0

Gardiyanın gür sesi duyuldu:

-Kemal Akalın, ziyaretçin var!

Kemal, zaten bekliyordu bu çağrıyı.

Saatler öncesinden hazırlanmış, traşını olmuş, gömleğini ütülemiş, en güzel ve zaten bir tane olan takım elbisesini hazırlamış, tesbihini sallarken neler diyeceğini düşünüyordu.

Zaman hiç mi geçmezmiş?!

Sanki akrebi, yelkovanı tutan bir güç vardı.

Saniyeler, dakikalar zincirlenmiş, normal hareket etmesi engelleniyordu.

Zaman zaman arkadaşlarının sevinç ve hüzünleri kulaklarını yalıyor ama hiç tepki vermiyordu.

İşte gardiyanın sesi onu kendine getirmişti.

Ceketini kaptığı gibi soluğu kapıda aldı.

Gardiyan alışıktı böylesi hareketlere, duygusuzca seslendi:

-Sakin ol hemşerim, beni ezeceksin!

Bu kadar çok mu özledin?

Evet, çok özlemişti.

Hanımını, çocuklarını, anne babasını ne de çok özlemişti.

İş icabı şehir dışına çıktığı zaman her gün evi arar, durumlarını merak eder, seslerinden hüzünlü veya sevinçli olup olmadıkları konusunda çıkarımlar yapardı.

Ama şimdi haftada bir defa, o da sınırlı bir zaman ve mekanda görebilme imkanına sahipti.

Kızının, uzaktan el sallamasıyla yüzüne yayılan tebessüm, onu kederinden sıyırdı.

Tel örgülerin arkasından sevgilerini sundular birbirlerine.

Birer birer hal hatır sordular.

Hüzünle karışık sevgi, hepsini şaşkına çevirmişti.

Bazı sözler boğazda düğümleniyor, büyüyor, büyüyor ama dışarı çıkamıyordu.

Zaman zaman akan gözyaşları, durumu daha net özetliyordu.

Derken gardiyanın düdüğü, onları ayırdı.

Eşi gidiyordu ama ruhen de bedenen de sanki çivilenmişti.

Ağır hareket etmesine kızan gardiyan, eliyle iterek hanımını kapıya doğru uzaklaştırdı. Fakat bu esnada eli kadının göğüs bölgesine dokunmuştu.

Ayrılık değil ama bu hareket Kemal'i kahretti. Gönlüne kara bir hançer saplandı.

Yanında olsa adama saldırır, onu parçalardı. Ancak arada çok uzun bir mesafe vardı. Sesini zor duyururdu. Gerçi sesini de çıkaramadı. Kahrından, kızgınlığından, öfkesinden hiçbir şey diyemedi.

Sabaha kadar yatamadı ve kafasını duvarlara vurarak, bir zikir gibi şu sözleri söyledi kendi kendine:

-Ah nolaydı kendime hakim olsaydım, bir anlık öfkeme kapılmasaydım. Veya ölseydim de bu hali görmeseydim.

Bir anlık öfke, aaah, bir anlık öfke…***