Yolda bisiklet gördüğümüzde çoğu zaman ilk düşündüğümüz şey şu oluyor:

“Bu adam burada ne yapıyor?”

Oysa asıl sormamız gereken soru başka:

Bu yolu sadece otomobiller mi kullanıyor?

Son bir hafta içerisinde üç bisikletlimiz trafik kazalarında hayatını kaybetti.

İlyas Ulutaş... Eren Köse... Serkan Kadıoğlu...

Başsağlığı dilemek elbette önemli.

Ama artık biraz da “Neden?” diye sormamız gerekiyor.

Türkiye Bisiklet Federasyonu'nun açıklamasında aşırı ve uygunsuz hız, alkollü araç kullanımı, bisikletliye güvenli geçiş mesafesi bırakılmaması ve trafik kurallarına uyulmamasına dikkat çekiliyor.

Bunların hepsini biliyoruz.

Asıl mesele de burada. Biliyoruz ama yeterince önlem almıyoruz.

Bir bisikletlinin yanından geçerken otomobilin hızını biraz düşürmesi gerekiyor.

Biraz mesafe bırakması gerekiyor.

Biraz sabretmesi gerekiyor.

Ama o “biraz”, bazen bir insanın hayatıyla arasındaki mesafe oluyor.

Bana göre Türkiye'nin bisiklet meselesindeki en büyük problemi yalnızca bisiklet yolu eksikliği değil.

Trafik kültürü eksikliği.

Çünkü her yere bisiklet yolu yapamayız. Ama her sürücüye bisikletlinin de o yolun kullanıcısı olduğunu öğretebiliriz.

Bisikletliyi sıkıştırmamayı, yanından güvenli mesafeyle geçmeyi, gerektiğinde hızını düşürmeyi öğretebiliriz. Ehliyet eğitimlerinde bunu daha ciddi anlatabiliriz. Denetimleri artırabiliriz. Özellikle bisikletlilerin yoğun kullandığı güzergâhlarda hız ve alkol denetimlerini sıklaştırabiliriz.

Bir de belediyelere iş düşüyor. Bir yerde başlayıp birkaç yüz metre sonra biten bisiklet yolu, bisiklet ulaşım altyapısı değildir.

Kaldırımın bir köşesine çizgi çekip “bisiklet yolu yaptık” demek de yetmez.

Bisiklet yolu kesintisiz ve güvenli olmalı. Kavşakta bitmemeli. Park eden otomobiller tarafından işgal edilmemeli. Bisikletliyi bir noktada güvenli yoldan alıp birkaç yüz metre sonra otomobillerin arasına bırakmamalı. Çünkü şehir planlamak, yalnızca otomobilin nereye gideceğini düşünmek değildir.

Bisikletlinin de nereye gideceğini düşünmektir.

Sonra bir de “Sürücü hatası” deyip geçiyoruz. Elbette sürücünün hatası olabilir. Hatta bazı kazalarda bütün sorumluluk sürücüde olabilir. Ama her kazadan sonra yalnızca sürücüyü suçlayıp dosyayı kapatırsak, bir sonraki kazayı önleyemeyiz.

Yol güvenli miydi?

Hız denetimi var mıydı?

Bisikletlinin güvenli kullanabileceği alternatif güzergâh var mıydı?

O noktada daha önce kaza yaşanmış mıydı?

Bunları da sormamız gerekiyor. Çünkü trafik güvenliği, kazadan sonra suçlu bulma işi değil.

Bir sonraki kazayı önleme işi.

Türkiye Bisiklet Federasyonu'nun “Sıfır Can Kaybı” hedefi var. Bence bundan daha doğru bir hedef olamaz. Çünkü trafik güvenliğinde başarı, kaç kişiye ceza yazıldığıyla ölçülmemeli. Kaç kilometre bisiklet yolu yapıldığıyla da tek başına ölçülmemeli. Asıl başarı, akşam olduğunda insanların kaçının evine sağ salim döndüğüyle ölçülmeli.

İlyas Ulutaş'ı, Eren Köse'yi ve Serkan Kadıoğlu'nu geri getiremeyiz. Ama onların ardından yeni isimler eklenmesini engelleyebiliriz. Bunun için bisikletli çok büyük bir şey istemiyor. Özel bir ayrıcalık istemiyor. Trafiğin sahibi olmak istemiyor.

Sadece biraz dikkat.

Biraz mesafe.

Biraz sabır. Ve en önemlisi hayatta kalmak.

Çünkü mesele aslında bisikletlinin yolda ne yaptığı değil.

Bizim yolu kimlerle paylaştığımızı hatırlayıp hatırlamadığımız.

Yol hep otomobilin değil.

Yol, hepimizin.