Bir çocuğun duygusal zekâsı, sosyal kişiliği, sorumluluk duygusu, yardım etme isteği, empati kurabilmesi, kendini ifade edebilmesi ve başladığı işi tamamlamaya gayreti geliştikçe; zihninde de bambaşka bir bilinç oluşmaya başlar.
Kendini tanıyan çocuk, eksiklerini görmekten korkmaz. Başkasının başarısıyla yarışmak yerine kendi dünkü hâliyle yarışmayı öğrenir. Sorumluluk aldıkça gayret eder, gayret ettikçe emek vermenin kıymetini anlar.
Kendini tanıyan çocuk, kendini geliştirmek ister.
Neyi iyi yaptığını, nerede zorlandığını fark eder. İşte o zaman çalışmak, yalnızca “ders çalışmak” olmaktan çıkar; kendini geliştirme isteğine dönüşür.
Böyle bir çocuk akademik başarıyı da önemser. Fakat bunu korkuyla, baskıyla, sürekli bir yarış hâliyle yapmaz. Öğrenmenin kendisine kattığı değeri fark ettiği için çalışır. Yorulur ama bıkmaz , zorlanır ama kolayca vazgeçmez. Çünkü zihninde “elimden gelenin en iyisini yapmalıyım.” bilinci vardır.
Bir çocuğun başarısını yalnızca aldığı notlarla ölçmek, koca bir ağacı birkaç yaprağına bakarak değerlendirmeye benzer.
Neyi iyi yaptığını, nerede zorlandığını fark eder. Eksiklerini bir utanç sebebi olarak değil, tamamlanmayı bekleyen tarafları olarak görür. “Ben yapamam.” demek yerine, “Henüz yapamıyorum, biraz daha çalışmalıyım.” diyebilir.
İşte eğitimde asıl kıymetli dönüşüm budur.
Çünkü sorumluluk duygusu gelişen çocuk, sürekli birilerinin peşinden koşmasını beklemez. Ödevini hatırlatmak için her akşam başında bekleyen bir anneye, ders çalışması için defalarca uyaran bir babaya, her adımında onu dürten bir öğretmene ihtiyaç duymaz. Yavaş yavaş kendi iç sesini oluşturur.
“Bu benim görevim.”
“Bunu öğrenmem gerekiyor.”
“Bunu daha iyi yapabilirim.”
“Arkadaşımın da yardıma ihtiyacı var.”
“Başladığım işi elimden geldiğince tamamlamalıyım.”
Bu cümleler çocuğun zihninde yer etmeye başladığında eğitim, dışarıdan verilen bir mecburiyet olmaktan çıkar; içeriden gelen bir isteğe dönüşür.
Duygusal zekâsı gelişmiş çocuk, başarısız olduğunda da yıkılmaz. Bir sınavdan düşük not aldığında kendisini o nottan ibaret görmez. Hatasına bakar, eksiğini fark eder, yeniden dener. Çünkü başarının yalnızca yetenekten değil; sabırdan, gayretten, düzenli çalışmadan ve gerektiğinde yeniden başlayabilmekten geçtiğini öğrenmiştir.
Sosyal yönü gelişen çocuk ise yalnızca kendisi için yaşamaz. Arkadaşının başarısını kıskanmak yerine ondan öğrenebilir. Bir başkasının iyi yaptığı şeyi gördüğünde “Neden o?” diye üzülmek yerine, “Ben bundan ne öğrenebilirim?” diye düşünebilir.
Gıpta vardır ama kıskançlık yoktur.
Yarış vardır ama başkasının ayağına basmak yoktur.
Başarı arzusu vardır ama insanlığından vazgeçmek yoktur.
Yardımlaşmayı bilen çocuk, başkasına bir şey öğretirken aslında kendisinin de öğrendiğini fark eder. Sorumluluk alan çocuk, yaptığı işin sonuçlarını taşımayı öğrenir. Sabreden çocuk, her isteğin hemen gerçekleşmeyeceğini anlar. Emek veren çocuk ise kolay elde edilenle emek verilerek kazanılan arasındaki farkı zamanla kavrar.
Bütün bunlar çocuğun zihinsel dünyasını da besler.
İşte o zaman akademik başarı için de daha sağlam bir zemin oluşur.
Çünkü akademik başarı yalnızca zekânın değil; dikkat, merak, öz disiplin, sabır, sorumluluk ve çalışma alışkanlığının da ürünüdür.
Çocuğun gönlüne dokunmadan yalnızca zihnine bilgi doldurmak, ona ağır bir çanta vermeye benzer. Bir süre taşır; sonra yorulur, bıkar, bırakmak ister.
Oysa öğrenmeyi anlamlı bulan çocuk, bilgiyi yük gibi taşımaz. Onu keşfetmeye başlar.
Bir kitabın sayfasını çevirirken merak eder.
Bir soruyu çözerken zihnini çalıştırmaktan zevk alır.
Yanlış yaptığında yeniden dener.
Bir konuyu anlamadığında utanmak yerine sorar.
Çünkü artık öğrenmek onun için yalnızca sınavdan yüksek not almak değildir; kendisini büyütmenin bir yoludur.
Bu zihinsel bilinç yerleştiğinde çocuk, bıkkınlık duymadan da çalışmayı öğrenebilir. Elbette yorulacaktır. Elbette zaman zaman isteksiz olacaktır. Çocuk olmak biraz da budur. Fakat her isteksizlikte çalışmayı bırakmaz. Çünkü içinde onu yeniden masasına, kitabına, sorusuna ve hedefine götüren bir sorumluluk duygusu vardır.
Biz çocuklarımızdan sadece ders hususunda başarılı olmalarını istememeliyiz.
Başarının sorumluluğunu taşıyabilecek insanlar olmalarını istemeliyiz.
Sadece çok bilen değil, bildiğini hayra kullanabilen...
Sadece yüksek not alan değil, emeğin değerini bilen...
Sadece yarışan değil, gerektiğinde arkadaşının elinden tutan...
Sadece kazandığında sevinen değil, kaybettiğinde yeniden ayağa kalkabilen...
Sadece kendisi için çalışan değil, ürettikleriyle başkasına da fayda sağlayan çocuklar yetiştirmeliyiz.
Çünkü iyi bir eğitim; çocuğun zihnini bilgiyle, kalbini merhametle, davranışlarını sorumlulukla ve hayatını emekle buluşturabilmektir.
Çocuk önce insan olmayı öğrendiğinde, başarı da onun peşinden gelir.
Hem de korkuyla değil, şuurla.
Baskıyla değil, istekle.
Bıkkınlıkla değil, gayretle.
Başkasını geçmek için değil, kendi sınırlarını aşmak için.
Ve bir gün çocuk geriye dönüp baktığında, aldığı en büyük başarının karneye yazılan notlar değil; kendini geliştirmeyi seven, sorumluluk alabilen, çalışan, üreten ve iyi bir insan olabilen bir şahsiyet kazanmak olduğunu anlayacaktır.
Önce kök…
Sonra dal ve çiçek
Meyve zaten vakti gelince gelir. Duygusal ve sosyal becerileri gelişmiş çocuk, başarısının sorumluluğunu taşır.
Sevgili yavrularımızın önce gönlüne sorumluluk, zihnine merak, hayatına emek ve davranışlarına vicdan yerleştirirsek korkmayalım
Gerisi, çalışmanın bereketidir.