Eyfel Kulesi'nin ışıkları her gece milyonlarca turisti büyülemeye devam ediyor. Şanzelize Caddesi hâlâ dünyanın en gözde alışveriş merkezlerinden biri. Haussmann mimarisinin görkemi, Louvre Müzesi'nin ihtişamı ve Paris'in romantik atmosferi ilk bakışta Fransa'nın hâlâ Avrupa'nın tartışmasız ekonomik devi olduğu izlenimini veriyor.
Ancak vitrinin arkasındaki tablo, kartpostallarda görünen manzaradan oldukça farklı.
Son bir yılın ekonomik verileri, Fransa'nın uzun yıllardır alışık olmadığı kadar zorlu bir sınavdan geçtiğini gösteriyor. Büyüme neredeyse durma noktasına gelirken, kamu borcu milli gelirin yüzde 116'sını aşmış durumda. Bütçe açığı Avrupa Birliği kurallarının oldukça üzerinde seyrediyor. İşsizlik yeniden yükselişe geçmiş, yatırımlar yavaşlamış ve hane halkı harcamaları zayıflamış durumda.
Bir zamanlar Avrupa ekonomisinin lokomotiflerinden biri olarak gösterilen Fransa, bugün yüksek kamu harcamalarının ve sosyal devlet modelinin ağır maliyetiyle karşı karşıya bulunuyor.
Özellikle Afrika'daki eski nüfuz alanlarında yaşanan siyasi değişimler ve Fransız şirketlerinin birçok ülkeden çekilmek zorunda kalması, yalnızca dış politikayı değil, ekonomik dengeleri de derinden etkiliyor. Buna ek olarak Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki krizler ve artan enerji maliyetleri Fransız ekonomisinin üzerindeki baskıyı daha da artırıyor.
Buna rağmen Fransa tamamen güç kaybetmiş değil.
Savunma sanayii, havacılık, nükleer enerji ve lüks tüketim sektörleri ekonominin ayakta kalan güçlü sütunları olmayı sürdürüyor. Özellikle savaş uçakları, füze sistemleri, deniz platformları ve yüksek teknoloji ihracatı ülkeye milyarlarca avroluk gelir sağlamaya devam ediyor. Turizm ise Paris başta olmak üzere ülkenin en önemli döviz kaynaklarından biri olmayı sürdürüyor.
Ancak asıl soru şudur:
Bu güçlü sektörler, büyüyen kamu borcunu ve yavaşlayan ekonomiyi tek başına dengeleyebilir mi?
Ekonomistler, önümüzdeki birkaç yıl boyunca Fransa'nın düşük büyüme, yüksek kamu borcu ve bütçe disiplini arasında hassas bir denge kurmak zorunda kalacağını belirtiyor. Hükümet ise sosyal harcamaları kısmadan mali disiplini sağlamanın yollarını arıyor. Fakat bu kolay bir denklem değil.
Paris sokaklarında dolaşırken kafelerin doluluğu, turist kalabalıkları ve vitrinlerin ışıltısı size refahın hâlâ sürdüğünü düşündürebilir. Oysa rakamlar bize farklı bir hikâye anlatıyor.
Ekonomiler de insanlar gibidir; bazen en büyük sıkıntılar, en gösterişli elbiselerin altında saklanır.
Fransa bugün tam da böyle bir dönemin içinden geçiyor. Işıltısını koruyor; fakat bu ışığın arkasında giderek büyüyen ekonomik gölgeler dikkat çekiyor. Önümüzdeki yıllar, Fransa'nın bu gölgelerden yeniden güçlü bir şekilde çıkıp çıkamayacağını gösterecek.