Adalet, bir devletin en güçlü kurumlarından biri değil; aynı zamanda vatandaşın vicdanında yeşeren en büyük güvendir. İnsanlar mahkeme kapısına yalnızca bir dava kazanmak için değil, hakkını teslim alabilmek umuduyla gider. İşte bu nedenle adalet sistemine duyulan güven, toplumun huzuru açısından hayati önem taşır.

Son dönemde Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek'in yaptığı açıklamalar ve kamuoyuna yansıyan mesajları, birçok vatandaşta yeniden umut oluşturmaya başladı. Özellikle faili meçhul dosyaların aydınlatılması, mağdur ve mazlumların sesinin duyulması, hiçbir suçun üzerinin örtülmemesi yönündeki kararlılık vurgusu dikkat çekiyor.

Sayın Bakanın kamuoyuna verdiği mesajlarda öne çıkan temel düşünce şudur: Hukukun üstünlüğü herkes için geçerlidir. Hiç kimse hukukun üstünde değildir. Mahkeme salonları siyasi tartışmaların değil, adaletin tecelli ettiği yerlerdir. Dosyalar değerlendirilirken kişilerin kim olduğundan ziyade dosyanın içeriği ve hukuki deliller esas alınmalıdır.

Toplumun uzun yıllardır en çok şikâyet ettiği konulardan biri de yargılama süreçlerinin uzaması oldu. Hedef sürelerin aşılması, sadece dosyaların beklemesine neden olmuyor; aynı zamanda mağdurların adalete olan inancını da zedeliyor. Bu nedenle hedef süre uygulamasına verilen önem ve bu konuda gerekli idari incelemelerin yapılacağı yönündeki açıklamalar, yargı hizmetlerinin etkinliği açısından önemli bir mesaj niteliği taşıyor.

Faili meçhul olayların aydınlatılması da sadece suçluların cezalandırılması anlamına gelmez. Aynı zamanda yıllardır sevdiklerinin akıbetini bekleyen ailelerin acılarının bir nebze olsun hafiflemesine katkı sağlar. Gerçeğin ortaya çıkması, toplum vicdanının rahatlaması açısından büyük önem taşır.

Elbette hiçbir sistem kusursuz değildir. Yargıya duyulan güvenin kalıcı şekilde güçlenebilmesi için hukukun tarafsız, bağımsız, şeffaf ve makul sürede işlemesi gerekir. Vatandaşın dile getirdiği her iddianın hukuk çerçevesinde titizlikle incelenmesi, haksızlığa uğradığını düşünen herkesin sesini duyurabileceği etkili mekanizmaların işletilmesi de bu güvenin temel taşlarıdır.

Adalet, yalnızca mahkeme kararlarından ibaret değildir; vatandaşın "Sesim duyuluyor." diyebilmesidir. Haksızlığa uğradığını düşünen insanların başvurularının ciddiyetle değerlendirilmesi, hukukun herkese eşit uygulanması ve hiçbir kişinin ayrıcalıklı görülmemesi, güçlü bir hukuk devletinin vazgeçilmez ilkeleridir.

Bugün birçok kişi yeni dönemde atılan adımların yargıya duyulan güveni yeniden güçlendireceğine inanıyor. Bu beklentinin kalıcı bir güvene dönüşmesi ise sözlerin uygulamayla desteklenmesine bağlı olacaktır. Çünkü adalet, yalnızca dağıtıldığında değil; zamanında, tarafsız ve eşit şekilde uygulandığında gerçek anlamını bulur.

Temennimiz odur ki, nerede bir mağdur varsa sesi duyulsun, nerede bir haksızlık varsa hukuk gereğini yapsın ve hiçbir dosya, hiçbir vatandaş, hiçbir hak arayışı sahipsiz kalmasın. Güçlü devlet, ancak güçlü adaletle ayakta durur. Güçlü adalet ise vatandaşın güvenini kazanabildiği ölçüde anlam kazanır.