Erdem konusunda konuşurken sözün bir yerinde öğrencisi Menon Sokrates’e şöyle der: “Sen her şeyinle şu uyuşturucu yassı balıklara benziyorsun. Bu balık kendisine yaklaşanı ve dokunanı hemen uyuşturur. Sen de bana öyle tesir ettin.” Bu, bir tür büyülenme, karşısındakine duyulan derin hayranlıktan dolayı bağışıklık sistemi çökme ve sonraki süreçlerde kendisini akışa bırakarak tesadüflerin insafına göre yaşama demektir. Dahası belki o ilk karşılaşmanın verdiği tesirle, içinde iradenin de olduğu varoluşunu karşısındakine terk etme, bir anlamda yeniden, bir daha kendisi oluncaya kadar aklını kiralama anlamına da geliyor. Keşke bu yassı balıklar söz konusu diyalogda olduğu gibi derin kavrayış sahibi filozoflar; soyut düşünme yeteneği olan bilgeler; basiret, insaf ve vicdan sahibi liderler olsa da iradesini onlara, o liderlere terk eden insanlık biraz rahat etse, biraz nefes alsa…
Yazık ki günümüz dünyasının genel görünümüne bakınca her yerde, her coğrafyada o familyaya uygun, o suda yaşayan, o suda yaşayanları tahakküm altına alan, bağışıklık sistemlerini çökerterek köleleştiren yassı balıklarla karşılaşıyoruz. Hangi suya eğilsek aynı gösteriş budalası balıklar, hangi kıyıya baksak allı pullu, kaygan, vıcık vıcık aynı tıynette yöneticiler. Bunca ilerlemeye, bunca demokrasiye, bunca cumhuriyete, bunca yazılıp çizilmiş insan hakları beyannamelerine rağmen lider fetişizmi dünyayı hala kasıp kavuruyor. Üstelik bu adamlar diyalogda adı geçen insanların yanından bile geçemeyecek kadar bilgiye, birikime, irfana, vicdana uzak, bir anlamda aynı fabrikanın tornasından geçmişçesine birbirinin aynı sığlıkta, aynı bağnazlıkta, aynı nobranlıkta, aynı vicdansızlıkta ve aynı kibirde… Demek büyük olsun küçük olsun, tatlı su veya deniz ürünü olsun dünyanın bütün suları ne yapıp edip kendine bir yassı balık üretiyor ve sonra da doğru-yanlış demeksizin onun peşinden arta kalan balıkları sürüklüyor, dramatik tercihlere mahkum ediyor.
Dünyamız sanki suya özgü bütün o zenginlikleri bir tarafa bırakmış, iradesini topyekun bu yassı balıklara emanet etmişçesine itimattan yoksun, başıboş, kötülüğün kol gezdiği hoyrat bir uyuşukluk alanına dönüştü… Uyuşukluk hastalığı, hele bir de kitlelere bulaşırsa bilinç netliğini kaybeder. Yaşama hevesi azalır. İyiye rıza, kötüye direnç kalmaz. Tahammülsüzlük genel ruh haline dönüşür. Mücadele yerini bir tür kötücül kabullenişe bırakır. İç dünyadaki ses iyi olan her şeyi yassı balıklara, kötü olan her şeyi kendine mal eder. Bu tam bir umutsuzluk halidir ve kendilerini umut olarak sunma fırsatı verdiği için yassı balıklar bu ortamları sever. İşte bundan dolayı dostlar, iyilik dünyamızı terk etti. Merhamet mevsimi geçti. Adalet kalesi düştü. Vicdan adasını sel bastı. Kıtalarımız, adalarımız, yarımadalarımız, göllerimiz, denizlerimiz hep bu yassı balıkların himayesinde ve geriye kalan bizler büyülenmişçesine hala o kötülerin ve peyda ettikleri kötülüğün peşinden koşturmak zorunda kalıyoruz. Dünyanın gidişatını, ona yön verenleri ve o yön vericilerin peşinden sürüklenen kalabalıkları görünce insanın aklına elbette yunus balıkları, hatta kılıç balıkları bile değil, olsa olsa yassı balıklar gelir. İşin tuhafı şu ki sanki siyaset tarihi akışın bir yerinde, tesadüfen bu diyaloga rastlamış da ürettiği birörnek bütün liderleri giyim kuşamları, tavırları, yüz hatları, bakışları, ahlakları, söylemleri ve dünya görüşleriyle yassı balığa çevirmenin uğraşını, tam da bu devirde zaferle sonuçlandırmış. Bu kadar yassı balık bu çağa çok değil mi? Yassı balıkların peşinden giden bunca kibirli cehalet çok değil mi? Kim bilir, belki de yassı balıkları bunca kutsayıp tapınma öznesine dönüştüren bizlere az bile…
Artık biliyoruz, dünyanın çivisini adalet ayakta tutuyormuş ve çiviler artık paslı. O çiviyi inanç yağlıyormuş ve inançlar artık gösteriş. İnsanlığı bilim ileri taşıyormuş ve bilim artık devletin kölesi, kötülüğün tetikçisi. Artık biliyoruz, içinden adaletin çıkarıldığı bütün hükmetme biçimleri kötülüğe götürür. Ne manidardır ki hangi siyasetçinin, hangi siyasi liderin yüzüne baksak orada gördüğümüz şey dağılmış bir adalet; gösterişe dönüşmüş bir inanç; çalınmış hürriyetler; uyuşturulmuş, benliğinden edilmiş kalabalıklar; başköşeye oturtulmuş kötülük ve sürgüne gönderilmiş iyilik… Filistin başta olmak üzere göz göre göre katledilen insanlığın failleri NATO zirvesi için Ankara’ya gelirken aklıma, ne hikmetse, yassı balıklar geldi… Aklıma geldi, size de söyleyeyim istedim. Çünkü günümüzde aklına geleni söylemek bile başlı başına bir külfet, hatta çoğu zaman daha da ötesi var…