İnsan yaratılmışların en şereflisidir.

İnsanın zihnini ve ruhunu meşgul eden en büyük yanılgılardan biri, dünyayı ve ahireti, işi ve ibadeti keskin çizgilerle ikiye bölmektir. Oysa hayat, kesintisiz bir akıştır ve her anı anlamla, niyetle, aşkla örülecek bir kumaştır. Attığımız her adım, aldığımız her nefes, niyetimizin pusulasıyla yön bulur.

Mümin kalbini, seccade cilalarken, ömrü; ibadetlerinin devamlılığı ve salih amellerle bereketlendirdiği bir yolculuktur. Dünya ile ahiret birbirine sırtını dönmüş iki ayrı kapı değildir. Biri diğerine açılır.

Attığımız her adım, söylediğimiz her güzel söz ve taşıdığımız her samimi niyet, Rabbimizle hemhâl isek ebedî yurda gönderilmiş birer azık olabilir.

Resim yapan bir insanı düşünün. Fırçasını tuvale sürerken yalnızca renkleri mi görür? Hayır… Dağın yeşilini, göğün mavisini, bir çiçeğin narin kıvrımlarını seyrederken Rabbinin sanatını tefekkür eder. Onun boyasında ilham bulur. O tablo, yalnızca estetik değil, hayranlıkla edilen sessiz bir zikirdir.

Mutfağa giren bir anne de böyledir. Domatesin kızıllığı, nânenin kokusu, buğdayın bereketi, balın şifası… Sofraya koyduğu her lokma, Allah’ın yarattığı nimetlerin şükrüne dönüşür. Helâl rızık kazanmak için çalışan baba, evine ekmek getirirken sadece maaş değil, emanet bilinci taşır. Sıcacık yemeklerle evi yuva yapan eller, çoğu zaman fark edilmeyen bir ibadetin içindedir.

Din ile gelen emir ve yasaklar insanı baskılamaz hayatı anlamlı kılmaya çalışan ruha yön verir .

İş yerinde dürüstlük, evde merhamet, alışverişte helâllik, sözde nezaket ve düşüncede hikmet…

Güzel ahlak işte burada görünür. Peygamber Efendimizin “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” müjdesi, dini gündelik hayatın tam kalbine yerleştirir.

Acılar gelir, dertler eksik olmaz. İnsan yorulur, kırılır, bekler. Ama kalbi Rabbine bağlı olan bilir ki sabır bir kulluktur. Duâ eder, tevekkül eder, yine şükretmeyi unutmaz. Mutmain olan kalp, fırtınanın içinde bile yönünü kaybetmez.

Şu fani dünyada asıl saadet budur. Dünya işi ile ahiret işini ayırmaya çalışmayan bir gönle sahip olmak…

Temizlikte berraklığı yakalamak, çevreyi ve evi korumak, sadece fiziksel bir düzen değil, ruhun temizliğinin dışa vurumudur. Güzel niyetlerle işe koyulmak, dünyaya faydalı olmanın ruhsal tatminini yaşamak... Bunların hiçbiri sadece "dünyalık" olarak etiketlenemez.

İnsan gece gündüz fiziksel olarak seccadede kalamaz belki; fakat attığı her güzel adım, salih bir niyetle atıldığında tüm ömür kutlu bir yolculuk olur.

Yazdığın satırda, pişirdiğin aşta, yetiştirdiğin evlatta, uzattığın bir bardak suda Rabbinin rızasını aramak. O zaman insan yürüdüğü yollarda , çalıştığı masada, kurduğu sofrada da mis kokulu bir kul olur.

Dünya, ahiretin tarlasıdır. Ve güzel niyetle atılan her adım, ebediyete açan bir tohumdur. Dünya ile ahireti ayırmayan gönül, aslında hayatın en büyük huzurunu bulmuş gönüldür.

Evinde, işinde, duygularında ve düşüncelerinde Rabbini bulan bir insan, hayatı anlamlı kılar. Hiçbir sorumluluk onu yormaz. Aksine her duruma şükreder. Acıları, dertleri kapısını çaldığında duaya sığınır ve kalbi mutmain olur. Sabrı bilir, yükleri omuzlarken yalnız olmadığını hisseder.

​Dünya işi ile ahiret işini birbirinden koparmaya çalışmayan, hayatının tümünü Yaratıcı ’ya atfeden bir gönül, tarifi imkansız bir huzura erişir. Çünkü bilir ki; iman, sadece ibadet anlarına sıkıştırılmayacak kadar büyük, hayatın her zerresine sızacak kadar kutlu bir ışıktır.

​Dünya ve ahiret dengesiyle ömrümüz bereketli olsun. Vesselâm.