“Ehl-i Beyt’i sevmek Alevilik ise bütün dünya şahit olsun ki ben Aleviyim.”
Bu söz, aslında bugün ihtiyaç duyduğumuz çok önemli bir hakikati hatırlatıyor: Ehl-i Beyt sevgisi bir mezhebin, bir cemaatin veya bir topluluğun tekelinde değildir.
Hz. Peygamber’i (sallallahu aleyhi ve sellem) seven, onun Ehl-i Beyt’ine de muhabbet besler. Hz. Ali’yi sevmek, Hz. Hasan’ı ve Hz. Hüseyin’i sevmek, Peygamber Efendimizin ailesine hürmet göstermek Müslümanın gönlündeki sevginin bir parçasıdır.
İmam Şâfiî’ye nispet edilen meşhur söz de bu anlayışı güçlü biçimde ifade eder:
“Ehl-i Beyt’i sevmek Râfızîlik ise iki cihan şahit olsun ki ben Râfızîyim.”
Burada verilmek istenen mesaj son derece açıktır: Ehl-i Beyt sevgisi bir suçlama veya ayrışma sebebi değil, Müslümanları ortak bir sevgi etrafında buluşturabilecek büyük bir değerdir.
Ali’siz Alevilik olmaz
Fakat burada daha önemli bir noktaya geliyoruz:
Ali’siz Alevilik olmaz.
Çünkü “Alevilik” kelimesinin merkezinde Hz. Ali sevgisi ve Hz. Ali’ye nispet vardır. Hz. Ali’yi bu anlayıştan çıkarırsanız geriye ne kalır?
Elbette Hz. Ali’yi sevmek yalnızca onun ismini anmak değildir.
Ali taraftarı olmak, Ali’nin yolunda olmaktır.
Hz. Ali nasıl Allah’a kulluk ettiyse kulluk etmektir. Nasıl namaz kıldıysa namaz kılmaktır. Nasıl oruç tuttuysa oruç tutmaktır. Allah’ın helal ve haramlarına nasıl riayet ettiyse aynı hassasiyeti göstermektir. Adaleti nasıl savunduysa adaleti savunmak, haksızlık karşısında nasıl durduysa zulme karşı durmaktır.
Bugün “Ben Hz. Ali’yi seviyorum” demek kolaydır.
Asıl mesele şudur:
Hz. Ali’nin ahlakını taşıyor muyuz?
Hz. Ali’nin adaletini yaşatıyor muyuz?
Hz. Ali’nin ibadet hassasiyetini taşıyor muyuz?
Hz. Ali’nin Allah’a bağlılığını örnek alıyor muyuz?
Çünkü insan sevdiğinin izinden gider.
Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.”
(Âl-i İmrân, 3/31)
Demek ki gerçek sevginin bir ölçüsü vardır: İtaat ve takip.
Hz. Ali sevgisinin de ölçüsü sadece söz değil, davranıştır.
Ali’yi sevdiğini söyleyip Ali’nin hayatından uzaklaşmak; onun adını yaşatıp onun ahlakını terk etmek büyük bir çelişkidir.
Çünkü Hz. Ali, hayatını Allah’a kulluğa adamış bir insandır. Onu gerçekten sevmek, onun Allah’a bağlılığından ibret almaktır.
Ali bir ayrışma değil, ortak bir değerdir
Hz. Ali üzerinden insanları birbirine düşürmek yerine, Hz. Ali’nin adaletini ve güzel ahlakını toplumun ortak değeri hâline getirmek gerekir.
Sünnî de Ali’yi sever, Alevî de Ali’yi sever. Mesele kimin daha çok sevdiğini tartışmak değil, kimin Hz. Ali’nin güzel ahlakını daha fazla hayatına taşıdığıdır.
Bugün birbirimize “Sen Alevîsin, sen Sünnîsin” diyerek duvarlar örmek yerine, Hz. Ali’nin bize bıraktığı adalet, kardeşlik, takva ve güzel ahlak mirasına bakmalıyız.
Çünkü Ali sevgisi insanları birbirinden uzaklaştıran değil, birbirine yaklaştıran bir sevgi olmalıdır.
Ve sözün özü şudur:
Ehl-i Beyt’i sevmek Alevilik ise bütün dünya şahit olsun ki ben Aleviyim.
Ama bunun hemen arkasından şu soruyu da sormak gerekir:
Ali’yi seviyorsak Ali gibi yaşamaya ne kadar gayret ediyoruz?
Çünkü Ali’siz Alevilik olmaz; fakat sadece isimde kalan Ali sevgisi de gerçek anlamda Ali taraftarlığı değildir.
Ali’yi sevmek gönülde başlar;
Ali’nin yolunda yürümek ise amellerde kendini gösterir.
İşte gerçek mesele budur.