////////////////
"Yusuf'u babası sevdi diye kuyuya, Züleyha sevdi diye zindana attılar." Bu söz, ilk bakışta duygusal bir ifade gibi görünse de, Hz. Yusuf'un (a.s.) hayatına baktığımızda çok daha derin hakikatlerle karşılaşırız. Onun kıssası; sevginin, hasedin, iffetin, sabrın ve ilahî takdirin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Hz. Yusuf'u kuyuya atan şey, kardeşlerinin öfkesi değil, kalplerini esir alan hasetti. Babaları Hz. Yakup'un Yusuf'a olan sevgisini yanlış yorumladılar ve bu sevgi, onları büyük bir günaha sürükledi. Kur'an bu durumu şöyle anlatır:
"Yusuf ve kardeşi, babamıza bizden daha sevgilidir." (Yusuf, 12/8)
Haset, insanın gözünü hakikate kapatan en büyük manevi hastalıklardan biridir. Bu yüzden Rabbimiz bize şöyle dua etmeyi öğretmiştir:
"Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden Allah'a sığınırım." (Felak, 113/5)
Ne acıdır ki tarihte ilk kardeş kanı da hasetten dökülmüş, ilk kuyu da haset yüzünden kazılmıştır. Haset; aklı, vicdanı ve merhameti örten karanlık bir perdedir.
Fakat Hz. Yusuf'un ikinci büyük imtihanı, hasetten daha ağırdı. Bu kez karşısında ne kardeşleri vardı ne de kuyu... Bu defa nefis vardı.
Züleyha'nın gayrimeşru daveti karşısında Hz. Yusuf'un tercihi tarihe geçen bir iffet dersi olmuştur:
"Rabbim! Zindan, bunların beni davet ettiği şeyden bana daha sevimlidir." (Yusuf, 12/33)
Bugün birçok insan özgürlüğünü korumak için değerlerinden vazgeçerken, Hz. Yusuf değerlerini korumak için özgürlüğünden vazgeçmiştir. Çünkü o biliyordu ki geçici bir zindan, ebedî bir pişmanlıktan daha hafiftir.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
"Yedi sınıf insan vardır ki Allah onları hiçbir gölgenin bulunmadığı günde Arş'ın gölgesinde gölgelendirecektir... Bunlardan biri de, güzel ve makam sahibi bir kadının davetine, 'Ben Allah'tan korkarım.' diyerek karşılık veren kimsedir." (Buhârî, Müslim)
İffet, sadece haramdan uzak durmak değildir; Allah'ın rızasını nefsin arzusunun önüne koyabilmektir. İşte Hz. Yusuf bunu başarmıştır.
Yusuf kıssası bize çok önemli bir gerçeği daha öğretir: Allah'ın takdir ettiği yükselişi hiçbir kuyu engelleyemez, hiçbir zindan geciktiremez.
Kardeşleri onu kuyuda bitirmek istedi, Allah onu Mısır'ın hazinelerinin başına getirdi.
İftiracılar onu zindanda unutturmak istedi, Allah onu bir milletin kurtuluşuna vesile kıldı.
Kur'an'ın şu müjdesi adeta Yusuf kıssasının özetidir:
"Şüphesiz kim Allah'tan korkar ve sabrederse, Allah güzel davrananların mükâfatını zayi etmez." (Yusuf, 12/90)
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
"Müminin işi ne hoştur! Başına bir nimet gelse şükreder, bu onun için hayır olur; başına bir musibet gelse sabreder, bu da onun için hayır olur." (Müslim)
Bugün de nice insanlar hasedin kurbanı oluyor. Nice iftiralar masumları zindana çeviriyor. Nice nefisler, insanı hak yoldan uzaklaştırmaya çalışıyor. Fakat Hz. Yusuf'un kıssası her çağın insanına aynı hakikati fısıldıyor:
Haset kuyuya atabilir ama kaderi değiştiremez. İffet zindana götürebilir ama Allah'ın rızasına ulaştırır. Sabır ise en karanlık kuyuları bile aydınlığa çıkarır. Çünkü Allah'ın yazdığı son, insanların kurduğu bütün tuzaklardan daha büyüktür.
/////////