Bir yaz gecesinde yağan kar misali; her saniye, her dakika ve her saat biraz daha eriyen, tükenen, akıp giden ömrümüz. Bu cümleyi yazana kadar yaklaşık 30 saniye daha eksildi kalan ömür sermayemden. Evet insan aldanan bir varlıktır ve en çok aldandığı mesellerden biri de ömrünün geçip gitmesidir. Dünyaya milyarlarca insan geldi ve gitti. Gitmek istemeyenler de oldu lakin henüz bunu başarabilen tek bir kişi bile çıkmadı.
Kiminle konuşsanız zamanın yetmediğinden, işlerin yetişmediğinden ve meşguliyetlerin bir türlü bitmediğinden yakınıyor. Haksız değil insanlar. Hızlandırılmış bir çağda; beklentiler, istekler ve sorumluluklar altında ezilmiş insanlar topluluğu olarak var olmaya çalışıyoruz. Yok oluşu sinesinde taşıyan, ölümün nüvesi olan bir varoluşla…
Bilim insanları, yaşam süresini uzatmanın ve ölümsüzlüğün yollarını arıyor. Bu konuda ciddi araştırmalar, hayvan deneyleri ve organ nakli çalışmaları yapılıyor. İnsanın biyolojik varlığını sonsuza dek yaşatmak mümkün değil ama insanın manevi varlığını sonsuza dek yaşatmak elbette mümkün. Çünkü insan sadece et ve kemikten ibaret değildir. Yunus Emre’nin deyişiyle; “Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil…”
İnsan, sınırlı, sonlu, zayıf ve aldanan bir varlıktır. Bunu yadırgamak veya yargılamak bizim haddimiz değil. Nitekim, Allah dileseydi insanı kusursuz, sınırsız ve sonsuz bir formda da yaratabilirdi. Bu durumu Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de: “Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir)” (Asr, 1-3) ayetleriyle açıklamaktadır. Burada en çok dikkatimi çeken zamanın herhangi bir kesitini değil ilk andan son ana kadar olan tüm zamanı kapsayan bir ifadenin kullanılmış olmasıdır. Aldandık, aldandılar, aldanacaklar…
Evet, bu sınırlı ve sonlu dünya hayatından sınırsız ve sonsuz ahiret hayatına göçeceğiz. Bu bilinçle yaşar ve hayatımızı düzenlersek ayette kastedilen hüsrana uğramış kişilerden olmayacağız. Bu fırsat her insana verildi. Değerlendirebilenlere ne mutlu. Dünya hayatını ve hayatın özündeki gayeyi anlayamayanlar ise en kıymetli sermayelerini hiçbir fayda sağlamayacak işlerde ziyan ettiler. Ne kadar kötü bir ticaret.
Dünyayı ve dünyanın içindeki hiçbir şeyi haddinden fazla sahiplenmemek, bir sahiplik iddiasına kapılmamak ve kendine yük etmemek gerek. Mekânın sahibi belli, yani Allah. O vakit uyandığımız her sabahı ve yeni günü, dünyadaki son günümüz gibi kıymetlendirelim. Dünyada bir günde yaklaşık 110 bin insan ve bir yılda yaklaşık 40 milyon insan ölüyor (Worldmeter, 2026). Dünya, insan öğüten bir değirmen misali.
İnsan, kendi hakikatini bildiği ve dünyanın özüne nakşedilmiş ilahi sırrı kavradığı vakit, varoluşsal sancılardan, ölümden ve ölümün ötesinden korkmuyor. Tüm endişelerinden sıyrılıp, dünyaya daha az bağlılıkla yolculuğunu sürdürmek istiyor. Sırat-ı müstakim üzere kalarak tamamlanması gereken yolculuğunu hatırından çıkarmıyor. Öyleyse bu ulvi sesleri, sonsuz saadete ulaştıran sözleri kendimize daha sık hatırlatmamız lazım. Çünkü insan, nisyan ile malul bir varlıktır. Kendimize her daim soralım ve hatırlatalım;
Ben kimim?
Allah’ın beni ve hayatı yaratma gayesi nedir?
Ben kime ve nereye aitim?
İnsan bu suallerle bir gün mutlaka yüzleşecek. Henüz ölmemişken ve imkân varken cevaplarımızı hazırlayalım. O yüzleşme günü; çok uzak değil ve mutlaka gelecek…
Vesselam…