0

İdeal bir beşeri hayatta, bazı olmazsa olmazlar vardır. Bunun mihenk taşlarını samimiyet, saygı, kanaat, empati ve evrensel insani kurallar temsil eder. Böyle bir atmosferde, "ben merkezci" felsefenin hüküm sürmesi elbette ki beklenemez. Çünkü aleyhte gelişen hadiseler, bu vesileyle bir hazımsızlığa neden olamayacaktır kesinlikle.

Toplumsal huzur da böyledir. Yani MİLLİ, MANEVİ ve HUKUKİ bir perspektifte, HAYATI ETİK DEĞERLERE dayandırmak gibi bazı şartları mevcuttur. Günümüzde ise en çok ihtiyaç duyduğumuz olgu, bu tarz bir ortak akıl inşa etmekten geçiyor malumunuz. Hem de şucu, bucu… vs. bir ayrım yapmaksızın.

Bu sağlandığı takdirde; lafa gelince "Canım Memleketim" icraatta ise PKK şakşakçılığı yapmak NOMRAL KOŞULLARDA nasıl karşılık bulabilir ki? Peki, 15 Temmuz hainleriyle, hala birlikte görünülebilinir mi? Yahut seçilmiş meşru hükümete, bir takım menfaat karşılığı hiç kast edilebilir mi? El cevap: Tabi ki hayır…

Aslında tüm sırrının, "normal koşullarda" gizli olduğunu söyleyebiliriz. Buda işin boyutunu çok farklı mecralara sürüklüyor. Zira Yeni dünya düzeni emperyalizminin, "toplumsal mutabakat" kavramına ne denli alerjisi olduğunu, bugün çocuklar dahi biliyor. Hele de söz konusu küllerinden doğan bir Türkiye ise, bundan taviz vermedikleri aşikar.

Zaten bu sebepten ötürü, toplumsal mutabakatı ayakta tutan değerler, hep birileri tarafından hedef alınmıyor muydu? Atatürk büstüne ard arda yapılan saldırılardan tutunda, her Ramazan Bayramı öncesi başlatılan oruç manipülasyonu aynı izleri taşıyor o cihetle.

Bu çerçevede kürtaj gibi bir caniliği savunup, Kurban Bayramını malzeme etmelerini yadırgamamak lazım… Zira inanca saygının; sadece kendileri için geçerli sanmaları, zamanımızda inkar edilemeyecek bir vakıa. Belki de biz öyle zannediyorduk, bilemiyorum… Kaldı ki her sene "vurun abalıya" sahnesini aratmayan bu tavır, elitist bir bakıştan daha fazlasını ifade etmiyor mu sizce de?

***

Benzer bir esbabı, Adalet puntosuyla başlatılan yürüyüşte de görmüştük. Ne var ki bu eylem, hemen aklımıza "kime göre, kim için ve ne için adalet" sorularını getirecek kadar şüphe vericiydi. Yoksa başları sıkışınca; hukuktan ziyade devamlı sokağı işaret etmeleri, fazla söze hacet bırakmıyor. Hiçbir özgürlük kavramı, nizamı ayakta tutan kanunları çiğnemek olamazdı neticede.

Şimdi ise bu yetmezmiş gibi, yürüyüşün tamamlayıcısı konumunda bir Adalet Kurultayı düzenlendi. Hem de sıkı durun! "Devlette, yaşamda, mahkemede, seçimde,… ve inançta adalet" başlıklarıyla… Şaka yapmıyorum gerçekten… Öyle ki şehitler diyarında; sabah bunlar konuşulurken, akşamında da sazlı sözlü roman havası oldukça trajik.

Bu manzarayı gördüğümüzde; "Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz" ayeti aklımıza gelmiyor değil. Kurultaya katılan bazıları ise bu düşünceyi pekiştiriyor. Yani "önceki yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır" mukabilinde. Gerçi kendi ülkesini batıya şikayet eden bir akıldan, başka ne beklenirdi ki Allah aşkına? Anlayacağınız; sergilenen ikircikli tavrın, önümüzdeki seçimler için bir göz boyamadan ibaret olduğu açık.

Hülasa; milli duyguların ortak zeminde paylaşabileceği bir iklimi var etmek, bekamız adına bugünün en büyük görevidir üzerimizde. Bu noktada toplumsal kabul edilmişlikleri yaftalamak isteyenlere, kulak asmamakta bir o kadar elzem… İltifat marifete tabidir diye bir realite var sonuçta. Birilerinin fitne kulvarına çekilmek ise, kendileri adına reyting anlamını taşıyacaktır ki reklamın iyisi kötüsü olmayacaktır.

Sn. Cumhurbaşkanımızın; "tıpkı Sultan Alparslan'ın, Yavuz Sultan Selim'in, Gazi Mustafa Kemal'in yaptığı gibi, ancak bir ve beraber olursak bu zulmün önüne geçebiliriz" sözlerini bu manada okumalıyız. Çünkü belirli kriterlerde sevgi ve saygı mefhumları işletilince, neler yapabileceğimiz inkar edilemez. Nitekim 1071 Malazgirt, 18 Mart Çanakkale, 19 Mayıs 1919 Kurtuluş Savaşı… bunun en bariz örnekleriydi. Tıpkı 15 Temmuz ruhunda olduğu gibi.

Not: Kurban Bayramınızı içten doygularımla kutlar, Rabbimden hayırlar gitmesini dilerim.

Vesselam.