15 Temmuz'un üzerinden tam 10 yıl geçti…

O geceyi çok konuştuk.

Tankları konuştuk…

Uçakları konuştuk…

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bombalanmasını, Cumhurbaşkanımıza yönelik suikast girişimini, sokaklara çıkan milletimizi, şehitlerimizi ve gazilerimizi konuştuk.

Elbette konuşmaya da devam edeceğiz.

Ancak bugün, 15 Temmuz'un 10. yıl dönümünde artık başka soruları da sormamız gerekmiyor mu?

Mesela;

FETÖ nasıl doğdu?

Nasıl büyüdü?

Devletin kılcal damarlarına kadar nasıl girebildi?

On yıllar boyunca neden yeterince fark edilemedi?

Siyasette nasıl bir ilişki ağı oluşturdu?

Ekonomik gücünü nasıl kazandı?

28 Şubat gibi dindar insanların mercek altına alındığı bir dönemden nasıl sıyrılabildi?

Ve belki de bugün sorulması gereken en önemli soru:

15 Temmuz'dan sonra FETÖ gerçekten bitti mi?

Bir Örgütten Önce Bir Sistem İnşa Edildi;

FETÖ'yü sadece 15 Temmuz gecesinde üniforma giyen darbeciler üzerinden okumak en büyük hatalardan biridir.

Çünkü karşımızdaki yapı bir gecede kurulmadı.

Yarım asra yaklaşan bir zaman diliminde öğrenci evlerinden dershanelere, okullardan iş dünyasına, bürokrasiden güvenlik kurumlarına kadar uzanan büyük bir insan ve ilişki ağı oluşturuldu.

Önce çocuklara ulaşıldı.

Sonra gençlere…

Burs verildi.

Ev verildi.

Eğitim verildi.

Meslek kazandırıldı.

İş bulundu.

Makam verildi.

Ama bütün bunların karşılığında bir şey istendi;

Sadakat!

İşte üzerinde durmamız gereken asıl mesele budur.

Bir insanın aklını, iradesini ve vicdanını başka bir insanın emrine vermesi…

Üstelik bunu din adına yapması…

FETÖ'nün en büyük başarısı devlet kurumlarına adam yerleştirmesi değildi.

Asıl başarısı, insanlara "sorgulamadan itaat etmeyi" öğreten bir sistem kurabilmesiydi.

O hâlde bugün sadece FETÖ'nün elemanlarıyla değil, FETÖ'yü üreten zihniyetle de mücadele etmek zorundayız.

28 Şubat'ın Büyük Paradoksu;

15 Temmuz'u anlamak isteyenlerin 28 Şubat'ı da anlaması gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü 28 Şubat'ın üzerinde yeterince konuşulmayan büyük bir gizem vardır.

O dönemde başörtülü eşi olan askerler sorgulandı.

Namaz kılanlar takip edildi.

İnançlarını açıkça yaşayan insanlar "irtica" şüphesi altında fişlendi.

Birçok asker YAŞ kararlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nden uzaklaştırıldı.

Peki aynı yıllarda FETÖ ne yaptı?

Gizlendi.

Kendisini sakladı.

Mensuplarına gerektiğinde kimliklerini gizlemeyi öğretti.

İşte şimdi sormamız gereken soru şudur;

28 Şubat, gerçekten inancını yaşayan insanları sistemin dışına iterken, inancını ve örgütsel kimliğini gizleyen yapıların önünü açmış olabilir mi?

Bu sorunun cevabı tarihçiler, siyaset bilimciler ve güvenlik uzmanları tarafından derinlemesine araştırmalıdır.

Çünkü devlet, insanları yaşam tarzlarına göre değil; liyakatlerine, hukukla ilişkilerine ve devlete sadakatlerine göre değerlendirmediğinde ortaya nasıl bir güvenlik açığı çıkabileceğini acı biçimde gördük.

15.07.2026