesettürün ölçüsü yalnızca renk değildir. “Siyah giydim, o halde tesettür tamamdır” demek doğru değildir. Aynı şekilde her renk veya her güzel kıyafet otomatik olarak tesettüre aykırı değildir. Esas olan örtünme, haya ve dikkat çekmeme ölçülerinin korunmasıdır.
Tesettür, insanın kendisini küçültmesi değil; kendisini Allah’ın emrine göre konumlandırmasıdır.
Bugün moda dünyası insana sürekli “Daha fazla görün, daha fazla dikkat çek, bedenini sergile, beğenil ve fark edil” mesajını veriyor.
İslam ise insana başka bir değer ölçüsü sunuyor:
“Senin değerin insanların bakışında değil, Allah’ın katındadır.”
İşte tesettürün asıl mesajı budur.
Fakat tesettürün sadece kıyafetten ibaret olduğunu düşünmek de büyük bir yanılgıdır. Bir insan bedenini örterken diliyle insanları incitiyorsa, kalbi kibirle doluysa, davranışlarında haya yoksa tesettürün ruhunu eksik bırakıyor demektir.
Kur’an şöyle buyurur:
“Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar...” (Nûr, 30)
Hemen ardından kadınlara da gözlerini sakınmaları ve iffetlerini korumaları emredilir. Demek ki İslam’ın haya anlayışı yalnızca kadının kıyafetine yüklenen bir sorumluluk değildir. Erkeğin de bakışıyla, sözüyle ve davranışıyla bir sorumluluğu vardır.
Tesettür, kadını suçlamak için değil, toplumu hayâ ve iffet üzerine inşa etmek için vardır.
Bu nedenle tesettürü savunurken ölçüyü kaçırmamak gerekir. Tesettürlü kadını küçümsemek ne kadar yanlışsa, tesettürü yalnızca bir kıyafet markasına, moda tarzına veya toplumsal gösteriye dönüştürmek de o kadar yanlıştır.
Çünkü gerçek tesettür, bedeni örterken ahlakı güzelleştirmektir.
Sonuçta mesele kumaş değil, itaattir.
Mesele moda değil, ölçüdür.
Mesele insanların beğenisi değil, Allah’ın rızasıdır.
Tesettür, yalnızca üzerimize aldığımız bir elbise değildir.
Tesettür; Allah’a itaatin, hayânın, iffetin ve mümince bir duruşun dışa yansımasıdır.
Ve insanın asıl güzelliği, insanların kendisine bakarken ne gördüğünden önce, Allah’ın kendisine bakarken ne gördüğüdür.