Ortadoğu bir kez daha yalnızca devletlerin değil, aynı zamanda fay hatlarının da hareketlendiği bir döneme girmiş durumda. İran ile ABD-İsrail hattı arasında büyüyen askerî gerilim, kısa sürede klasik bir çatışmanın ötesine geçti ve bölgesel dengeleri doğrudan etkileyen bir krize dönüştü. Enerji hatları, hava sahaları ve güvenlik dengeleri yeniden tartışılırken, gözler doğal olarak İran’ın iç dinamiklerine çevrildi. Bu dinamiklerin başında ise İran’daki Kürt meselesi geliyor.
Ancak mesele çoğu zaman yanlış bir çerçevede tartışılıyor. İran’daki Kürt varlığı, bazı jeopolitik analizlerin iddia ettiği gibi sonradan ortaya çıkmış taktik bir unsur değil. Kürtler yüzyıllardır İran’ın batısındaki Zagros hattında yaşayan tarihî bir toplumsal unsur. Bugün Kirmanşah, Kürdistan, Batı Azerbaycan ve İlam eyaletlerinde yoğunlaşan bu nüfus, İran toplumunun önemli bir parçasını oluşturuyor. Dolayısıyla İran’daki Kürt meselesi yalnızca güvenlik politikalarıyla açıklanabilecek geçici bir başlık değil; tarihsel, toplumsal ve siyasal boyutları olan çok katmanlı bir mesele.
Asıl mesele de tam burada ortaya çıkıyor. İran’daki Kürt bölgeleri uzun süredir merkezî otorite ile gerilim yaşıyor. Bu gerilim bugünün savaş ortamında ortaya çıkmış değil. Mahsa Amini’nin ölümünün ardından 2022’de patlak veren protestolarda Kürt şehirleri önemli bir rol oynadı; İran’ın batısındaki birçok kent protesto dalgasının ön saflarında yer aldı. Sonraki yıllarda da benzer toplumsal hareketler görüldü ve merkez-çevre ilişkilerindeki gerilim yeniden görünür hâle geldi. Bu tablo, İran’daki Kürt meselesinin yalnızca dış müdahalelerle açıklanamayacağını; aynı zamanda birikmiş toplumsal talepler, kimlik sorunları ve temsil tartışmalarıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor.
İran Kürtlerinin kolektif hafızasında en önemli kırılma noktalarından biri 1946’da kurulan Mahabad deneyimi. Kadı Muhammed öncülüğünde ilan edilen bu yönetim, modern tarihte ortaya çıkan ilk Kürt siyasi oluşumlarından biri olarak kabul ediliyor. Mahabad, Kürtçe eğitim, yerel yönetim ve kültürel haklar gibi talepler etrafında şekillenmişti. Ancak uluslararası dengelerin değişmesi ve Sovyet birliklerinin bölgeden çekilmesiyle İran ordusu bölgeyi yeniden kontrol altına aldı ve bu deneyim kısa sürede sona erdi. Buna rağmen Mahabad, İran Kürtlerinin siyasal hafızasında kimlik ve temsil taleplerinin sembolik başlangıç noktası olarak yaşamaya devam ediyor.
1979 İran Devrimi sonrasında ise Kürt meselesi yeni bir safhaya girdi. Devrim sürecinde birçok Kürt grubu Şah rejimine karşı muhalefetin parçasıydı. Ancak devrim sonrasında kurulan yeni yönetim ile Kürt siyasi hareketleri arasında ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Kürt aktörler yerel yönetim, kültürel haklar ve siyasi temsil talep ederken merkezi yönetim bu talepleri çoğu zaman güvenlik perspektifiyle değerlendirdi. Bu yaklaşım İran’ın batısındaki Kürt bölgelerinde uzun yıllar sürecek bir gerilim ortamını da beraberinde getirdi.
2000’li yıllarla birlikte mesele yeni bir boyut kazandı. Bir yandan bazı silahlı örgütlerle İran devleti arasında dönemsel çatışmalar yaşanırken, diğer yandan Kürt toplumunda dil, kültür ve siyasi temsil talepleri daha görünür hâle geldi. Bu nedenle İran’daki Kürt meselesini yalnızca güvenlik eksenli bir başlık olarak görmek eksik kalır. Mesele aynı zamanda kimlik, eşit yurttaşlık ve merkez-çevre ilişkilerinin nasıl kurulacağıyla ilgili daha geniş bir siyasal tartışmayı da içeriyor.
Bugün yaşanan İran savaşı ise bu tarihsel dosyayı yeniden uluslararası jeopolitiğin merkezine çekmiş durumda. Savaşın ilerleyen günlerinde İran’ın batısındaki Kürt bölgelerinin potansiyel bir askerî ya da siyasi cepheye dönüşebileceği yönünde çeşitli analizler yapılıyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir gerçek var: Kürt meselesi ne zaman bölgesel güç mücadelelerinin parçası hâline gelirse, sorun daha da karmaşık bir hâl alıyor.
Ortadoğu’nun yakın tarihi bu konuda birçok örnek sunuyor. Büyük güçler zaman zaman bölgesel etnik hareketleri kendi stratejik hesapları doğrultusunda destekledi; ancak kalıcı siyasi çözümler üretme konusunda aynı kararlılığı göstermedi. Bu nedenle Kürt meselesinin uluslararası güç rekabetinin bir aracı hâline gelmesi, kısa vadede bazı fırsatlar doğursa bile uzun vadede yeni kırılmalar ve istikrarsızlıklar üretme riskini de beraberinde getiriyor.
Bu noktada Kürtler açısından da önemli bir eşik var. Kürt toplumunun son yüzyıldaki tecrübesi, dış güçlerin desteğinin çoğu zaman kalıcı çözümler üretmediğini gösterdi. Bu nedenle bugün birçok Kürt siyasal çevresinde giderek daha fazla dile getirilen bir yaklaşım öne çıkıyor: Kürtler kimsenin vekâlet savaşının parçası olmak istemiyor. Bölgesel güçlerin rekabetinde bir araç değil, kendi kaderini tayin etme hakkına sahip bir toplumsal aktör olarak görülmek istiyor.
Başka bir ifadeyle mesele yalnızca jeopolitik hesaplar değil; aynı zamanda özne olma meselesi. Kürtlerin talepleri büyük güçlerin stratejik planlarına göre şekillenmek zorunda değil. Kürt toplumunun kendi çıkarlarını, güvenliğini ve siyasal geleceğini önceleyen bir yaklaşım geliştirmesi hem bölgesel istikrar hem de Kürt meselesinin kalıcı çözümü açısından daha gerçekçi bir yol olarak görülüyor.
Bugün İran’daki savaş bağlamında ortaya çıkan tartışma da tam olarak bu sorunun etrafında şekilleniyor: Kürt meselesi bölgesel güç mücadelesinin yeni bir cephesine mi dönüşecek, yoksa tarihsel taleplerin siyasi yollarla ele alındığı farklı bir sürece mi evrilecek?
Ortadoğu’nun geleceği açısından bu sorunun cevabı son derece önemli. Çünkü etnik ve toplumsal meselelerin askeri stratejilerin parçası hâline gelmesi çoğu zaman kalıcı çözümler üretmek yerine yeni çatışma alanları yaratıyor.
Bu nedenle İran savaşı bağlamında Kürt meselesine bakarken iki gerçeği aynı anda görmek gerekiyor. Birincisi, İran’daki Kürtlerin tarihsel ve toplumsal varlığı inkâr edilemez bir gerçek. İkincisi ise bu meselenin büyük güçlerin jeopolitik rekabetine indirgenmesinin bölgesel istikrar açısından ciddi riskler taşıdığı.
Ortadoğu bugün bir kez daha kritik bir dönemeçte. İran’daki Kürt meselesi yeni bir jeopolitik cepheye dönüşebilir. Ama aynı zamanda bölgenin çok daha eski ve karmaşık sorunlarından biri olarak siyasi çözüm arayışlarının konusu da olabilir.
Hangi yolun seçileceği ise yalnızca İran’ın değil, bütün Ortadoğu’nun geleceğini yakından ilgilendiriyor.