İran’da yok mu “Bu sefer darbeyle değil seçimle” diyecek Bidencı bitirim muhalefet? İran’ın nükleer kapasitesini yok etmek için ABD-İsrail saldırıyor. İran, Tanrı Krallığı için bombalanıyor. Darbeler Tanrı krallığı için yapılıyor. Eğer İran’ın ulusalcıları harekete geçirilip bir devrimle “Ne gerek var bunca enerjiye, enerji toprağa mı verilecek, ABD- İsrail bize mi saldıracak? Bunlar fuzuli masraf. İran halkının parası israf ediliyor. Bu kadar para halka (özelikle de emeklilere) dağıtılmalı” söylemiyle nükleer tesisler, savunma sanayisi ya soba borusu yapan atölyelere dönüştürülür ya İsrail-ABD güdümlü “çokuluslu şirketlerin taşeronu yapılır ya da topyekûn kapatılırdı. Mesela Bilişim, Teknoloji ve savunma sanayii alanında faaliyet gösteren ABD merkezli bir şirket, Tahran Havalimanı’nın bir tarafına konuşlandırılır, gayet “insancıl” faaliyetler gösterebilirdi. Dolayısıyla “muasır medeniyete erişen İran, üzerindeki medeniyetin bombaları altında kalmazdı. İt dirliğiyle bey gibi geçinmek, tasmalı özgür olmak varken(!) Şimdi İran’ın yaptığı “çağdaşlığa, cumhuriyetin kazanımlarına uygun mudur(!?) Yüzü hep Batı’ya baksaydı, böyle bombalara maruz kalır mıydı, hiç? Türkiye’yi de böyle bombalayabilirlerdi. Ama “muasır medeniyetin çocukları” buna gerek kalmadan her 10 yıla bir idareye el koydular. Mesela; Kıbrıs’ta hiçbir söz hakkı yok iken Türkiye’yi garantör ülke yapan hükümeti 27 Mayıs1960’ta devirip sorumluları idam ettiler. Türkiye’yi bombalanmaktan “kurtardılar.” Ancak halk 10 sene sonra yine yanlış yapınca kalkınma tehlikesi baş gösterip irticai faaliyetler artınca 12 Mart 1971’de muhtıra ile “gereksiz enerji yatırımları” güçlükle durdurulabildi. Bağımsızlaştırılan Başbakan, ABD Başkanı’nın uçağıyla görüşmeler yapmak üzere ABD’ye gitmişti.
1973 seçimlerinden sonra kurulan Ecevit- Erbakan hükümet, Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtını yaparak Doğu Akdeniz’de “medeniyete” başkaldırdı. Zinde güçler harekete geçip 9 aylık hükümeti alaşağı ettiler. Yine 6 yıl sonra 12 Eylül 1980’de yönetime el koyarak ülkenin bombalanmasına engel oldular. 1996 Haziran’ında kurulan ve Cumhuriyet tarihinde ilk defa denk bütçe oluşturan. Erbakan başkanlığında hükümeti, Kudüs Gecesi düzenlendiği gerekçesiyle 28 Şubat 1997’de görevden uzaklaştırdılar. Bu sürecin bu bin yıl süreceğini söylediler. Burada dikkat çekici olan bir şey daha var, o da Evanjelik- Siyonist Hristiyanlar da Siyonist Yahudilerle birlikte kuracaklarına inandıkları Tanrı Krallığı’nın bin yıl süreceğini iddia etmeleridir. Sermayeyi renklendirenler, başörtüsünü yasaklayanlar, Kur’an’ı yasaklayanlar Tanrı Krallığı’na çalışanlar mıdır? “Muasır medeniyetin çocukları,” Tanrı Krallığı Koalisyonun ülkeyi bombalamasına fırsat vermediler, “silahsız güçlerce tereyağından kıl çekercesine hallettiler.
Yok mu İran’da da çıkılacak bir Gezi, ya da “Ali Hamaney kendini bombalatmış” diyecek acar gazeteciler, “deha” siyasiler? “Haçlılar sizin mallarınıza, canlarınıza zarar vermez, vermemiştir. diyen FETÖ elebaşı gibi İran’a saldırılara “Sadece İsrailliler ve Amerikalılar değil, daha fazla insan bu haçlı seferine katılmalı. Almanya’nın bu kadar sert bir tavır almasından memnunum.” diyen Rıza Pehlevi’den başka, “Sizin menfaatlerinizi ancak biz koruruz. Bize sahip çıkın. Bize sahip çıkmadığınız için kendimizi terk edilmiş hissediyoruz” diyerek ağlaşıp yalvaran başka Ulusalcılar yok mu?
Tahran bombalanırken elinde kahvesi, takım elbisesiyle ekran başında kendisine görev tebliğini bekleyen hiç mi “yurtsever” yok? Neden savunma sanayisine dokunulmamış? İran’da Savaşa hayır gösterileri neden yapılmıyor, neden Savaş karşıtı imzacılar yok? Nerde, sivil toplum örgütleri, meslek odaları, kadın dernekleri, hukukçular, sanatçılar, rektörler? İran direniyor; tehlikenin farkında değiller mi?