Modern dönemle birlikte aslında din bir şekilde tartışmaların odağında hep yer almıştır ve bugün de takip edildiğinde insan(lığ)ın odaklandığı bir meseledir. Modernlik kurumsal anlamda kiliseyi tali bir şekilde konumlandırırken, aslında dini bir içerik ve heyecanla dünyayı yeniden kurmaya çalışmaktaydı.

Bugün postmodern durum hakimiyetini devam ettirirken bir kısım tezler artık dinin devrini tamamladığını söylemeye devam ediyorlar. Buna gerekçe olarak da insanın teknoloji üzerinden kendisi ve dünyayı daha çok kontrol edecek düzeye geldiğini belirtiyorlar. Fakat öte yandan dinsel formatta inanç, ideoloji, hareket ve spritüalist akımların giderek yayıldığı bir dinsellik de yaşanmaya devam etmektedir.

Dinin önemi nereden kaynaklanmaktadır? En genel anlamda söyleyecek olursak din insan ve evrene dair hakikati onun kavrayabileceği şekilde verme iddiasındadır. Özellikle müteal (aşkın) boyutu olan insanın fenomenal olmayan boyutlara dair hakikatini insanlara deklare etmeye çalışır. Bunu insanlık tarihine baktığımızda peygamberler, kitaplar aracılığıyla takip edebiliriz. Esasen İslam açısından baktığımızda bütün peygamberler aynı hakikati ifade etmeleri açısından birdirler ve birbirini takip eden bir halka gibidirler.

Seküler düşünce ve dünya görüşlerinin de bir hakikat iddiası bulunmaktadır. Gelinen noktada postmodernlik hakikati parçalayarak artık böyle bir iddiada bulunmamaktadır. Fakat seküler düşünce ve dünya görüşlerinin bu konudaki handikapı, insanın müteal boyutuna giremediğinden insan ve evrene dair hakikati dünya ile sınırlı ve tek boyutlu vermek durumundadır. Dinin seküler dünya görüşüne göre en önemli farklılığı bu hakikati bir bütüncüllük içerisinde suna bilme iddiasıdır.

İşte tam da bu nokta dinin insanın yabancılaşması karşısında önemli bir imkanı barındırması anlamına gelmektedir. Bu açıdan dinin temel işlevi insanı önce kendisiyle tanıştırması, kendisiyle ve tüm varlıkla karşılaştırmasıdır. “Kendini bilen Rabbini bilir” ifadesini belki bu çerçevede anlamak gerekir. Vahiy de insanın fenomenal boyutuyla elde edemeyeceği hakikati insana ulaştırmayı temin etmektedir.

Bu anlatımlar çerçevesinde din yabancılaşma karşısında bir işlev görmektedir. Yabancılaşma ise insan ile kendisi ve varlık arasına bir dolayımın girerek insanın kendisini ve varlıkları çarpıtarak, yanlış bir şekilde algılamasıdır. Bunun en yaygın sonucu genel isimlendirme ile söyleyecek olursak paganizmdir. Paganizm Tanrı, insan ve evreni yeniden kurmaktadır. Fakat bu kurulum insana varlığı iç bükey ve dış bükey gibi aynalardan göstermektedir. Bu da insan ile varlık arasına bir dolay yani aracı girdiğini anlatmaktadır.

Paganizm direk Tanrı üzerinden analizle bir “Tanrı çarpıtması” ya da “Tanrı konusunda yanlış bilinç” şeklinde düşünülebilir. Fakat Tanrı çarpıtması meselenin başlangıç noktasıdır. Zira “Tanrı’yı çarpıtmak” aslında insanın kendisi ve tüm varlıklarla ilgili yanlış görüngüler ürettiğinden dolayı paganizm bir perspektif olarak insana hakim olur. Tanrı’yı en başta yanlış konumlandırması sebebiyle tüm varlığı yanlış konumlandırır. Bir perspektifte Tanrı yanlış yerdeyse her şey yanlıştır.

Tam da bu sebeple postmodernizmin bir paganizm ürettiğini iddia ediyor ve böyle büyülü bir dünyada yabancılaşmanın arttığını görüyorum. Çünkü artık insan ile kendisi ve varlık arasına insanın kendi ürettikleri girmiş ve bu aradaki mesafeye kendi ürettiği kültür çökmüştür. Dolayısıyla kendisiyle tanışmakta zorlanmaktadır. Kendisini bile dolayımlardan geçirerek algılamaktadır.

Din yabancılaştırır mı? Bunu da inşaallah gelecek yazıda analiz edelim.