"Hepsi Allah'ın huzuruna çıkacaklar; zayıflar, büyüklük taslamış olanlara diyecekler ki: 'Biz size uymuştuk, şimdi siz Allah'ın azabından küçücük bir şeyi bizden savabilir misiniz?' Ötekiler şöyle cevap verecekler: 'Allah bizi doğru yola iletmiş olsaydı biz de sizi iletirdik. Şimdi sızlansak da katlansak da fark etmez. Bizim için artık sığınacak bir yer yok!'" (İbrahim, 14/21)

Kur'an-ı Kerim, kıyamet gününden öyle sahneler anlatır ki insanın yüreğini sarsar. Bu ayet de onlardan biridir. Dünyada güçlü görünenler, peşlerinden kitleleri sürükleyenler, alkışlarla büyütülenler ve kendilerini dokunulmaz zannedenler... Hepsi Allah'ın huzurunda diz çökecek; ne makamları kalacak ne servetleri ne de peşlerinden sürükledikleri kalabalıklar.

O gün, hayatlarını başkalarının fikirlerine teslim edenler büyük bir pişmanlık içinde şöyle haykıracaklardır: "Biz size uymuştuk. Bizi kurtarın!" Fakat cevap acıdır: "Biz de kendimizi kurtaramıyoruz."

İnsan, hesap gününde ne siyasi liderini, ne şeyhini, ne hocasını, ne kanaat önderini, ne de dünyada kutsallaştırdığı hiçbir kimseyi yanında bulamayacaktır. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün herkesin kendine yeter derdi vardır." (Abese, 80/34-37)

Bugün birçok insan, hakikati araştırmak yerine kalabalığın peşinden gitmeyi tercih ediyor. "Herkes böyle yapıyor.", "Ben filanca hocaya güveniyorum.", "Liderimiz yanlış yapmaz." diyerek aklını ve vicdanını başkalarına teslim ediyor. Oysa Allah, insanı başkasının aklıyla değil, kendi iradesiyle imtihan etmektedir.

Kur'an'ın çağrısı açıktır:

"Rabbinizden size indirilene uyun; O'nu bırakıp başka dostların ve önderlerin peşinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!" (A'râf, 7/3)

Peygamber Efendimiz (sav) de ümmetini körü körüne taklitten sakındırmış ve şöyle buyurmuştur:

"İnsanları taklit eden, 'İnsanlar iyi olursa ben de iyi olurum; kötülük yaparsa ben de yaparım.' diyen kimse olmayın. Kendinizi terbiye edin. İnsanlar iyilik yaparsa siz de iyilik yapın; kötülük yaparlarsa siz zulmetmeyin." (Tirmizî)

Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurur:

"Kıyamet günü kişi sevdiğiyle beraberdir." (Buhârî, Müslim)

Ne büyük bir müjde... Ama aynı zamanda ne büyük bir uyarı! Çünkü kimi sevdiğimiz, kimin izinden yürüdüğümüz ve kimi örnek aldığımız ahiretteki akıbetimizi de etkileyecektir.

Şeytanın en büyük hilesi, insanı Allah'ın kitabından uzaklaştırıp insanlara mutlak bağlılığa sürüklemektir. Oysa Kur'an bize peygamberler hariç hiçbir beşerin masum olmadığını öğretir. Ölçü şahıslar değil, Kur'an ve sahih sünnettir.

Bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız:

Peşinden gittiğim kişi beni Allah'a mı yaklaştırıyor, yoksa kendisine mi bağlıyor?

Bana delil olarak Kur'an ve sünneti mi gösteriyor, yoksa kendi sözlerini mi mutlak doğru kabul ettiriyor?

Çünkü kıyamet günü hiç kimse, "Ben bilmiyordum." diyerek kurtulamayacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Onlara, 'Allah'ın indirdiğine uyun.' denildiğinde, 'Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız.' derler. Ya ataları hiçbir şey anlamamış ve doğru yolu bulamamış idiyseler?" (Bakara, 2/170)

Gerçek kurtuluş; şahıslara değil, Allah'ın ipine sarılmaktadır. Gerçek bağlılık; fanilere değil, Rabbimizin indirdiği hidayete bağlılıktır.

Unutmayalım...

Bugün alkışladıklarımız yarın bizi kurtaramayabilir.

Bugün uğruna tartıştıklarımız yarın bizden yüz çevirebilir.

Bugün mutlak doğru kabul ettiklerimiz yarın "Biz de kendimizi kurtaramıyoruz." diyebilir.

O hâlde daha vakit varken yönümüzü Allah'ın kitabına, Resûlullah'ın (sav) sünnetine çevirelim. Çünkü hesap günü tek geçerli referans bunlar olacaktır. O gün ne makam konuşacak ne kalabalıklar ne de dünyadaki şöhretler... Sadece iman, salih amel ve Rabbimizin rahmeti insanı kurtaracaktır.