Ortadoğu’nun Kırılgan Dengesini Kim Kurdu?

Lübnan’a yönelik her saldırı, yalnızca bugünün gerilimiyle açıklanamaz. Bu ülke, tarihsel olarak inşa edilmiş bir kırılganlığın ve bölgesel güç rekabetinin en görünür sahasıdır.

Ortadoğu’da bazı ülkeler vardır; kriz onları ziyaret etmez, doğrudan onların içinde yaşar. Lübnan, bu ülkelerin başında gelir.

Bugün İsrail’in güney Lübnan’a yönelik saldırıları, Hizbullah üzerinden İran’a verilen mesajlar ve ABD’nin bölgedeki askeri siyasi pozisyonu tartışılıyor. Ancak Lübnan’ı yalnızca bugünün çatışma başlıkları üzerinden okumak, meseleyi eksik bırakır.

Çünkü Lübnan meselesi, anlık bir güvenlik sorunu değil;

Tarihsel olarak kurulmuş bir siyasal kırılganlıktır.

Mezhepler Üzerine Kurulu Bir Siyaset

Lübnan’ın bugünkü yapısı, Osmanlı sonrası dönemde özellikle Fransız mandası altında şekillendi. 1920’de kurulan sistem, ortak bir ulusal kimlik üretmek yerine, farklı mezhep ve gruplar arasında hassas bir denge kurmayı tercih etti.

1943 Ulusal Paktı ve 1989 Taif Anlaşması ile şekillenen bu sistemde:

• Cumhurbaşkanlığı Maronitlere

• Başbakanlık Sünnilere

• Meclis Başkanlığı Şiilere tahsis edildi.

Kısa vadede bu model, bir denge mekanizması üretti. Ancak uzun vadede şu sonucu doğurdu:

Devlet, vatandaşlık temelinde değil; mezhepsel aidiyetler üzerinden işleyen bir yapıya dönüştü.

Bu yüzden Lübnan’da kriz çıktığında, yalnızca hükümetler değil; doğrudan sistem sarsılır.

1975–1990 iç savaşı, Lübnan’ın kırılganlığını derinleştiren en kritik eşikti. Ancak bu savaş yalnızca iç dinamiklerle açıklanamaz.

• Filistinli grupların Lübnan’a yerleşmesi

• İsrail’in müdahaleleri

• Suriye’nin askeri varlığı

• ABD ve diğer aktörlerin dolaylı etkileri

Lübnan’ı bir iç savaş alanından çok, uluslararası bir vekâlet savaşları sahasına dönüştürdü.

Taif Anlaşması ile savaş sona erdiğinde ise kalıcı bir çözüm değil; donmuş bir denge kuruldu.

Silahlar sustu ama yapı değişmedi.

Devlet Zayıf, Aktörler Güçlü

Lübnan’ın en temel problemi, merkezi devlet kapasitesinin sınırlı olmasıdır.

Bu boşluk zamanla farklı aktörler tarafından dolduruldu. Özellikle Hizbullah, İsrail’in 1982 işgaline karşı ortaya çıkmış bir yapı olarak, zamanla sadece bir direniş hareketi olmaktan çıktı; siyasi, askeri ve toplumsal bir aktöre dönüştü.

Bugün Lübnan’da iki gerçeklik vardır:

• Resmî devlet

• ve fiili güç olarak Hizbullah

Bu durum, Lübnan’ı klasik bir egemen devlet olmaktan çıkarıp çok katmanlı bir güç alanına dönüştürmüştür.

Lübnan’ın sürekli hedef olmasının en kritik nedeni, bölgesel güç rekabetinin tam merkezinde yer almasıdır:

• İran, Hizbullah üzerinden etkisini sürdürüyor

• İsrail, bu etkiyi doğrudan güvenlik tehdidi olarak görüyor

• ABD ise İsrail’in güvenliği merkezli bir strateji izliyor

Bu denklemde Lübnan, kendi iç dinamiklerinden bağımsız olarak dış aktörlerin hesaplaşma alanına dönüşüyor.

Bu yüzden Lübnan’daki her gerilim, yalnızca Lübnan’a ait değildir.

Bu soruya tek bir cevap vermek mümkün değil. Ancak birkaç temel başlık öne çıkıyor:

• Coğrafi konum: İsrail’e komşu olması

• Zayıf devlet yapısı: Merkezi otoritenin sınırlı kalması

• Devlet dışı aktörler: Hizbullah gibi yapılar

• Bölgesel rekabet: İran–İsrail hattı

• Uluslararası müdahale geleneği

Bu faktörlerin birleşimi, Lübnan’ı bir kriz alanından öteye taşıyor:

Sürekli müdahaleye açık bir sistem haline getiriyor.

ABD ve İsrail açısından Lübnan, sadece bir komşu ülke değil;

İran’ın etkisinin sınırlandığı bir hat.

Bu nedenle Lübnan’a yönelik her askeri hamle, doğrudan Beyrut’a değil;

Tahran’a verilmiş bir mesaj olarak okunmalıdır.

Ancak bu yaklaşımın bir sonucu var:

Lübnan, kendi iç gerçekliğinden koparılarak

başka aktörlerin rekabetinin bedelini ödeyen bir ülkeye dönüşüyor.

Sonuç olarak bölgede istikrar değil;

kontrollü bir kırılganlık hali sürdürülüyor.

İslamabad Masası ve Sahadaki Gerçek

Bugün ABD ile İran arasında İslamabad’da yürütülen görüşmeler, teorik olarak bölgesel tansiyonu düşürme amacı taşıyor.

Ancak sahadaki gerçeklik farklıdır.

Lübnan hâlâ en hassas cephelerden biri.

Ve bu kırılganlık, diplomatik süreçlerden bağımsız şekilde devam ediyor.

Çünkü Lübnan’daki sorun yalnızca dış gerilim değil;

iç yapısal zayıflıklarla birleşmiş bir tarihsel yük.

Lübnan Bir Sorun Değil, Bir Sonuçtur

Lübnan’ı anlamanın yolu, onu bir “problem” olarak görmekten vazgeçmektir.

Lübnan;

• mezhepsel siyasal sistemin

• zayıf devlet inşasının

• ve bölgesel güç rekabetinin

birikmiş sonucudur.

Bu yüzden Lübnan’da barış, yalnızca silahların susmasıyla sağlanamaz.

Asıl mesele şudur:

Bu coğrafyada gerçek egemenlik kime aittir?

Bu soruya net bir cevap verilmeden, Lübnan’da her ateşkes geçici olacak;

her barış girişimi ise bir sonraki krizin hazırlığı olmaya devam edecektir.