Dünyada ilginç gelimeler yaşanıyor. Hemen hepsi sizlerin de gayet iyi bildiği üzere, Yeni dünya düzeni diye adlandırılan bir dönemin yansımaları. Taraflar pastanın tamamına yahut en büyük payına sahip olabilmek için kıyasıya bir mücadele içerisinde. Odak noktada ise Akdeniz ve çevresinin olduğu zaten aşikar... Zira paha biçilmez ENERJİ KAYNAKLARI YANI SIRA İPEK YOLU'NU DENİZDEN AVRUPA İLE İRTİBATLANDIRACAK OLAN AKDENİZ, birçok şeyin dönüm noktasını teşkil ediyor.

O nedenledir ki adeta satranç tahtasına dönen coğrafyada hamlelerin, oyunların ve kurguların birbirini kovaladığını söyleyebiliriz. Çatışan güçlerin saflarını kalabalıklaştırma yada karşı ittifakın ahengini bozmaya yönelik operasyonel mesajları da cabası. Belli ki ilerleyen zamanda, gerginliklerin daha da alevleneceği bir iklime şahitlik edeceğiz. The Economist dergisinin 2019 kapağındaki "karanlık" bununla ne derece ilgilidir bilinmez ama Birinci Dünya Savaşı'nın 100. Yıl dönemi törenlerinin düzenlendiği şu günlerde, Macron'un; "ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞININ BİR ÖNCEKİ SAFHASINDAYIZ" itirafı fazla söze hacet bırakmıyor.

Aslında bu tarz bir çözümleme yapmak için kahin olmaya da gerek yok. Çünkü son bir hafta içerisinde ajanslara düşen; Trump'u zorda bırakacak büyük bir göçmen kitlenin, Amerika sınırına doğru yürüyüşe geçmesi; Fransa Cumhurbaşkanı Macron'a silahlı saldırı hazırlığındaki bir grubun yakalanması; sonrasında yine Macron'un "gerçek bir Avrupa Ordusunun kurulmasını" dillendirmesi; Putin'in de bu görüşü desteklemesi; Almanya'da, bazı siyasetçilere suikast hazırlığının tespit edilmesi, İngiltere ve Belçika Başbakanını taşıyan konvoya bir aracın dalması… vb. haberlere bakıldığında, aynı zaviyeden bir okumayı hak ettiği malumunuz.

***

Hal böyle olunca Suriye ve İran'daki hadiseleri, başta belirttiğimiz Akdeniz savaşının bir uzantısı olarak görmek kesinlikle hata sayılmayacaktır. Öyle ki her iki ülkenin de AKDENİZ'E AÇILAN KAPILAR OLMASI, yapılan açıklamalara bir nevi netlik kazandırıyor. Mesela İran Ambargosu bu çerçevede değerlendirildiğinde, "Akdeniz'e açılan bir kapıyı kilitlemeye dönük" seyrettiğini hemen fark etmek mümkün. Peki, "kapının kime/kimlere kapatıldığını" sorarsanız, cevabın; bölgeye inmek isteyen Çin, Rusya ve bazı Avrupa ülkelerine karşılık geldiği şüphesiz… Tabi İran'ın da söz konusu ülkelerle ilişkilerini kesmesi ve Suriye'ye olan ilgisini sonlandırması da…

Fakat ABD tarafından ambargonun başlaması akabinde, İran rejimi ile yakın diyalog içerisindeki PKK elebaşları için aldığı karar, SADECE benzer saiklerle izah edilemez. Kaldı ki ABD Savunma Bakanı James Mattis'in, 2018 Şubatında "YPG'yi PKK'dan ayırıp PKK'ya karşı savaştırabiliriz" teklifinin, dönüp dolaşıp bizleri farklı bir mecraya sürüklediği tartışılmaz. Yani bunun altına; PKK'nın üst tabakasını sıyırıp, alt tabakasını terör örgütü saymadıkları PYD'ye yönlendirecekleri ve Suriye'de tamamen kendi hakimiyetindeki bu oluşuma alan açacakları gibi bir durumu şerh olarak düşsek yeridir.

***

O yüzden çok veçheli Akdeniz hedefi güdenlerin, bu şekilde Türkiye'yi de sınırlama taktiği önemli bir unsur olarak göze çarpmaktadır. Nitekim Devletimiz Fırat'ın Doğusu'na müdahale sinyali verdikçe, birilerinin bundan rahatsızlık duyması manidar. Ekonomik müdahalelerin, 10 Kasım törenleri sırasında Şırnak'ta DÜŞÜRÜLEN C-3 yüklü hava araçlarının, öncesinde de Mardin ve Gaziantep'te YAKALANAN bombaların AYNI KİRLİ ZİHNİYETTEN beslendiği ise gayet açık.

Anlayacağınız olası bir operasyonu istemeyenlerin, Türkiye'ye İÇERİDE HUZURSUZLUK YAŞATMAYA ve TERÖRLE DURDURMAYA dönük bir düşünce içerisinde olduğu yadsınamaz gerçek. Böylesine kritik bir dönemde toplumsal hassasiyetleri kaşımanın ve kutuplaştırıcı bir yaklaşım sergilemenin ise en çok kimlerin işine yarayacağı ortada… Lakin her ne olursa olsun Devletimiz, sınırlarımızın dibinde bir oldu-bittiyi asla kabul etmez/etmeyecektir. Sn. Cumhurbaşkanımızın; "yeni Sykes-Picot paylaşımlarının yapılmasına izin vermeyeceğiz" mesajı da zaten bu demektir.

Vesselam…