Osmanlı sokaklarında atları korkutan "Zatü’l-Hareke"den, Cumhuriyet’in yerli sanayi ideali olan Devrim’e ve günümüzün akıllı teknolojisi TOGG’a uzanan bu serüven; Türkiye’nin yüz yıllık teknoloji, prestij ve bağımsızlık mücadelesini anlatıyor.
1904 yılında İstanbul Limanı’nda gümrük görevlileri ellerindeki sandıklara şaşkınlıkla bakıyorlardı. Sandıkların içinden çıkan şeyin ne olduğunu kimse tam olarak bilmiyordu. Derken öğrenildi: Bu “şey”, kendi kendine gidebilen bir araba, yani bir otomobildi. Osmanlılar bu yeni araca “Zatü’l-Hareke” dediler. Anlamı: Kendi kendine hareket eden. Ancak bu tuhaf araç, ne yollar için uygundu ne de toplum için hazır bir şeydi. İstanbul sokaklarında bu gürültülü makine insanların ve atların korkmasına neden oldu. Hükümet hemen karar aldı: Otomobil geldiği yere geri gönderilecekti.

ABDÜLHAMİD NEDEN YASAKLADI?
Sultan II. Abdülhamid'in otomobile karşı temkinli olmasının ana nedeni güvenlikti. 1905 yılındaki bombalı suikast girişimi, teknolojik gelişmelerin risklerini ona gösterdi. Suikasttan saniyelerle kurtulan padişah, ulaşım araçlarını sıkı denetime aldı. En büyük korkusu, otomobillerin hızı sayesinde suikastçıların kolayca kaçabilmesiydi. Bu yüzden İstanbul’da otomobil kullanımı bir süreliğine yasaklandı. Ancak yasaklar merakı dindirmedi; bazı aileler otomobilleri gizlice getirip arka sokaklarda sürmeye başladı.

MEŞRUTİYET GELDİ, OTOMOBİLLER YOLLARA ÇIKTI
1908’de II. Meşrutiyet ile otomobiller de özgürlüğüne kavuştu. Özellikle yabancı elçiliklerin ilgisiyle araçlar yaygınlaştı. 1912’de İtalyan elçisinin yaptığı kaza, Osmanlı’daki ilk ölümlü trafik kazası olarak kayıtlara geçti. Bu dönemde otomobil artık bir prestij simgesiydi; “Nazır oldun mu, otomobilin hazır!” sözü makam ve araç ilişkisini özetliyordu. Ancak bu süreçte 1913’teki Mahmud Şevket Paşa suikastı gibi acı olaylar da yaşandı.
CUMHURİYET VE YERLİ SANAYİ HEDEFİ
1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla ekonomik bağımsızlık vizyonu ön plana çıktı. 1925 yılında İstanbul’daki acentelerin çoğu gayrimüslimlere aitti; Türkler ise şoförlük ve tamircilikle uğraşıyordu. 1961’de ise büyük bir hayal gerçeğe dönüştü: Devrim. 129 günde üretilen bu araç, tanıtım gününde benzin konulması unutulduğu için yolda kaldı. Bu olay, "yerli otomobil yapılamaz" algısını tetiklese de aslında büyük bir cesaretin simgesiydi.
YÜZYILLIK RÜYANIN GERÇEKLEŞTİĞİ NOKTA: TOGG
2020’li yıllarda Türkiye, TOGG ile teknoloji hamlesini başlattı. 2022’de banttan inen elektrikli akıllı araç, 2025’te sokaklarda yaygınlaştı. Atların korktuğu "Zatü’l-Hareke"den sessiz TOGG’a uzanan bu yolculuk, Türkiye’nin değişim hikâyesidir. Otomobil artık sadece bir araç değil, bir kimliktir.