İnsan çoğu zaman karşısındakini değil, kendi iç dünyasını görür. Kalbinde merhamet taşıyan biri insanların kusurlarından önce iyiliklerini fark eder. İçinde kin taşıyan biri ise en samimi davranışta bile art niyet arar. Çünkü göz sadece bakar; asıl gören kalptir.

Bugün insanların birbirine güvenmekte zorlandığı, en masum sözlerin bile şüpheyle karşılandığı bir çağın içindeyiz. Herkes birbirinin açığını arıyor, niyetini sorguluyor, hatasını büyütüyor. Oysa mesele çoğu zaman karşıdaki insan değil; insanın kendi iç dünyasıdır. Kalp neyle doluysa, göz de onu görür.

Kur’an-ı Kerim bu hakikati şöyle haber verir:

“Şüphesiz ki gözler kör olmaz; fakat göğüslerdeki kalpler kör olur.” (Hac, 46)

Demek ki asıl mesele gözün görmesi değil, kalbin hakikati hissedebilmesidir. Çünkü kalbi kararan bir insan, iyiliği bile samimiyetsizlik olarak yorumlar. Dürüstlüğe inanmaz; çünkü kendi içinde doğruluk zayıflamıştır. Sadakati küçümser; çünkü vefayı yitirmiştir.

Hz. Peygamber (sav) ise insanın bütün hayatını yöneten merkezin kalp olduğunu şöyle ifade eder:

“Bedende bir et parçası vardır; o düzgün olursa bütün beden düzgün olur, o bozulursa bütün beden bozulur. İşte o, kalptir.” (Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107)

Bugün toplumun en büyük yarası sadece geçim sıkıntısı değildir. Asıl yara; vicdanların yorulması, kalplerin katılaşması ve merhametin azalmasıdır. İnsanlar artık birbirini anlamaya değil, yargılamaya çalışıyor. Kimse “Ben nerede yanlış yapıyorum?” diye sormuyor; herkes karşısındakini suçluyor.

Oysa kötü zan çoğu zaman kirlenmiş kalbin ürünüdür. Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurât, 12)

Temiz kalpli insan önce hüsnüzan eder. Affetmeye çalışır, anlamaya çalışır, kusur örtmeye çalışır. Fakat içinde kibir büyüyen biri herkesi küçümser; haset taşıyan biri başkasının başarısından rahatsız olur; öfkeyle yaşayan biri ise etrafına sürekli karanlık dağıtır.

Hakikat şudur: İnsan dünyayı kalbinin rengine boyar. İçinde huzur taşıyan biri en zor günlerde bile umut bulur. Ama gönlü kararmış biri, en güzel nimetlerin içinde bile mutsuzluk üretir.

Bu yüzden insan önce kendi kalbini temizlemelidir. Çünkü dilin sertliği kalbin sertliğinden gelir. Bakışın çirkinliği gönlün karanlığından doğar. Vicdan temiz olursa insan affetmeyi öğrenir; gönül temiz olursa merhamet büyür; kalp temiz olursa göz güzelliği görmeye başlar.

Belki de bu çağın en büyük ihtiyacı, binaları değil kalpleri onarmaktır. Çünkü kalp bozulduğunda toplum bozulur; vicdan sustuğunda adalet kaybolur; merhamet çekildiğinde insanlık eksilir.

Unutulmamalıdır ki insanın baktığı değil, taşıdığı önemlidir. Çünkü kalbin ne taşıyorsa, gözün onu görür.