Bayrak bu milletin, amentüsü, imanı, onuru, bağımsızlığı, şerefi, namusu, vatanı, kanı, canı, canından öte vatanıdır. Kim bu kutsala tasallut ederse bu aziz vatanın düşmanıdır. Ve her zerresi şehit kanıyla sulanmış bu vatanda yaşamaya hakkı yoktur. NOKTA.

*

Terör örgütü PKK/YPG ve uzantısı SDG’nin Halep’teki sivil yerleşim yerlerine düzenlediği saldırılar nedeniyle Suriye ordusunun 8 Ocak’ta destansı bir süpürme operasyonu başlatmıştı. Suriye ordusu, terör örgütü PKK/YPG ve uzantısı SDG’ye yönelik operasyonlar kapsamında Halep’in Eşrefiyye ve Şeyh Maksud Mahallesi’ni, Fırat Nehri'nin batısında yer alan Deyr Hafir ve Meskene’yi, Tabka’yı, Fırat Nehri’nin doğusundaki Rakka’yı, Haseke’yi, Deyrizor’u, Münbiç’in güneybatısındaki Tişrin Barajı’nı terör örgütünün elinden kurtarıp, bölgede kontrolü sağladı.

Suriye ordusunun Fırat hattındaki süpürme operasyonu, İsrail’in Golan’dan Irak’a uzanmayı hedefleyen “Davut Koridoru” planını da fiilen çökertti.

KARANLIK ELLER KAOS BUTONUNA BASTI!..

Suriye ordusu, Kamışlı ve Haseki ve Ayn el-Arab (Kobani) hattında verilen sözlerin yerine getirilmesi için eller tetikte beklerken, bölgedeki operasyonları bahane eden bir avuç kansız Nusaybin'de bayrağımıza kirli ellerini uzatarak, büyük alçaklık sergiledi.

Kandan beslenen PKK ve paydaşları 20 Ocak’ta Nusaybin-Kamışlı sınır hattında Türk bayrağına provokatif hain bir saldırı gerçekleştirildi. Bayrak provokasyonuyla yeni bir “kan banyosu” senaryosu için düğmeye basıldı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Lideri Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’te Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda DEM’lilere el uzatarak başlattığı “Terörsüz Türkiye” süreci yeni bir boyuta evrildi. “Terörsüz Türkiye” sürecini Meclis’te yürütmek yerine Nusaybin’e taşıyan DEM Parti temsilcileri yine, yeniden büyük bir sorumsuzluk örneği sergiledi.

TÜRKLE KÜRT ETLE TIRNAK GİBİ...

Fakat nafile!..

Bir kez daha etnik köken bir tarafa bırakılarak; Türküyle, Kürdüyle, Zazasıyla, Lazıyla, Çerkeziyle, Gürcüsüyle, Abazasıyla, Romanıyla, Boşnağıyla, Arnavuduyla, Sünnîsi, Alevîsiyle tek millet olmanın, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde yaşamanın coşkusu haykırıldı. Şu asla unutulmamalı ki, bağımsızlığımızın sembolü şanlı al bayrağımıza uzanan her el, bu milletin ortak değerlerine uzanmıştır. Devlet yarına bırakır amma yapılan hainliği kimsenin yanına bırakmaz.

Emperyalistler, 15 Ağustos 1984 akşamı Eruh ve Şemdinli’de piyasaya sürdükleri eli kanlı PKK’yla, 47 yıldır Türk-Kürt kardeşliğini yok etmek için asker, polis, korucu, sivil, çocuk, bebek demeden 16 bine yakın insanı şehit edip, 30 binden fazla masumu yaralayarak oluk oluk kan akıttı. Beslendikleri kandan medet umanların çabası artık beyhude... Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi kirli oyunlara tevessül ederlerse etsinler; Türkle Kürt etle tırnak gibidir, birbirinden ayırmak insanlık fıtratına aykırıdır. Ve “Terörsüz Türkiye” ideali bütün provokasyonlara rağmen başarıya dünden daha yakındır.

***

CABER KALESİ, SÜLEYMAN ŞAH’I BEKLİYOR...

Bu gelişmelerle birlikte bir şey daha oldu. 11 yıl önce Suriye'deki toprağımızı işgal eden DEAŞ, PKK/YPG ve uzantısı SDG terör çetelerinin elindeki vatan toprağımız Karakozak tekrar özgürlüğüne kavuşturuldu. Nereden ve neden bahsediyoruz?..

Fransa ile Türkiye arasında 1921 yılında yapılan Ankara Antlaşması gereğince Suriye içerisindeki Caber Kalesi eteğindeki bölge Türk toprağı olarak kabul edilen ve Süleyman Şah Türbesi’nde Türk askerlerinin nöbet tuttuğu yerden... Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah’ın türbesi ve iki askerinin naaşlarının bulunduğu, Türkiye’nin sınırları dışındaki tek vatan toprağı olan yerden... Yani asırlardır hüküm sürdüğümüz ata toprağımızdan...

Esad Gölü üzerinde inşa edilen baraj bahane edilerek 1973 yılında ilk ve orjinal yeri olan Caber Kalesi eteklerindeki Süleyman Şah Türbesi, Karakozak köyüne taşınmıştı. Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu, son olarak 22 Şubat 2015 yılında Suriye iç savaşı ve güvenlik nedeniyle TSK tarafından gerçekleştirilen Şah Fırat Operasyonu’yla ikinci kez geçici olarak Türkiye-Suriye sınırındaki Suriye Eşmesi’ne taşınmıştı.

Artık Süleyman Şah’ın ruhunu şâd etmek için asıl ebedi istirahatgâh yeri olan Caber Kalesi eteklerine nakletme vakti geldi.