Bir çanta üretmek için önce kalıbını hazırlamak gerekiyor. Eskiden bu işin büyük bölümü elle yapılıyordu. Kalıp çiziliyor, kartona aktarılıyor, ardından maket bıçağıyla tek tek kesiliyordu. Şimdi ise aynı işlemler bilgisayarda hazırlanabiliyor. Hatta kalıpları kesme işini bile makineler yapıyor.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Zeytinburnu'ndaki İDMİB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesini ziyaret ettim. Okul müdürü Zübeyde Adım ve Saraciye Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Müslüm Ülker'le sohbet etme fırsatım oldu. Hem mesleki eğitimi hem de yıllardır bu sektörde üretim yapan sanayicilerin yaşadığı sorunları konuştuk. Önce okulda gördüğüm ve oldukça dikkatimi çeken bir çalışmadan bahsetmek istiyorum.

Zubeydeadim Muslumulker Bedriyandimkaldim

1,6 milyon liralık dijital tasarım atölyesi

Okulda yeni kurulan Dijital Kalıp Tasarım Atölyesi, geleneksel üretimin teknolojiyle nasıl buluştuğunu gösteren güzel bir örnek. Öğrenciler artık bir çantanın kalıbını bilgisayarda çizebiliyor. Çantayı oluşturan parçalar ayrı ayrı hazırlanıyor ve ardından otomatik kesim makinesine gönderiliyor. Makine de bu kalıpları özel kartondan keserek hazır hale getiriyor.

Eskiden öğrencilerin elle yaptığı ve zaman alan işlemler artık çok daha kısa sürede tamamlanabiliyor. Atölyede bir de plotter adı verilen büyük bir yazıcı bulunuyor. Bu cihaz özellikle tekstil alanında kullanılıyor. Örneğin bir öğrenci gömlek tasarlayacak. Önce bilgisayarda kalıbını hazırlıyor. Ardından gömleğin kolları, önü ve arkası ayrı ayrı yazıcıdan çıkarılıyor.

Üstelik işin güzel tarafı, farklı bedenler için her şeyi yeniden çizmek gerekmiyor. Bilgisayarda hazırlanan 38 beden bir tasarım, gerekli düzenlemelerle 40 veya 42 bedene uyarlanabiliyor. Zübeyde Hanım'ın verdiği bilgiye göre atölyede 11 bilgisayar bulunuyor. Şimdilik beş yazılım lisansı alınmış. İlerleyen dönemde bu sayının artırılması planlanıyor. Eğitimleri ise okulun moda tasarım ve saraciye alanındaki öğretmenleri verecek. Öğretmenler de makinelerin kurulumunu yapan firmadan eğitim almış.

Peki, bu atölye nasıl kuruldu?

Zübeyde Adım, dijital tasarım atölyesinin hayata geçirilmesinde İstanbul Sanayi Odası, İstanbul Ticaret Odası ve İDMİB'in önemli katkılarının bulunduğunu belirtiyor. Anlattığına göre okulun ihtiyaçları doğrultusunda bir proje hazırlamış. İstanbul Sanayi Odasının sağladığı yaklaşık 600 bin liralık destekle çalışmalar başlamış. Daha sonra İstanbul Ticaret Odası da makine alımıyla katkı sağlamış. Toplam yatırım değerinin yaklaşık 1 milyon 600 bin liraya ulaştığını söylüyor.

Saraciye Sanayicileri Derneği ise okul ile sektör arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinde önemli bir rol üstleniyor. Sektörün hangi teknolojilere ve becerilere ihtiyaç duyduğu konusunda okul yönetimiyle görüş alışverişindeler. Aslında burada yapılan şey yalnızca bir atölyeye yeni makineler almak değil. Öğrencilerin mezun olduklarında karşılaşacakları üretim teknolojilerini daha okul sıralarındayken öğrenmelerini sağlamak. Çünkü sanayide üretim yöntemleri değişiyor. Eskiden elle yapılan birçok işlem bugün bilgisayarlarla ve makinelerle gerçekleştiriliyor. Okulların da bu değişime ayak uydurması gerekiyor.

Peki, makineler ustaların yerini alacak mı?

Zübeyde Hanım'a özellikle bu soruyu sordum. Çünkü saraciye yalnızca makineyle yapılan bir üretim değil. İşin içinde el emeği, ustalık ve yılların deneyimi var. Zübeyde Hanım, teknolojinin el işçiliğini tamamen ortadan kaldırmayacağını düşünüyor. Bir ürünün büyük bölümü makinelerle üretilse bile bazı aşamalarda insanın müdahalesine ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Ancak diğer taraftan dijital üretimin sağladığı avantajları da görmezden gelemeyiz. Daha hızlı üretim, daha az hata ve malzemenin daha verimli kullanılması bunlardan bazıları. Özellikle deri gibi değerli bir malzemede yanlış yapılan bir kesim ciddi kayıplara neden olabiliyor.

İşin bir de sağlık tarafı var. Sürekli elle kesim yapmak, maket bıçağı kullanmak ve aynı hareketleri tekrarlamak öğrenciler açısından yorucu olabiliyor. Bazı işlemlerin makinelerle yapılması bu riskleri azaltmaya da yardımcı oluyor. Yani amaç el emeğini ortadan kaldırmak değil, teknolojiyle desteklemek. Bence mesleki eğitimin geleceğinde de bu anlayışın önemli bir yeri var.

Ayakkabı bölümü yok ama yarışmada birinci ve ikinci olmuşlar

Zübeyde Hanım'la sohbetimizde okulun başka çalışmalarını da öğrendim. Okulun uluslararası fuarlarda gerçekleştirdiği çalışmalara daha önceki köşe yazılarımda da yer vermiştim. Hatırlanacağı üzere okul, geçtiğimiz yıl ikisi AYMOD, ikisi IFCO olmak üzere dört uluslararası fuara katılmış, öğrenciler hazırladıkları ürünleri sektör temsilcilerine tanıtma fırsatı bulmuştu. Zübeyde Adım'ın aktardığına göre IFCO fuarına lise düzeyinde ilk katılımı da bu okul gerçekleştirmişti. Ticaret Bakanı Ömer Bolat da fuarda okulun standını ziyaret etmişti.

Bir başka dikkat çekici başarı ise ayakkabı tasarım yarışmasından gelmiş. Okulda ayakkabı bölümü bulunmamasına rağmen yarışmaya 50 tasarımla katılmışlar. Üstelik birincilik ve ikincilik elde etmişler. Birincilik kazanan tasarımın hikâyesi de oldukça ilginç. Zübeyde Hanım, tasarım fikrinde Halide Edip Adıvar'dan ve Kurtuluş Savaşı yıllarından Cumhuriyet'e uzanan değişimden ilham aldıklarını anlattı. Geleneksel çarığı hatırlatan ancak modern çizgiler taşıyan bir ayakkabı tasarlamışlar. Bunun dışında deri üzerine ebru çalışmaları yapıyor, Hatay'ın Barış İpeği ve Rize bezi gibi geleneksel malzemeleri farklı ürünlerde kullanıyorlar.

Amaç yalnızca çanta veya cüzdan üretmek değil. Öğrencilere tasarım yapmayı, farklı malzemeleri bir araya getirmeyi ve yeni fikirler geliştirmeyi de öğretmek.

Zübeyde Hanım'ın geleceğe yönelik bir başka hedefi de öğrenci kooperatifi kurmak. Uygun bir proje kapsamında hibe desteği sağlanabilir ya da sponsor bulunabilirse öğrencilerin kendi ürettikleri ürünleri satabilecekleri fiziksel bir satış alanı oluşturmayı planlıyor. Henüz hayata geçmiş bir proje değil. Ancak gerçekleşirse öğrenciler yalnızca üretim yapmayı değil, ürettikleri ürünleri müşteriye sunmayı ve ticareti de öğrenme fırsatı bulacak. Çünkü bana göre bir öğrenciye yalnızca ürün yapmayı öğretmek yeterli değil. O ürünü nasıl fiyatlandıracağını, nasıl tanıtacağını ve müşteriye nasıl ulaştıracağını da öğretmek gerekiyor.

11 yaşında çırak olarak başladı, şimdi dünyanın önemli markalarına üretim yapıyor

Okuldaki ziyaretimin bir diğer önemli bölümünde Saraciye Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Saymanı Müslüm Ülker'le sohbet ettik. Müslüm Bey'in hikâyesi aslında mesleki eğitimin neden önemli olduğunu da gösteriyor. Henüz 11 yaşındayken bu mesleğe adım atmış. Yıllar boyunca çalışmış, ustalığı öğrenmiş ve sonunda kendi işletmelerini kurmuş. Bugün iki firmasıyla üretim yapıyor. Üstelik üretiminin yaklaşık yüzde 90'ını ihraç ediyor.

Başta İsviçre'nin dünyaca tanınan saat markaları olmak üzere yurt dışındaki müşterilerine deri saat kutuları, mücevher kutuları ve çeşitli aksesuarlar üretiyor. Yani dünyanın önemli markalarının kullandığı bazı ürünlerin arkasında Türk ustalarının emeği var. Fakat Müslüm Bey'le konuşurken dikkatimi çeken asıl mesele ihracat başarısı değil, yetişmiş eleman sorunuydu. Sektörde artık eskisi gibi usta yetişmediğini, gençlerin bu mesleğe kazandırılmasının giderek önem kazandığını anlattı. Kendisi de bunun için çaba gösteriyor. Şu anda İDMİB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinden üç öğrenci kendi işletmesinde staj yapıyor.

Buraya kadar her şey normal görünebilir. Sonuçta birçok işletme meslek lisesi öğrencilerine staj imkânı sağlıyor. Ancak Müslüm Bey'in yaptığı biraz farklı. Öğrencilerin eğitimini yalnızca çalışanlarına bırakmıyor. Onlarla bizzat kendisi ilgileniyor. Bu konu açıldığında Zübeyde Hanım özellikle araya girerek önemli bir noktaya dikkat çekti. Müslüm Bey'in bugün bir işveren olmasına rağmen ustalığını bırakmadığını, öğrencilerle doğrudan ilgilenmesinin çok kıymetli olduğunu vurguladı.

Gerçekten de öyle. Müslüm Bey, kendisi de küçük yaşlarda çalışmaya başladığı için gençleri daha iyi anladığını söylüyor. Onlara yalnızca mesleği öğretmek değil, mesleği sevdirmek de istiyor. Düşünün, 11 yaşında çırak olarak başladığınız bir işte yıllar sonra kendi işletmenizin sahibi oluyorsunuz. Ama gençlere bir şeyler öğretmek için yine üretimin başına geçiyorsunuz. Bence bunun değeri yalnızca ekonomik rakamlarla ölçülemez. Çünkü ustalık sadece iyi bir ürün yapabilmek değil, bildiklerini kendinden sonrakilere aktarabilmektir. Saraciye Sanayicileri Derneği de bu nedenle meslek liseleriyle iş birliğine önem veriyor. Müslüm Bey'e göre bir sektörün bugün üretim yapması yetmez. Yarın ihtiyaç duyacağı ustaları, tasarımcıları ve teknisyenleri de yetiştirmesi gerekiyor.

Dünyanın markalarına üretiyoruz ama kendi markalarımız nerede?

Müslüm Bey'e Türkiye'nin deri ve saraciye sektöründe dünya markalarıyla rekabet edebilecek güce sahip olup olmadığını da sordum.

Cevabı netti. Türkiye'nin kaliteli üretim yapabilecek bilgisi, ustalığı ve kapasitesi var. Ancak önemli bir eksikliğimiz de bulunuyor.

“Bizim en büyük eksikliğimiz markalaşma.”

Aslında bu cümle, yalnızca saraciye sektörünün değil, Türkiye'deki birçok üreticinin yaşadığı sorunu özetliyor. Dünyanın önemli markalarına kaliteli üretim yapabiliyoruz. Ama aynı başarıyı kendi markalarımızı oluşturmada her zaman gösteremiyoruz. Birçok işletme başka firmalar adına fason üretim yapıyor. Elbette fason üretimin de ekonomide önemli bir yeri var. Ancak yalnızca birkaç büyük müşteriye bağlı çalışmak işletmeler açısından risk oluşturabiliyor. Benim de uzun zamandır dikkat çektiğim konulardan biri bu.

Türkiye'de üretim becerisi yüksek çok sayıda işletme var. Ancak pazarlama, markalaşma ve müşteri kazanma konusunda aynı başarıyı gösteremiyoruz. Oysa günümüzde internet sayesinde küçük bir üretici bile ürünlerini Türkiye'nin dört bir yanına, hatta dünyanın farklı ülkelerine satabiliyor. Yeter ki doğru pazarlama yöntemlerini kullanabilsin.

Saraciye üreticileri neden ortak bir dijital platformda buluşmasın?

Müslüm Bey'e Saraciye Sanayicileri Derneğinin üyelerine yönelik e-ticaret veya dijital pazarlama konusunda çalışmaları olup olmadığını da sordum. Bazı üyelerin internet üzerinden satış yaptığını ancak dernek olarak henüz ortak bir girişimlerinin bulunmadığını söyledi. Bunun üzerine kendisine bir öneride bulundum.

Neden saraciye üreticileri ortak bir dijital platformda buluşmasın?

Bir düşünün. Küçük bir atölyede kaliteli deri çantalar üreten ancak ürünlerini nasıl pazarlayacağını bilmeyen bir işletme var. Tek başına internet sitesi kurmak, reklam vermek, yurt dışına satış yapmak onun için zor olabilir. Ancak üreticilerin bir araya geldiği ortak bir dijital platformda ürünlerini tanıtması ve yeni müşterilere ulaşması çok daha kolay hale gelebilir. Hatta zamanla yurt dışı pazaryerlerine açılmaları için ortak çalışmalar da yapılabilir. Müslüm Bey de böyle bir fikrin değerlendirilebileceğini ve dernek yönetiminin gündemine taşınabileceğini ifade etti. Elbette şu anda alınmış bir karar veya başlatılmış bir proje yok. Ama bence üzerinde düşünmeye değer. Çünkü günümüzde yalnızca üretmek yeterli değil. Ürettiğiniz ürünü tanıtmanız, pazarlamanız ve doğru müşteriye ulaştırmanız da gerekiyor.

Geleceğin ustası aynı zamanda girişimci olmalı

Zeytinburnu'ndan ayrılırken yaptığımız iki röportajı birlikte düşündüm. Bir tarafta öğrencilerini geleneksel el sanatlarıyla birlikte dijital teknolojilerle yetiştirmeye çalışan bir okul yönetimi var. Diğer tarafta 11 yaşından beri bu mesleğin içinde olan, bugün uluslararası markalara üretim yapan ama yeni nesle ustalık öğretmeyi de sürdüren bir sanayici. Aslında ikisi de aynı geleceğe hazırlanıyor. Ancak bana göre bu çalışmaların yanına bir şey daha eklememiz gerekiyor. Gençlere yalnızca üretmeyi değil, ürettiklerini satmayı da öğretmeliyiz.

E-ticaret, dijital pazarlama, markalaşma, yapay zeka ve girişimcilik eğitimlerini mesleki eğitimin daha güçlü bir parçası haline getirmeliyiz. Çünkü yarının başarılı üreticileri yalnızca iyi birer usta olmakla yetinemeyecek. Tasarımdan üretime, markalaşmadan satışa kadar işin farklı aşamalarını da bilmeleri gerekecek. Belki bugün Zeytinburnu'ndaki bu atölyede ilk çantasını tasarlayan bir öğrenci, birkaç yıl sonra kendi markasını kuracak. Belki o çantayı dünyanın başka bir ülkesindeki müşteriye satacak. Ve belki de yıllar sonra kendisi gibi yetişen gençlere ustalık öğretecek.

İşte o zaman yalnızca bir mesleği yaşatmış olmayacağız. O meslekten yeni markalar, yeni işletmeler ve yeni başarı hikâyeleri de çıkarmış olacağız.