İran…

28 Şubat’ın 29’uncu yılında ABD ve İsrail bu kez İran’a saldırdı. Diplomatik görüşmelerin devam ettiği, bir sonraki toplantı yerinin de ilan edildiği bir zamanda… Saldırıda İran lideri Ali Hamaney ve ailesinin tamamı katledildi. Hukuk, diplomasi ve ahlak gibi değerlerin tamamı ayaklar altında. Beğenmedikleri ülkelerin rejmini değiştirmeyi, insanlarını katletmeyi kendilerine hak gören küresel çete ile karşı karşıya, dünya. Darbeler, terör bunların en elverişli aparatları. Ali Hamaney’in katledilmesinden sonra fotoğrafını gönderen kimlerse katiller de onlardır. Türkiye’de Başbakanları asanlar, Başbakanlara küfürde yarışanlarla bu laikçiler, Kemalistler, fotocular, FETÖ’cüler aynı mihrak. Acıma hisleri yoktur. Sapkınlıkları, İşaya Bab 13/15’teki: “Ele geçen her adamın gövdesi delik-deşik edilecek ve tutulan her adam kılıçla düşecek. Yavruları da gözleri önünde yere çalınacak, evleri çapul edilecek ve karıları kirletilecek.” ifadelere dayanıyor. Vadedilmiş Toprak hezeyanının gerçekleştirilmesi Epstein Tarikatı da devrede. Müptezellerin ipini elinde tutan Siyonist yapı, başta ABD ve AB yöneticileri, elitleri olmak üzere dünya çapında bir şantaj ağı oluşturarak bozgunculukta sınır tanımıyor. İpini elinde tutuklarını istediği yere sürüp istediğini yaptırıyor. Dünya Siyon Devleti çoktan kuruldu. Olan biten her şey bunu gösteriyor. İlan edilmemesi olmadığını göstermiyor. 28 Şubat Sürecinin tetikçisini Dünya Siyon Teşkilatınca “Dünya Lideri” seçilmesi olup bitenin sıradan olmadığını göstermektedir. FETÖ alçağını da “kâinat imamı” adıyla organize edip 15 Temmuz’da milletin üzerine gönderdiler. 15 Temmuz Zaferiyle Siyonizmin beli kırılmıştır. Buna “tiyatro” diyenler, Soykırımcı İsrail’i kınamayanların aynı zamanda Epstein müritleri yeterince açıklayıcı değil midir? Knesset üyesi Zvi Sukkot :"Bu gece Gazze'de 100 kişiyi öldürdük, kimsenin umurunda değil. Çünkü herkes bir gecede 100 Gazzelinin öldürülebileceği gerçeğine alışmış durumda" diyorken, ağzı kulaklarına varıyordu. (Milat, 17.2.2025) Zulmü “ibadet” sayan bir zihniyetin İran’da aynı melaneti sergilemesi elbette yadırganacak bir durum değildir. 1990’larda Bosna’da yaptıkları gibi… Avrupa ikircikli tavrını her zaman her yerde gösteriyor. Terör olaylarını bastırmak için güvenlik güçleri tedbir alır, operasyonlar yapar bu yapı hemen fitneci uslubuyla “tarafları” itidale davet eder. Burada “taraf” ifadesiyle terör örgütünü meşru bir güç olarak sunar.

İran bombalanırken AB: "Tüm tarafları maksimum itidal göstermeye, sivilleri korumaya ve uluslararası hukuka tam olarak uymaya çağırıyoruz" diyor. AB, ne zaman sivilleri korumak için harekete geçmiş? Uluslararası hukuk mu kalmış? Var mıydı? Nerede? Gücü gücü yetene…

Katilleri kırmız halılarda karşılayıp parlamentolarında saatlerce ayakta alkışlayanların insan hakları, adalet, barış adına hiçbir şey söyleyecek durumda değiller. Bu vahşetin müsebbibi kendileridir. BM de bundan ari değildir. BM, bostan korkuluğu bile değil, aksine vicdanları rehin almış durumda, katilleri koruyor.

İran’ın hataları/günahları… Mezhepçilik taassubu ırkçılık gibidir. Aklı ve vicdanı kör eder. “İnanlar kardeştir. İnanmayanlar da insanlıkta kardeştir.” düsturuyla hareket edilmedi. Zalim desteklenirse zalimin ateşi destekleyeni de yakar. Suriye’de Esad’ı, Dürzi Hikmet Hicri grubunu destekleyerek fitne ateşi harlandı. Irak’ta, Yemen’de, Lübnan’da aynı gaflete/ihanete devam edildi. Aylan Bebeklerin günahı, katillerle iş birliği yapanların boyundadır. İran’da 200’e yakın çocuğu katledenlerden bunların farkı ne? Düşmandan ahlaki olarak bir fark yoksa dost kim, düşman kim?

Müzakere masası Türkiye’de kurulsaydı, savaş olmazdı. Siyonistler bu kadar cüretkâr olamazlardı. Müzakereleri başka yerlerde arayanlar, Ali Hamaney’in son halini paylaşanlardır.

İsrail, kanı, gözyaşını dört bir yana saçıyor. İnsanın, bir damla petrol kadar değerli görülmediği muasır medeniyet böyle…