ABD'li eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'e; “Nasıl başardınız?” diye sorarlar. Verdiği cevap son derece düşündürücüdür: "Biz içimizdeki hainleri öldürür/yok ederiz, başka ülkelerdeki hainleri ise kahraman yapar ve kullanırız.” İşte “Fetö” “Süleymancılık” ve “Düşmanla işbirliği içindeki yapıların her birinin ihanetini özetleyen söz… Dolayısıyla düşmanla işbirliği yapıp vatanına ve cümle ümmete ihanet edenler, olacaktır. Ama sonunda onlar da işbirliği yaptıkları patronları da zelil olup gideceklerdir.

Bu söz, aslında devletlerin ve toplumların karşı karşıya kaldığı en büyük tehlikelerden birine işaret etmektedir: Düşmanın dışarıdan saldırmasından daha tehlikelisi, içeriden destek bulmasıdır. Çünkü dışarıdaki düşman kendisini belli eder; fakat içerideki ihanet, güven görüntüsü altında hareket ettiği için çok daha yıkıcı olabilir.

Nitekim tarih boyunca toplumları zayıflatmanın en etkili yollarından biri, içeriden fitne üretmek, güven duygusunu istismar etmek ve insanları birbirine düşürmektir. “Ağacın kurdu içerden olursa iflah olmaz” sözü de tam olarak bu gerçeği anlatır. Aynı şekilde, “Hırsız içerden olursa kapı kilit tutmaz.” Dışarıdan gelecek tehlikelere karşı alınan bütün tedbirler, içeride güveni kötüye kullanan kimseler varsa etkisiz kalabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, herhangi bir topluluğu, cemaati veya şahsı toptan suçlamak değil; ihanet, gizli yapılanma, dış güçlerle iş birliği ve dinî duyguların istismarı gibi fiillerin hiçbir yapı için meşru görülemeyeceğini açıkça ortaya koymaktır. Bir yapının mensuplarının tamamını aynı kefeye koymak ne adaletle ne de hakkaniyetle bağdaşır. Fakat ihanet ve devlet düşmanlığı söz konusu olduğunda da isimlere ve yapılara bakmaksızın hakikatin ortaya çıkarılması gerekir.

Hak ile bâtılın mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir. Kur'an ve Sünnet’in bildirdiği üzere, hak ile bâtıl arasındaki mücadele insanlık tarihi boyunca farklı şekillerde sürmüştür. Ancak bâtıl çoğu zaman kendisini açıkça ortaya koyarak mücadele etmek yerine, hile, fitne, propaganda, nifak ve içeriden çözme yöntemlerine başvurmuştur.

Tarih bunun acı örnekleriyle doludur. Büyük devletler yalnızca dışarıdan gelen ordularla değil, asıl içeride oluşturulan ayrışmalar, ihanetler ve fitneler sebebiyle yıkılmıştır. Düşmanın silahı kadar, hatta bazı zamanlarda ondan daha tehlikeli olan şey, toplumun kendi içindeki güven duygusunun tahrip edilmesidir. Şu anda bu yıpratma savaşının onlarca türünü sosyal medyada net olarak görmekteyiz.

İşte bu nedenle FETÖ hadisesinden çıkarılması gereken en önemli derslerden biri, dinî ve millî duyguların hiçbir kişi veya yapı tarafından sorgulanamaz bir sadakat mekanizmasına dönüştürülmesine izin verilmemesidir. Devletin, hukukun ve milletin üzerinde hiçbir şahıs, cemaat veya örgüt bulunamaz. Din adına hareket ettiğini söyleyen bir yapı yapı; dinin, hukukun, ahlâkın ve adaletin dışına çıktığında sorgulanabilmelidir. Aynı şekilde, dış güçlerin de toplumların zaaflarından yararlanmak için içerideki çatışmaları kullanabileceği unutulmamalıdır. Bu sebeple uyanık olmak paranoya değil, basiret; ihanetle mücadele etmek ise düşmanlık değil, adaletin gereğidir.

Fakat burada ikinci bir tehlikeye de düşülmemelidir: Bir ihaneti ortaya çıkarırken masumları suçlamak, bir yapının yanlışlarını eleştirirken bütün mensuplarını mahkûm etmek de başka bir haksızlıktır. İslam'ın ölçüsü açıktır: Hiç kimse başkasının suçunu yüklenmez. Suç şahsîdir; sorumluluk da delile dayanmalıdır.

Dolayısıyla mesele yalnızca “FETÖ” “Süleymancılık” “Furkancılık” veya başka bir yapının adı değildir. Asıl mesele, aynı ihanet mekanizmasının farklı isimler ve farklı görüntüler altında yeniden ortaya çıkmasının önüne geçmektir. Dün bir yapı üzerinden yaşanan tecrübe, yarın başka bir yapı üzerinden tekrar edebilir. Bunun için isimlere değil, yöntemlere ve zihniyetlere bakmak gerekir.

Çünkü ağacın kurdu içerideyse, ağacı kurtarmanın yolu kurdu görmezden gelmek değil; onu tespit edip etkisiz hâle getirmektir. Fakat bunu yaparken ağacın sağlıklı dallarını da kesmemek gerekir. Toptancı yaklaşarak tüm cemaat, cemiyet, vakıf ve dernekleri aynı kefeye koymak, ayrı bir felakettir.

Asıl ihtiyaç duyulan şey; adalet, liyakat, şeffaflık, hukuk, istişare ve aklıselimdir. Dinî duyguların istismar edilmesine, insanların körü körüne şahıslara bağlanmasına, kapalı hiyerarşilerin devlet ve millet iradesinin üzerine çıkarılmasına izin verilmemelidir. Çünkü milletleri dış düşmanlardan önce içerideki fitne böler; devletleri dışarıdaki saldırılardan önce içerideki adaletsizlik ve ihanet zayıflatır.

Tarihin bize verdiği ders açıktır: Düşmanla mücadele etmek kadar, düşmanın içerideki uzantılarını tespit etmek de önemlidir. Fakat bunu yapmanın yolu toplu suçlama değil; hukuk, delil, adalet ve basirettir. Aksi hâlde bir ihaneti önlemeye çalışırken başka bir haksızlığın kapısını açabiliriz. İkinci bir FETÖ vakasının yaşanmaması için gereken şey sadece hainleri bulmak değil; yeni ihanet yapılarına zemin hazırlayan sistemi de ortadan kaldırmaktır. Subhaneke... Bi-hamdike... Esteğfiruke...