Beşiktaş’ta, Barbaros Hayrettin Paşa’nın huzurunda duruyorum. Bir yanda denizlerin o mağrur fatihi, diğer yanda modern zamanın aciz bir izi.

Türbenin hemen karşısındaki duvara, aceleci bir el, sprey boyayla bir şeyler karalamış: "Çapulcular Burada."

Bu yazıyı görünce, bir İletişim Fakültesi mezunu olarak acı bir tebessüm belirdi yüzümde.

Biz okulda "Duvar Gazetesi" diye bir ders, bir gelenek gördük. Duvar gazetesi; imkansızlıklar içinde bile halkı aydınlatmanın, haberi en yalın haliyle kitleye ulaştırmanın onurlu bir yoludur. Bir disiplini, bir estetiği, bir "derdi" vardır.

Ama bu duvara bakıyorum... Bu bir duvar gazetesi değil. Bu bir haykırış hiç değil. Bu, olsa olsa iletişimden sınıfta kalmış bir zihnin, kirliliğini dışa vurumudur.

İşte Türkiye’deki "medya" sorununun özeti tam da bu duvarda gizli.

Bir kesim var; ellerindeki gazeteci kimliğini, köşe yazarlığı sıfatını veya sosyal medya hesabını bir "Kalkan" gibi kullanıyor.

Bu kalkanın arkasına saklanıp, her türlü değeri aşağılamayı, tarihe saygısızlık etmeyi, sayesinde değerlendiklerine mimiklerini kusmayı, topluma "çapulcu" ya da "cahil" demeyi kendilerine hak görüyorlar. Sonra da çıkıp "Biz iletişimciyiz, biz gazeteciyiz" diyorlar.

Hayır, efendiler! Siz iletişimci değilsiniz.

Eğer gerçek bir iletişimci olsaydınız, o sprey boyayla tarihi bir yapının karşısını kirletmek yerine; kelimelerle zihinleri inşa ederdiniz. Eğer o fakültenin hakkını verseydiniz, "Duvar Gazetesi"ni vandalizm aracı olarak değil, hakikat aracı olarak kullanırdınız.

Belli ki bunlar, diplomalı da olsalar, o okulun "insanlık ve iletişim" kısmından mezun olamamışlar. Bütünleme sınavında, Barbaros’un türbesine çarpan o saygısızlıkla sınıfta kalmışlar.

O spreyi sıkan el ile, medyadaki köşesinde halka tepeden bakan, kelimeleri bir kalkan gibi kullanıp suçlarını örten el aynıdır. İkisi de "iletişemeyen", sadece "kirleten" ellerdir.

Peki biz ne yapacağız? O duvardaki yazıya bakıp sinecek miyiz? Asla.

Kah isimsiz bir nefer olarak, kah ismimizle en ön safta... Biz kendi "Duvar Gazetemizi" gönüllere yazacağız. Sprey boyayla değil, silinmez bir mürekkeple; edeple, bilgiyle ve cesaretle yazacağız.

İletişim mezunu kardeşim veya gerçekleri görebilen, dayatılan o illüzyonları fark edebilen kardeşim; senin kalemin, onların kalkanını deler geçer. Senin kurduğun düzgün bir cümle, onların o duvara sıktığı bütün spreylerden daha kalıcıdır.

Kendini "çapulcu" gibi hissetme. Zihnini, sana sinsice, ahmakca zerk edilen o yöntemlerden, o aşağılık kompleksinden temizle.

Kalemini eline al. Olmuyor mu? O zaman kitabını eline al.

Çünkü tarih; duvarları kirletenleri değil, o duvarların ardındaki hakikati okuyanları ve yazanları kaydeder.