Geçtiğimiz hafta Ankara’da, Afet Araştırmaları Derneği tarafından 17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıl dönümü anısına düzenlenen “Afetlerde Büyük Veri Yönetimi Sempozyumu”gerçekleştirildi. Afet yönetiminin geleceğine ilişkin önemli mesajların verildiği sempozyumda, farklı üniversitelerden alanında uzman değerli akademisyenlerin yanı sıra kamu, sağlık, teknoloji ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri bir araya geldi.

Sempozyumun odağında tek bir soru vardı:

Afet anında elimizdeki veriyi ne kadar doğru kullanabiliyoruz?

Afet Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Eryılmaz’ın sözleri, sempozyumun ana fikrini adeta özetledi: “Büyük veriyi yöneten, her şeyi yönetir.” Eryılmaz, afetlerde büyük veri konusunun daha fazla tartışılması, teknolojik çözümlerin güçlendirilmesi ve ülke genelinde yaygın ve sürekli biçimde kullanılması gerektiğine dikkat çekti.

Bu söz, aslında üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken bir gerçeği ortaya koyuyor.

Çünkü afet anında en büyük sorunlardan biri sadece yıkım değildir; eksik bilgi ve bilgi kirliliğidir.

Düşünün; bir depremde hangi binanın yıkıldığını, hangi yolun kapandığını, hangi hastanenin hizmet verebildiğini, nerede kaç kişinin mahsur kaldığını ve hangi bölgenin acil yardıma ihtiyaç duyduğunu bilmeden yapılacak bir müdahale, kaynakların yanlış yere yönlendirilmesine neden olur.

Sempozyumda; büyük veri, yapay zekâ, erken uyarı sistemleri, karar destek mekanizmaları ve kurumlar arası veri paylaşımı ele alındı. Kamu kurumları, üniversiteler, teknoloji kuruluşları ve sivil toplum temsilcilerinin aynı masada buluşması da afet yönetiminin geleceği açısından önemli bir adım oldu.

AFAD Başkanı Vali Ali Hamza Pehlivan’ın verdiği rakamlar ise Türkiye’nin bu alanda ulaştığı teknolojik kapasiteyi ortaya koydu. Pehlivan, AFAD’ın kullandığı AYDES sisteminin yaklaşık 500 web tabanlı entegrasyonla çalıştığını, sistem üzerinden uydu görüntülerinin, 112 ihbarlarının ve CİMER başvurularının değerlendirilebildiğini belirtti. Ayrıca yaklaşık 155 uydu sistemiyle bağlantı kurulabildiğini, 155 bin kameranın izlenebildiğini ve 87 bin aracın takip edilebildiğini açıkladı.

İşte burada afet yönetiminin geleceği açısından çok önemli bir eşik karşımıza çıkıyor.

Artık elimizde bir veri var.

Şimdi mesele, bu veriyi doğru zamanda doğru karara dönüştürebilmek.

Bir başka ifadeyle, teknolojiye sahip olmak yetmiyor. Veriyi okuyacak insanlara, kurumlar arasında paylaşacak altyapıya ve kriz anında bu bilgiyi kullanabilecek güçlü bir koordinasyona ihtiyaç var.

Sempozyumda yapay zekâ uygulamalarının da afet yönetiminde önemli bir araç haline geldiği dile getirildi. Erken uyarı sistemleri, hasar tespiti, risk haritaları, kaynakların yönlendirilmesi ve karar destek mekanizmaları artık geleceğin değil, bugünün meseleleri.

Ancak burada bir başka tehlikeyi de unutmamak gerekiyor:

Afet yönetiminde veri kadar, verinin doğruluğu da önemlidir.

Bu nedenle; Türkiye’nin afet yönetiminde bundan sonraki hedefi yalnızca daha fazla ekip, daha fazla araç ve daha fazla kapasite oluşturmak değil, bunların yanında daha güçlü bir veri sistemi kurulmalıdır.

AFAD, belediyeler, sağlık kuruluşları, üniversiteler, meteoroloji, iletişim kurumları ve diğer paydaşlar, kişisel verilerin korunması ve bilgi güvenliği gözetilerek aynı afet tablosunu görebilmeli ve ortak hareket edebilmelidir.

Afetle mücadelede başarı, kurumların birlikte doğru karar vermeleriyle sağlanır.

Ankara’daki sempozyumun bize verdiği en önemli mesaj da budur:

Afet yönetiminde yeni dönem başlamıştır. Bu dönem, veriyi toplama değil; veriyi anlama, paylaşma ve doğru karara dönüştürme dönemidir.

Bugün bir binanın riskini biliyorsak, yarının enkazını önleyebiliriz.

Bugün bir taşkın bölgesini önceden görebiliyorsak, yarının kaybını azaltabiliriz.

Bugün hangi bölgenin daha kırılgan olduğunu bilirsek, yarın kaynaklarımızı oraya daha hızlı ulaştırabiliriz.

Gerçek başarı, depremden sonra gösterilen müdahaleyle değil, depremden önce alınan önlemlerle ortaya çıkar.

Unutmayalım ki artık afet yönetiminin geleceğinde, teknoloji ve veri zamanla yarışacaktır.