Kıymetli okurlarım,

Dünya yeni bir döneme giriyor. AB ülkeleri vatandaşlarına 72 saatlik acil durum hazırlığı çağrısı yaparken sığınaklarını yeniliyor, stratejik stoklarını artırıyor, sivil savunma eğitimlerini yaygınlaştırıyor. Peki Türkiye olası krizlere ne kadar hazır?

Dünyada bir şeyler değişiyor. AB ülkeleri artık yalnızca ekonomik büyümeyi, refahı ve günlük yaşamın konforunu konuşmuyor. Elektrikler kesilirse ne yapılacak, içme suyuna ulaşılamazsa insanlar nasıl yaşayacak, internet ve telefon şebekeleri çökerse devlet kurumları nasıl haberleşecek, olası bir savaşta halk nerede korunacak? Bu sorular bugün AB’nin gündeminde ilk sıralara yerleşmiş durumda.

İngiltere'den Hollanda'ya, Belçika'dan Polonya'ya, Almanya'dan Finlandiya'ya kadar birçok ülke sivil savunma hazırlıklarını yeniden gözden geçiriyor. Üstelik bu hazırlıklar yalnızca askerî tedbirlerden ibaret değil. Doğrudan vatandaşın evinden, ailesinden, mahallesinden ve yaşadığı şehirden başlıyor.

İngiltere, 22 Ekim'de başlattığı "Be Ready" kampanyasıyla vatandaşlarına en az 72 saatlik acil durum hazırlığı yapmaları çağrısında bulundu. İnsanlardan evlerinde içme suyu, bozulmayan gıda ve temel ihtiyaç malzemeleri bulundurmaları istendi. Hollanda da benzer bir kampanyayla vatandaşlarını elektrik, su ve internetin üç gün boyunca kesilmesi ihtimaline karşı hazırlanmaya davet etti.

Belçika, vatandaşlarına kriz öncesinde, sırasında ve sonrasında nasıl hareket edeceklerini anlatan bir rehber yayımladı. Polonya ise sivil savunma eğitimlerini ülke geneline yayarak ailelere, çocuklara ve yerel topluluklara yönelik uygulamalı eğitimler düzenliyor. Mayıs-Eylül 2026 döneminde gerçekleştirilen 4 binden fazla etkinliğe 720 binden fazla kişinin katılması, bu hazırlığın toplumun geniş kesimlerine ulaştırıldığını gösteriyor.

Almanya vatandaşlarına mümkünse 10 günlük gıda ve su stoku bulundurmalarını tavsiye ediyor. Lüksemburg yaklaşık 300 bin acil durum rehberini hanelere dağıtmayı planlıyor. Estonya ülke genelinde sirenlerini test ederek vatandaşlarına alarm ve sığınma prosedürlerini hatırlatıyor.

Asıl dikkat çekici hazırlık ise Finlandiya ve İsveç'te görülüyor.

Finlandiya'da yaklaşık 50 bin 500 sığınak bulunuyor ve bu sığınakların kapasitesi 4,8 milyon kişiye ulaşıyor. İsveç'te ise yaklaşık 64 bin sığınak, 7 milyon kişiyi barındırabilecek kapasiteye sahip. Finlandiya ayrıca yer altı hastanelerinin geliştirilmesi için 400 milyon avroluk yatırım planlıyor.

Fransa kritik altyapılarını dron saldırılarına karşı korumanın üzerinde duruyor.

Bütün bu gelişmeler bize şunu gösteriyor: Artık ülkeler yalnızca savaşın kendisine değil, savaşın ve krizlerin toplum hayatında meydana getireceği sonuçlara da hazırlanıyor.

Peki Türkiye bu tablonun neresinde?

Türkiye'de AFAD başta olmak üzere ilgili kurumlarımızın önemli çalışmaları bulunuyor. Ancak AB'deki örnekleri incelediğimizde üzerinde düşünmemiz gereken konular olduğunu görüyoruz.

Öncelikle sivil savunmayı yeniden hayatın merkezine almalıyız. Sivil savunma denildiğinde akla yalnızca savaş dönemleri gelmemelidir. Elektrik kesintileri, su krizleri, siber saldırılar, salgın hastalıklar, büyük yangınlar, depremler ve iletişim sistemlerinin çökmesi de sivil savunma kavramı içinde yer almaktadır.

Bu nedenle bu tip durumlarla karşı karşıya kaldığımızda Her aile kendi acil durum planını hazırlamalı, evinde temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek malzemeleri bulundurmalıdır. Mahallelerde gönüllü sivil savunma ekipleri oluşturulmalı, okullarda, fabrikalarda, kamu kurumlarında ve yerel yönetimlerde düzenli eğitimler verilmelidir.

Şehirlerimizde yeterli sayıda ve standartlara uygun sığınak bulunmalı, mevcut olanlar gözden geçirilerek kullanıma hazır tutulmalıdır. Hastaneler, enerji tesisleri, su şebekeleri, haberleşme sistemleri ve ulaşım altyapısı olağanüstü koşullarda da hizmet verebilecek şekilde güçlendirilmelidir.

Sonuç olarak;

Benim yıllardır savunduğum bir gerçek var: Sivil savunma bir devlet politikası olduğu kadar bir toplum kültürüdür. Bu kültürü topluma çocukluktan itibaren kazandırmalıyız.

Çünkü kriz anında devletin gücü kadar toplumun dayanıklılığı da önemlidir.