“Bir Müslüman da New York’un Başkanı Olabilir… ama bu hikâye gerçekten sadece başarıdan mı ibaret?”

ABD tarihinde ilk kez Müslüman bir isim, dünyanın en karmaşık metropolü olan New York’un belediye başkanlığı koltuğuna oturdu.

Ama bu zafer, beraberinde bir tartışmayı da getirdi: Zohran Mamdani gerçekten halkın içinden yükselen bir hikâye mi, yoksa küresel siyasetin yeni “proje figürü” mü?

Göçün Çocuğundan New York’un Zirvesine

Amerika, göçmenlerin ülkesidir.

Ama bazen o göçmenlerin torunları, bir ülkenin vicdanı olur.

2025’in Kasım ayında sandıktan çıkan sonuç, sadece New York’un değil, Amerika’nın sosyolojik haritasını yeniden çizdi: 34 yaşındaki Zohran Mamdani, şehrin 111. belediye başkanı seçildi.

Bu yalnızca bir seçim değil; bir kırılmaydı.

Çünkü Amerika tarihinde ilk kez Müslüman bir isim, dünyanın en karmaşık, en kozmopolit kentinin yönetimini devraldı.

Zohran Mamdani’nin hikâyesi, üç kıtanın kesişim noktasında başlıyor:

Uganda’da doğdu, Hint kökenli bir aileden geliyor, Amerika’da büyüdü.

Babası, Afrika’nın en etkili entelektüellerinden Mahmood Mamdani, annesi ise dünya çapında tanınan yönetmen Mira Nair.

Yani köklerinde hem sömürge sonrası Afrika’nın adalet arayışı, hem Asya’nın kültürel hafızası hem de Amerika’nın fırsat ideali var.

Ancak Mamdani’nin yükselişini sadece bu soylu geçmişle açıklamak eksik olur.

O, Queens’in göçmen mahallelerinde kira kriziyle, işsizlikle, adaletsizlikle yüzleşti.

Bu deneyimden doğan siyasi çizgisi, klasik liberal söylemi değil, “insan kârdan önce gelir” ilkesini benimsedi.

Kendini “demokratik sosyalist” olarak tanımladı; yoksulun, göçmenin, öğrencinin yanında durdu.

Müslüman Bir Belediye Başkanı: Tarihi Bir İlk

Amerika tarihinde ilk kez Müslüman bir isim, New York gibi bir dünya metropolünün belediye başkanı oldu.

Bu, sembolik olduğu kadar sosyolojik bir kırılmaydı.

Çünkü Trump döneminde Müslümanlara karşı yükseltilen nefret politikalarının ardından, halkın sandıkta “öteki”yi seçmesi, sessiz bir devrimdi.

Fakat her devrim gibi bu da kuşkular doğurdu.

Kimi çevreler için Mamdani bir umut; kimileri içinse “küresel solun yeni vitrini.”

Siyaset arenasında başarıya giden her yolun ardında bir “görünmeyen el” arayanlar, onun hikâyesini de rahat bırakmadı.

Komplo Teorileri: Gerçek mi, Korkunun Yansıması mı?

Mamdani’nin zaferiyle birlikte sosyal medya ve bazı sağ-popülist medya organlarında şu iddialar dolaşmaya başladı:

1. “Küresel sol projesi”: Bazı yorumculara göre Mamdani, “yeni kuşak sosyalist-Müslüman” imajıyla Amerika’daki liberal yapının kendini yenileme projesiydi.

Kimilerine göre bu, solun kendi meşruiyetini Müslüman kimliğiyle güncelleme hamlesiydi.

2.“Komünist geçmişin dönüşü”:

Demokratik sosyalist politikaları

kira dondurma, ücretsiz ulaşım, zengin vergisi , bazı muhafazakâr çevrelerce “komünist romantizm” olarak etiketlendi.

Hatta bazı gazeteler, onu “şehir düzeyinde Bernie Sanders’ın daha radikal versiyonu” diye tanımladı.

3. “Müslüman kimlik üzerinden vitrin siyaseti”

Bir diğer iddiaya göre, Mamdani’nin kimliği özellikle öne çıkarılarak ABD’nin imajını onarmak hedefleniyor;

yani “bakın, biz ötekiyi seçtik” diyebilmek için desteklenen bir figür olduğu ileri sürülüyor.

Elbette bu iddiaların hiçbirinin somut bir kanıtı yok.

Ama her biri, Batı’nın “ötekiyle barışma” refleksinin altında yatan politik hesapların sorgulanmasına yol açıyor.

Trump’tan Sonra Amerika: Gerçek Değişim mi, Kontrollü Değişim mi?

Donald Trump’ın duvarlar ördüğü, göçmenleri dışladığı, Müslümanları kriminalize ettiği dönemin ardından,

Mamdani’nin seçilmesi elbette bir karşı hikâye oluşturdu.

Ancak sorulması gereken soru şu:

Bu değişim, halkın vicdanından mı doğdu; yoksa sistem, öfkeyi yatıştırmak için yeni bir yüz mü üretti?

Tarih bize şunu gösterir:

Sistemler, yıkılmamak için yenilenir.

Mamdani de bu yenilenmenin bir parçası olabilir — iyi ya da kötü anlamda.

Bir yanda samimi bir değişim umudu, diğer yanda kontrollü bir dönüşüm projesi ihtimali.

İsrail-Filistin Tutumu: Cesaret mi, Risk mi?

Mamdani, İsrail’in varlığını tanırken, Filistinlilerin işgal altındaki haklarını savundu.

“Eşit vatandaşlık olmadan barış olmaz” sözleri, New York’taki güçlü Yahudi lobisini rahatsız etti.

Kimilerine göre bu bir vicdan cesaretiydi; kimilerine göre ise tehlikeli bir siyasal kumar.

Bu söylemler, Amerika’da Müslüman bir liderin nasıl bir sınavla karşılaşacağını da gösteriyor:

İnancını korurken tarafsız kalmak neredeyse imkânsız.

Aidiyetin Ötesinde Bir Kimlik

Zohran Mamdani, hem Afrika’nın hem Asya’nın hem de Amerika’nın hikâyesini taşıyor.

Eşi Suriye kökenli. Kendisini “çoklu aidiyetlerin insanı” olarak tanımlıyor.

Bir konuşmasında şöyle dedi:

“Benim kimliğim tek bir bayrağa sığmaz. Uganda’nın güneşi, Hindistan’ın ruhu, New York’un sesi benim içimde buluşur.”

Bu söz, aslında tüm tartışmaların özeti.

Mamdani, sistemin değil, çağın çocuğu.

Ama çağın her çocuğu gibi, kendi başarısı kadar kendi mitini de taşımak zorunda.

Zohran Mamdani’nin zaferi, kimine göre adaletin sesi, kimine göre küresel bir stratejinin vitrini.

Belki de ikisi birden.

Çünkü hiçbir siyasi başarı, sadece bir kişinin hikâyesi değildir.

Her hikâyenin ardında hem halkın iradesi hem sistemin stratejisi vardır.

Ama ne olursa olsun, şunu değiştirmiyor:

Bir Müslüman, Amerika’nın kalbi olan New York’u yönetiyor.

Ve bu gerçek, ister proje deyin ister mucize, tarihin gidişatını değiştirecek kadar güçlü.

“Adaletin dini yoktur, ama adaletsizliğin mutlaka bir sesi çıkar.”

Bugün o sesin adı: Zohran Mamdani.