TDV Kurban

21 Mart 2021

İstanbul Sözleşmesi çöpte, sırada neler var?

Hayırlı olsun efendim.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ısrarla karşı çıktığımız ve böyle yaptığımız için de “dost bildiklerimiz” tarafından bile hedefe yerleştirilmemize sebep olan “İstanbul Sözleşmesi” nihayet çöpe atıldı.

İnşAllah bir terslik olmaz ve günün birinde geri gelmez.

Zira…

“Kültürel İktidar” diyerek işaret ettiğimiz çevrelerin bu konulardaki ısrarları bitecek gibi değil; ille de yıkacaklar ailemizi, ille de bölecekler, yıkacaklar memleketimizi!..

Bir fırsatını bulsalar…

Allah muhafaza!..

*

Neyse, şimdilik olan bu;

İstanbul Sözleşmesi iptal edildi yani çöpe atıldı.

Sırada 6284 var, Süresiz Nafaka, Çocuk Haczi gibi “akıl almaz” uygulamalara son verilmesi var.

Bunlar olacak mı?

Dahası, “eğitim ve kültür alanlarında” gerçekten de yerli ve milli olan bir şeyler yapılacak mı?

Göreceğiz Allah ömür verirse.

Bize düşen, üzerimize düşeni yapmak.

Netice Rabbim’den.

*

Her oluşta, ilk anda görünenin ötesinde mesajlar vardır.

Mesele bunları alabilmekte.

Bu İstanbul Sözleşmesi mevzuunun da  “ders çıkartılması” gereken birçok boyutu var.

Mesela…

Öncelikle bizler ders alalım:

“Böylesine sıkıntılı, hatta berbat bir düzenleme Meclis’ten geçirilirken siz ne yapıyordunuz, yoksa çokoprens almaya mı gitmiştiniz?” diye sorulacak olursa…

Verilebilecek doğru dürüst cevabımız yok.

Gürültüye gelmişiz.

Bundan sonra böyle olmaz İnşAllah.

Tekrar tekrar “yemeyiz” bunları, ya da “atlamayız” olan bitenleri!..

Bu birinci ders.

İkincisi…

Ya arkadaş; okuyoruz, okuyoruz…

Hem Türkçe metnini, hem orijinal metinlerini bu işten çok iyi anlayanlarla birlikte okuyoruz.

Hep aynı sonuç çıkıyor karşımıza:

“Karı-Koca”nın yerine “partner”i koymasından başlıyoruz, “cinsel yönelimlerle” toplumu “eşcinselliğe” yönlendirmeye çalışmasına kadar…

Nineliğe, anneliğe, karılığa kocalığa “birer rol”, hem de “klişeleşmiş geleneksel ve töresel rol” damgasını vurmasına kadar…

Her kıvrımında bin “sıkıntı” olan berbat bir metin.

Buna, malûm çevrelerin sahip çıkması normal de…

“Bizimkilere ne oluyor?” diye diye…

Diye diye, diye diye dilimizde tüy bitti.

Yok, arkadaş…

Artık, kimileri feministlerden mi etkilendi, yoksa “Yukarının politikalarına ters düşmemek?” mi istedi, ne olduysa oldu…

Bizi bile hedef alır oldular!

Ya arkadaş, bizden ne istiyorsunuz?

Ne makam derdimiz var, ne mevki.

Şöhret de sizin olsun.

Her bir şey sizin olsun.

Gidip, memleketi bölmek isteyenlerle uğraşsanıza!..

Dizi dizi çirkin modelleri, “rol model” olarak çocuklarımızın, gençlerimizin önüne atanlarla uğraşsanıza…

Yok, hayır!..

“İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkışımızdaki niyet başka”ymış.

Hadi ya!..

Neymiş o?!..

Biz…

28 Şubat’taki yerimiz, 27 Nisan’daki yerimiz, 15 Temmuz’daki yerimiz, her kritik durumdaki yerimiz bu kadar belli iken…

Ve bundan dolayı da cümle “şer odağı”nın hedefine yerleştirilmişken…

Bir de bunlarla uğraştık.

Kaç kez yazmadık mı, söylemedik mi;

“Her dediğinize evet diyenden de, her dediğinize hayır diyenden de uzak duracaksınıııııız!”

Ya da…

En azından, “ çok çok tedbirli olacaksınıııız.”

Dost, gerektiğinde acı konuşur.

Gerektiğinde susarsa, zaten o bambaşka işlerin peşindedir.

Dünyevi menfaatini azamileştirmenin ya da en azından yerini “muhafaza” etmenin peşindedir.

“Kâr”ını “muhafaza” etmekten başka derdi olmayan, anlamında “muhafazaKÂR”dır o kişi. (Muhafazakarlar alınmasın, ben ‘Muhafaza-KÂR’ı malûm mânâda kullanıyorum. Yoksa, hasbi insanlara lâf yok.)

Bugün öyle yarın böyle.

Ha, insan hata yapamaz mı?..

Yapar…

Bunu da aslanlar gibi söylemekten çekinmez.
Ve aslanlar gibi özür dilemekten.

Malûm…

Delikanlılık çok çok mühim meseledir.

Ve dahi…

Delikanlılığın cinsiyeti yoktur!..

*

Erkek, kadın…

Cinsiyet ayrımı yapmaksızın bütün okuyucularımı saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement