Milli Eğitim Bakanlığı çok yerinde bir kararla müfredattaki bazı kavramların isimlerini değiştirdi. Bunlardan çok önemli olan dördü şöyle:

Bundan sonra Haçlı Seferleri yerine Haçlı Saldırıları; Orta Asya yerine Türkistan; Ege Denizi yerine Adalar Denizi; Coğrafi Keşifler yerine Sömürgeciliğin Başlangıcı denilecek.

Alınan karar çok doğru olmakla birlikte, önemli olan bu yeni kavramların içinin doldurulmasıdır. Yani sadece bir isim değişikliği ile zihinlerdeki algının değişeceğini düşünürsek çok yanılırız. Özellikle Tarih ve Coğrafya derslerinin müfredatlarında ve okul kitaplarında köklü ve cesur değişikliğe ihtiyaç vardır. Şimdi bu dört kavram üzerinde kısaca duralım.

Haçlı Seferleri yerine Haçlı Saldırıları:

Kudüs’ü ve Filistin’i çok yakından ilgilendirdiği için önce Birinci Haçlı Saldırısını inceleyelim. 11 Yüzyılın son senelerinde Papa II. Urbanus’un tanımladığı iki düşman vardı. Birincisi Endülüs, ikincisi ise Kudüs. Endülüs’e saldırmaya cesaret edemeyen Hıristiyan dünyası, hedefine Kudüs’ü almıştı. Kutsal şehir Kudüs, ta Hazreti Ömer zamanında Müslümanlar tarafından fethedilmişti. Sokaklarından süt ve bal akan Kudüs’ü ele geçirip doğunun bütün zenginliklerine el koymak için askerleri ve halkı yönlendirecek bir kutsal savaşın başlaması gerekiyordu. Bu büyük saldırının başlangıcı 1096 yılının 15 Ağustos günüydü.

Birinci Haçlı Saldırısı için Kudüs'e doğru yola çıkan ordular, Anadolu'dan geçerken çok büyük kayıplara uğramışlardı. Antakya'ya kadar gelebilen askerler, bu kaleyi alamasalardı belki de geri dönüp gideceklerdi.

Haçlılar bölgeye geldiği zaman, bölük pörçük olan Müslümanlar kendi menfaatlerine uygun olacak ve galip tarafın zararından korunacak şekilde hareket ediyorlardı. Müslümanlar arasında birlik, beraberlik, yardım, cihad gibi kavramlar tamamen unutulmuş yerini menfaat, ikiyüzlü siyaset ve Haçlılarla işbirliği almıştı. Hâlbuki Haçlılar bu bölgeleri bilmedikleri için korku ve endişe ile hareket ediyor, hatta hangi yoldan gideceklerini günlerce tartışıyorlardı.

Bu şartlar altında 7 Haziran'da Kudüs önlerine gelen Haçlılar şehri kuşatmış, 5 hafta sonra 15 Temmuz 1099'da surlardan içeri girmişlerdi. Kudüs’te yaşayan 70 bin Müslüman ile 15 bin Yahudiyi hiç acımadan öldürmüşlerdi. Yapılan bu büyük katliamı kendi tarihçileri bile dehşet içinde anlatmışlardı.

Eğer Birinci veya Üçüncü Haçlı saldırılarını bütün detayı ve vahşeti ile ortaya koyarsak bu isim değişikliğinin bir manası olabilir. Yoksa sıradan bir kavgayı hatırlatan “saldırı” kelimesinin kullanılması sadece göstermelik olur.

Orta Asya yerine Türkistan:

Türkistan kelimesini büyük Türk yurdu kavramına bir isim olarak kullanmak çok doğru ve yerinde bir karardır ama asıl mesele Doğu Türkistan’ı unutmamaktır. Orada yapılan büyük Çin zulmünü birtakım diplomatik çıkarlar uğruna görmezden gelirsek, kullandığımız Türkistan kelimesi boş ve anlamsız hale gelir.

Ege Denizi yerine Adalar Denizi:

Kıyılarımızdan ışıkları görülen bazılarına yüzerek gidilebilen asırlardır hakimiyetimiz altında olan adalar nasıl elimizden çıktı? Resmi tarih ideolojisini bir kenara bırakıp gerçekleri bütün açıklığıyla ortaya çıkarmadıktan sonra bu isim değişikliği, gençlerimizin ve halkımızın milli bilincine hiçbir katkı sağlamayacaktır.

Coğrafi Keşifler yerine Sömürgeciliğin Başlangıcı:

Madem “sömürgecilik” kavramını kullanmaya cesaret ediyoruz, öyleyse başlangıcından günümüze “sömürgecilik tarihi” dersini müfredata koyalım. Bakalım uygarlık ve teknolojide çok ileri (!) olan Avrupalılar, sömürgecilik konusunda ne kadar uzmanmış, görelim. Çoğunluğu Müslüman olan milyonlarca insanın katili ve ülkelerinin bütün zenginliklerini talan edenlerin kimler olduğunu cesaretle açıklayalım. Amerika kaşifi ilan ettiğimiz (!) Colomb’un katil, hırsız, yağmacı olduğunu okullarımızda öğretelim.

İşte o zaman bu yaptığımız kavram değişikliği yerine oturur ve bir tarih bilincine dönüşür. Yoksa sadece göstermelik bir göz boyamanın ötesine geçmez.