"Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve amelinize bakar.” (Müslim)
Malum imaj çağındayız... İnsanoğlu tüm itibar, onur, ağırlık, saygınlık ve değerini imajda arar oldu... Modernite ile gelen bu maraz sadece gençlere özel bir durum değil, toplumun tüm katmanlarını kuşatmış halde...
Yaşam imaj makerler üzerinden şekilleniyor…
Şahsiyetli, karekterli insan yerini karizmatik profillere bıraktı…
Görünerek var olmak... Beğenilme arzusu... İlgi odağı olma isteği insanı imaj çağının kurbanı olmaya zorluyor… Şekilciliğin kollarında şekilden şekile giren, renkten renge boyanan renksiz kuşaklar hiçliğin girdabına sürükleniyor... Kişilik örseleniyor... Kimlik kayboluyor…
İmaja yapılan ölçüsüz yatırım insanı derinliğinden, özünden, gerçekliğinden hızla uzaklaştırıyor…
İmaj mühendislerinin sistematik operasyonları ile insan zeminini kaybediyor, yani insan kayıyor ve kayboluyor…
Fıtrat bozuluyor, özünü yitiriyor…
Özün önemsizleşmesi ile öykünme ve özenti öne çıkıyor… Ve de insan kendine yabancılaşıyor...
Göksel olanın yerine görsel olan önceleniyor...
Görüntünün hegemonyası ile “öte dünya” görünmez oluyor...
Göz merkezci tutkular gaybi olana alan açmıyor... Bu durumda sözün de etkisi kalmıyor, çünkü göz kendi iktidarını kurdu…
Bize gelince yıllarca takvamızla kamusal ve toplumsal dönüşümü hedeflerken, şimdilerde imaj çağının etkisi altında kişisel geleceğimizi güvence altına almanın derdine düştük…
Meri sisteme eklemlenme riski altındayız…
Demek ki, ilkelerimizle var olma, sabitelerimizle yürümenin ağırlığını taşımakta zorlanınca imaja ve rejime sığınma zaafiyeti nüksediyor…
Daima takva diyenlerin dünyasından hem imaj, hem takva diyenlerle iş tutmaya başladık…
Yarınlarda sadece imaj diyenlerin dünyasında biz nerede duracağız?
Acaba nerede hata yaptık?
Tevhid ve takvayı önceleyerek yola çıkanlar, günün sonunda imajın meftunu oldular…
Nasıl da dönüştürülüyoruz? Kavramlarımız çarpıtılıyor…
Kafalarımız karışıyor... Bakışımız bulanıklaşıyor… Çağa adapte olma çabaları yeni açmazların adresi oluyor...
Nedense unutuyoruz... İnsanlar dışa, Rabbimiz öze nazar eder... İmaj çağında inancımıza göre yaşama sınavında zorlanıyoruz...
Allah nezdinde önemli olan suret değil, sirettir... Suretimiz güzel, siretimiz çirkinse, bizi biz yapan değerlerden yoksunuz demektir...
Dış görüntüye takılı kalmadan, iç oluşum ve olgunlaşma sürecimizi tamamlamak durumundayız... Kalıcı olan fiziki güzellik değil, ahlaki yüceliktir…
Yarın için Rabbimizin bizden istediği kalbi selimdir...
Gayet tabii doğal güzellik, temiz yaşantı bizim de hakkımızdır... Fakat güzellik sektörünün insanlığın başına ördüğü ağlar gerçekten ürkütücü…
Mezoterapi, botoks, silikon, lazer, yüz gerdirme, saç ekimi, cilt yenileme, plastik cerrahi, estetik furyası...
Öyle ki günahlar bile estetize edildi...
Cildin ruha galebesine tanıklık ediyoruz...
Tarz, stil, statü, sınıf, farzın önüne geçti…
İmgelerin yerini imaj aldı... Tesettür bile araçsallaştı, metalaştı...
Manipülatif bir mantalite revaç buldu…
Bilgi, derinlik, karakter, samimiyet, erdem gibi değerlerin ötelendiği imaj, prestij, ambalaj, makyaj ve maskelerin öncelendiği bir pazarda yaşıyoruz… Popülizm piyasasında kendini pazarlama, sergileme, ilgi odağı haline gelme yarışı kızıştı...
Gösteri, gözetim ve tüketim toplumunun bünyesinde varlığımızı nasıl koruyacağız? Nesillerimizi nasıl eğiteceğiz?
Teşhirci ve tedhişci akımlar akıbetimizi nasıl etkiler?
Cilalı imaj çağında, toplumun dışını cilalayan, içini çürüten uygulamalar, insanımızın dengesini bozdu…
Marka, moda, model tutkusu maneviyatsız, merhametsiz, mahremiyetsiz günlere bizi taşıdı...
Şimdi yeniden rabbanileşme yolunda, rızayı ilahiye odaklanmak zorundayız...