Kayınbiraderimin torunu Lina’nın yaş günü kutlamasındaydık. Masada bir şeyler yiyorduk. Ben kayınbiraderim Önder’le sohbet ediyor, hanım da yengemiz Fulya Hanım ile muhabbet ediyordu. Bir ara Fulya yengem, espri olsun diye Önder kardeşime dönerek:

“Poğaça ister misin? Az kullanılmış!” dedi.

Çünkü poğaçanın bir parçasını kendisi yemişti.

Gülüştük.

Ama bu latifeden sonra beni bir düşünce aldı. “Az kullanılmış poğaça…”

Bu ifade, sanki elimden tutarak beni birçok az kullanılmış şeyin, daha doğrusu hayatımızda az kullandığımız pek çok değerlerin arasında gezintiye çıkardı.

Mesela az kullanılmış sevgi, az kullanılmış merhamet, az kullanılmış anlayış, az kullanılmış düşünme, az kullanılmış akıl…

Evet, çok önemli şeyleri az kullanıyoruz. Buna karşılık önemsiz şeylere ise cömertçe davranıyoruz.

Şöyle bir düşünün. Eskiden küçük bir ayakkabı dükkânında satılabilecek kadar ayakkabı, bugün hemen hemen her gencin evinde bulunabiliyor. O kadar çok ayakkabı, çanta, kıyafet ve daha nice eşya… Ne kadar cömertçe, doğrusu ne kadar israf ederek yaşadığımızın bir göstergesi değil mi?

Eğlenceye, sefahate, tüketmeye çok cömertçe harcama yapılıyor. İsraf ediliyor. Ama düşünmeye, tefekküre, merhamete, anlayışa gelince aynı cömertliği göremiyoruz.

Keşke merhamette, sevgide, adalette, anlayışta ve dostlukta israf etsek! Keşke bu güzel değerleri cömertçe harcasak!

Bugün dünyadaki mazlumların hâline baktığımızda, acı çeken kimsesizlerin, sesi duyulmayan garibanların ne kadar çok olduğunu görüyoruz. Daha doğrusu, sesleri işitiliyor ama duyulmuyor; kendilerine bakılıyor ama görülmüyorlar.

Öyle çok mazlum, öyle çok acı dolu sahipsizlik manzarası var ki…

Aynı şekilde, öyle çok aç insan var. Tek bir tebessüme muhtaç fakir çocuklar, bir baş okşamasına, bir sırt sıvazlamasına hasret kalmış nice mağdur ve hüzünlü yavrular…

Evet, “Az kullanılmış poğaça ister misin?”

Çok güzel bir latifeydi. Fakat beni düşüncelere salınca, öyle çok az kullanılmış, hatta hiç kullanılmamış şeylere götürdü ki… Şu an içim titredi, hüzünlendim desem yanlış olmaz.

Çünkü gerçekten de hayatımızda az kullandığımız çok şey var.

Az kullanılmış göz… Az kullanılmış kulak… Tokalaşmaktan, kucaklaşmaktan geri duran az kullanılmış eller, kollar…

Bir başkasının derdine bakmak için gözümüzü, feryadını işitmek için kulağımızı, yardım etmek ve kucaklamak için ellerimizi ne kadar kullanıyoruz?

Ulvi değerlere, bizi ahirete hazırlayacak güzelliklere gelince, bırakın az kullanmayı, bunları hiç kullanmayanlar bile var.

Keşke bunları daha çok kullansak!

Çünkü bu az kullanılmış değerler, bizi azar azar insanlığımızdan, medeniyetimizden, insani değerlerimizden ve en önemlisi Allah’ın rızasını kazanmaktan uzaklaştırıyor. Sünnet-i Seniyye’den uzaklaştırıyor.

Az kullanılan veya hiç kullanılmayan bu değerler yüzünden dünyanın başına ne dertler açmışız! Cemiyet hayatında, iş hayatında, ev hayatında; kısacası insanların bir arada yaşadığı her yerde ne kadar çok sıkıntıya sebep olmuşuz!

Ne dersiniz? Bazı şeyleri çok kullanma, hatta cömertçe harcama zamanı değil midir?

Son söz:

Bu yazıya ilham veren Fulya yengeme ve kayınbiraderim Önder kardeşime teşekkür ediyorum. Büşra ve Nail eniştemizin minik yavruları Lina’ya hayırlı, sağlıklı, huzurlu ve bereketli bir ömür diliyorum.

Allah bahtını güzel, ömrünü hayırlı eylesin.