Uzun bir süre önce Cumhuriyet, “Hac, bu yıl Kurban Bayramı’na denk geldi” haberiyle dinî değerlerle barışık olmadığını göstermiş, daha sonraki yıllarda aynı gafleti Milliyet tekerrür ettirmişti. Gaflet mi, cehalet mi, dalâlet mi neye tevîl edilirse edilsin değişmez gerçek şu; tarihler Hicrî 9 ve 10 Zilhicce’yi gösterdiğinde Hac ile Kurban Bayramı hep denk gelir. Tevafuk bu ya, bu yıl da İstanbul’un kutlu fethinin 573’üncü seneidevriyesi Kurban Bayramı’na denk geldi. Çifte bayram... Buruk da olsa küskünlerin kucaklaştığı, birlik ve beraberliğin zirveye çıktığı rahmet günlerine erişmenin mutluluğunu yaşıyoruz...

BÂTILIN KİRLİ OYUNLARI BİTMEK BİLMİYOR...

İstanbul’un fethi sırasında “Kostantinopolis’te kardinal şapkası görmektense Müslüman sarığı görmeyi tercih ederim” diyerek adaletin gölgesine sığınanların yaşadığı dönemin üzerinden tam 573 yıl geçti. Fakat bugün o dönemden kalma fikri kılıç artıkları “zulüm 1453’te başladı” sloganı ile Bizans’ın uşaklığını yapmaya teşne olduklarını her fırsatta dile getirmeye devam ediyor.

Bir taraftan esaret altında inim inim inleyen Filistinli, Lübnanlı, Doğu Türkistanlı, Myanmarlı, Yemenli, Sudanlı, İranlı mazlumların sesleri arş-ı âlâya yükseliyor. Diğer taraftan ise Harîm-i ismetimiz, dârüsselam Kudüs, ilk kıblemiz Mescid-i Aksa katil İsrail’in kuşatması altında, bâtılın sömürü dişlileri arasında feryad-ı figanlarla “İbrahim Anlaşmaları”na (“İbrahimî Dinler” olarak bilinen Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm’a vurgu yapılarak ortaya atılan İbrahim Anlaşmaları’yla barış adı altında bölgeyi Siyonist İsrail’e köle yapma faaliyetleri...) zorlanırken; yeni bir fetih, yeni bir Fatih bekleniyor.

Bir asır önce paramparça edilen Osmanlı Devleti’nin bakiyesi Türkiye de bu hezeyanlardan ârî değil. Topsuz, tüfeksiz bir kuşatma altında. Haçlı Orduları, 1453’te kaybedilen mevzileri tekrar kazanmak için politik, demografik, ekonomik, sosyal, kültürel ve mimari alanlar başa olmak üzere bütün kirli oyunları devreye sokuyor. Fatih’in açtığı “Yeni Çağ” kapatılıp, Bizans’ın “Orta Çağ”ını geri getirme hayalleri kuruluyor. Bu kuşatmayı yarmanın yolu bir ve beraber olmaktan geçiyor.

“FETİH RUHU”NU DİRİ TUTMALIYIZ

Unutulmamalı ki İstanbul düşerse Mekke düşer; Mekke düşerse Medine düşer; Medine düşerse Ümmet düşer. Bu yüzden “fetih ruhu”nu diri tutmalıyız. Fethi Anadolu’nun anahtarı, tapusu bilmeliyiz. “Kuruluş ve Fetih Destanı”nı yeniden yazmalıyız. Tıpkı “Le tuftehanne’l-Kostantîniyyetü. Ve le ni’me’l-emîru emîruhâ, ve le ni’me’l-ceyşu zâlike’l-ceyş” müjdesine nail olmak için sefere çıkan Fatih Sultan Mehmed gibi bize bu eşsiz beldeyi yurt kılan Allah’a şükretmeliyiz.

Fetih Destanı’nı yazan Fatih Sultan Mehmed’in amacı kaleleri zapt etmek değil, kendisine teslim edilen adalet kılıcının hakkını verebilmekti. İstanbul’un fethi, kökü İslâm’a dayanan varoluş mücadelesinin başlangıç noktasıdır. Fatih’i ve fethi anlayabilmek, İstanbul’u hakkıyla sevebilmek için önümüze sereceğimiz yol haritasını en ince ayrıntısına kadar incelememiz gerekir. O İstanbul ki, “Fatih’in ilk göz ağrısı, gonca gülü Sinan’ın...

Konstantiniyye elbette fetholunacaktır. O’nu fetheden kumandan ne güzel kumandan, O’nu fetheden asker ne güzel askerdir” mealindeki hadisi şerife nail olma sevdasına düşen Hudâ’nın askerleri ve Peygamber gülleri asırlar boyunca bu kutlu şehre seferler düzenlemiş, defalarca İstanbul surlarına dayanmış.

EBÛ EYYÛB EL-ENSÂRÎ ŞEHİD DÜŞTÜ

Müslümanların İstanbul’a ilk seferi Hz. Osman’ın (r.a) hilafeti döneminde(655), ilk kuşatması ise Muaviye’nin Emevi Halifesi olduğu(668) dönemde gerçekleşir. 669’un baharına kadar süren kuşatmada, salgınlar nedeniyle büyük kayıplar verilir. Bu kuşatma esnasında, ilerlemiş yaşına karşı sefere katılan Peygamber Efendimizin bayraktarı Hz. Ebû Eyyûb el-Ensârî(r.a.) şehid düşer. Ve burada surların dibinde toprağa verilir. İstanbul, Müslümanlar tarafından defalarca kuşatılmasına, yıllarca muhasara altına alınmasına rağmen bir türlü zafere ulaşılamaz.

“MÜJDELİ ŞEHİR”İ KUŞATMA SIRASI OSMANLI’DA...

Çeşitli milletler tarafından bir çok kez kuşatmaya tabi tutulan “müjdeli şehir”i kuşatma sırası artık Osmanlı’ya gelmiştir. Yıldırım Bayezid tarafından 1391 yılında gerçekleştirilen 25’inci kuşatma 6 ay sürer ve 1396 yılında 26’ncı kuşatmayla büyük bir başarı sağlanır. Bizans İmparatoru Emanoel Poaleolog, Osmanlı’nın bazı taleplerini kabul etmek zorunda kalır. Bu talepler 3 ana maddeye bağlanarak; sur içinde Müslüman mahallesi kurulması, kurulan camide Cum’a Hutbeleri’nin Yıldırım Bayezid adına okunması ve Bizans İmparatorluğu’nun 10 bin filorin vergi ödenmesi sağlanır.

27’nci kuşatma, 28 Temmuz 1402’de Osmanlı ve Timurlenk arasında Ankara’da çıkan karışıklıklar sebebiyle, Osmanlı İstanbul kuşatmasından geri çekilmek zorunda kalır. Bunu fırsat bilen Bizanslılar İstanbul’daki Müslüman mahalle ve camisini yıkar bir çok Müslümanı katleder. 28’nci kuşatma 1422 senesinde Sultan 2. Murad tarafından gerçekleştirilir. Mustafa Çelebi’nin Anadolu ayaklanmasından dolayı kuşatma kaldırılır.

29’uncu ve son kuşatma Doğu Roma İmparatorluğu’nun son Kayzeri Konstantin zamanında Sultan 2. Mehmed tarafından yapılır.

KONSTANTİNOPOLİS, ANADOLU VE RUMELİ’NİN KALBİ

Babası Sultan 2. Murad’ın ölüm haberini sancakbeyi görevini yürüttüğü Manisa’da öğrenen Şehzade Mehmed, henüz 20 yaşındayken Edirne’ye gelerek 18 Şubat 1451’de Osmanlı Devleti’nin padişahı sıfatıyla ikinci kez tahta çıkar. Bu dönemde Osmanlı Devleti tarafından 7 kez kuşatılmasına rağmen bir türlü fethedilemeyen Konstantinopolis, Anadolu ve Rumeli’nin kalbi konumundadır. Sultan 2. Mehmed tahta çıkar çıkmaz İstanbul’u fethetmenin hayallerini kurmaya başlar.

Bu amaçla Karadeniz yoluna hakim olabilmek için Anadolu Hisarı’nın tam karşısına boğazı kesecek bir hisar yaptırmaya karar verir. “Ya ben İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni” diyen delikanlı Sultan 2. Mehmed, İstanbul’u ne kadar çok istediğini, Rumeli Hisarı’nı (Boğazkesen) inşa ettirme fikriyle dahiliğini ortaya koyar. İstanbul Boğazı’ndan geçişleri kontrol etmek ve fethi gerçekleştirmek için Anadolu Hisarı’nın karşısına dikilecek yeni bir hisarın planını çizer.

Rumeli Hisarı’nın temellerini Utarid Mâbedi’nin bulunduğu yere attıran Sultan 2. Mehmed, hisarı “Muhammed” lafzı şeklinde inşa ettirmeye başlar. Hisarın yapımı sürerken, Sultan 2. Mehmed, 1452 yılı Haziran ayında Bizans’a savaş ilan eder.

1452’nin baharında mimar Muslihiddin’in kontrolünde başlanan 31 bin 250 metrekarelik alanda 15 kule, 1 cami, 2 çeşme planı bulunan inşaat, 7 bin işçinin gece gündüz demeden çalışmasıyla Ağustos sonlarında 4 ay 13 gün gibi kısa bir sürede bitirilir. Bu süreçte kuzeydeki kulenin inşasında Saruca Paşa, güneybatıdaki kulenin inşasında Zağanos Paşa, deniz kenarındaki büyük kulenin inşasında ise Vezir-i Âzam Çandarlı Halil Paşa işçileri teşvik için omuzlarında taş taşıyarak isimlerini burçlara yazdırır.

FETHİN İLK ADIMI RUMELİ HİSARI’NDA ATILDI

400 muhafız ve topçuya komuta eden Firuz Ağa, Boğaz’ın en dar yerindeki bu dünyanın en özel ve azametli kalesinden düşmana geçit vermez. Fethin ilk adımı Rumeli Hisarı’ından (Boğazkesen) atılır. İstanbul’u fethedecek güzel kumandan ve askerleri buradan müjdeli şehre yönelir.

Sıra ikinci aşamaya gelmiştir. Urban isimli Macar top döküm ustasının yaptığı ilk top Rumeli Hisarı’na yerleştirilir. Bu topla Boğazı izinsiz geçmek isteyen Venediklilerin gemisi batırılır. Fakat bu top fethedilmesi planlanan İstanbul surlarını yıkmak için yeterli değildir.

Fatih Sultan Mehmed çizimlerini bizzat kendisinin yaptığı devrin en büyük topu Şâhi, Edirne’de Mimar Muslihiddin Ağa, Saruca Paşa ve Urbain tarafından dökülmeye başlanır. Üç ayda üretilen topun uzunluğu 5,5 metre, yarı çapı 92 santimetre, ağırlığı 18 ton olan top, 680 kilo taştan gülleyi bin 883 metre uzaklığa atabilme kabiliyetine sahiptir. Sultan’ın emriyle Edirne’den yola çıkartılan toplar 64 günlük yolculuğun ardından İstanbul’a getirilir.

SON PEYGAMBERİN MÜJDESİNE NAİL OLUNDU

29 Mayıs 1453’ün Salı sabahında Hoca Akşemseddin’in duaları, kumandan Fatih Sultan Mehmed’in vecd içinde fethe susamışlığıyla; askerler karadan ve denizden tekbir nidalarıyla surlarda gedikler açmaya başlar.

Orta Çağ’ın en güçlü kara ve deniz kaleleri, Fatih Sultan Mehmed’in kuşatma teknikleri, ateşli silahları ve düzenli askeri gücü karşısında direnç gösteremez. 100 binden fazla asker, 145 gemiden oluşan donanma, karadan yürütülen 67 gemi, Akşemseddin, Molla Gürani, Molla Fenari, Kara Şemseddin, Molla Hüsrev, Emir Buhari, Ebul Vefa, Cebe Ali, Ensar Dede başta olmak üzere manevi orduların verdiği destek ve Belgradkapı’dan Yeniçeriler, Edirnekapı’dan Ulubatlı Hasan’ın burçlara bayrağı dikmesiyle Konstaniyye’nin fethine müyesser olunur. 54 günlük kuşatma sonucu İstanbul fethedilir. İstanbul’un fethiyle 1058 yıllık Bizans İmparatorluğu sona erer.

29 Mayıs 1453 Salı günü öğle vakti Fatih Sultan Mehmed atının üzerinde olduğu hâlde askerleri, bütün devlet erkanı ve vezirleri peşinde atlarıyla Romanos Kapısı’ndan (Topkapı) Kapısı’ndan şehre girer, Ayasofya Kilisesi’ne vardığında atından inerek yere kapanıp Rabbine şükreder.

Orta Çağ kapanır, Yeni Çağ başlar. İki uygarlık ve bir Medeniyete başkentlik eden 8500 yıllık kadîm belde İstanbul, Osmanlı Devleti’nin yeni başkenti ilan edilir. 21 yaşındaki müjdeli komutan Sultan 2. Mehmed “Fatih” unvanı alır. Osman Bey’in rüyasını gördüğü “ulu çınar”ın kökleri Dersaadet’e kadar ulaşır.

İLİM VE BİLİMDE ZİRVEYE ÇIKILDI

Fetihle birlikte Osmanlılar, Anadolu’da kurulmuş bulunan çok sayıdaki Türk Beyliğine karşı üstünlüğünü pekiştirir. Bu nedenle İstanbul’un fethi, Anadolu’daki Türk birliğinin sağlanmasında önemli bir etkendir. Osmanlıların sadece Anadolu’daki Türklerin değil, aynı zamanda bütün İslâm Ümmeti’nin lideri olması süreci de fetihten sonra başlar. Böylece Osmanlı Beyliği bir dünya devleti hâline gelir. İstanbul’un fethinin Türk, İslâm ve dünya açısından önemli ve tarihin akışına yön verecek olan sonuçları vardır. Bu tarihsel süreçten dolayı bir çok tarihçi İstanbul’un fethiyle Orta Çağ’ın sona erdiğini kabul eder.

FATİH ÖMRÜNÜ FETİHLERLE GEÇİRDİ

Fatih Sultan Mehmed, dünya çapında bir devlet kurma fikrine yürekten inanmıştı. Bu idealin gerçekleşmesi için ömrünü fetihlerde geçirdi. 31 yıl süren saltanatı boyunca 2’si imparatorluk, 6’sı prenslik, 5’i dukalık olmak üzere irili ufaklı 17 devletin topraklarını fethetti. Karadeniz’i bir Türk denizi hâline soktu, bütün Balkan Yarımadası’nı ele geçirdi ve Ege’de bazı adaları aldı. Babası Sultan 2. Murad’dan devraldığı Osmanlı Devleti’nin topraklarını 2,5 katına çıkardı. Fatih Sultan Mehmed, Fatih Camii’nin çevresinde kurduğu sekiz medrese, İslâm ilimleri alanında yüz yıl boyunca Cihan Devleti Osmanlı’nın en önemli öğretim kurumu oldu.

İSTANBUL’UN FETHİ SIRADAN BİR OLAY DEĞİLDİR

Osmanlı Devleti, Fatih’in hükümdarlığı zamanında matematik, astronomi ve ilahiyat alanında en yüksek düzeye erişti.

1432-1481 yılları arasında yaşayan, 1444 ve 1451 yıllarında 2 kez tahta çıkıp ve toplam 31 yıl tahta kalan Osmanlı’nın 7’nci Padişahı Fatih Sultan Mehmed, 1481 ilkbaharında yeni bir sefere çıkarken 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarında vefat etti. Bazı araştırmacılara göre ise zehirlenerek şehid edildi.

Tarihin altın sayfalarına not düşülen bu süreç sıradan bir süreç değildir. Binlerce canın uğruna feda edildiği fethin sıradanlaştırılmış bir hadise olarak algılattırılmaya çalışılması insanlık tarihine ihanettir.

Bu toprakları bizlere yurt kılan ecdadımızı, rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.

Kaynakça: Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi-1. Cilt, Türk Tarih Kurumu Yayınları