Kapalıçarşı’dan Zorlu’ya, OdaKule’den Palladium’a: İstanbul AVM’lerinin hikâyesi, sadece alışveriş değil bir toplumun değişen yüzü.İlk ticaret, tarihin erken dönemlerinde Agora’larda, Forum’larda başladı. Başlangıçta geçiciydi her şey; birkaç saatliğine kurulan tezgâhlar... Ama sonra insanlar, bu hareketliliğin kalıcı olmasını istedi. Ve zamanla bu tezgâhlar, kalıcı dükkânlara dönüştü. Bizde ise Türk-İslam şehirlerinde, ticaret mekânı sadece “mal”ın satıldığı bir yer değil, aynı zamanda bir sosyal merkezdi. Bedesten, arasta ve kervansaraylar; camiyle, medreseyle, hamamla yan yana inşa edildi. Alışverişin ortasında bir ibadet, bir ilim halkası, bir temizlik vardı. Yani hem bedenin, hem ruhun alışverişiydi bu... İstanbul’un bugünkü alışveriş merkezleri işte bu uzun yolculuğun son halkası. Kapalıçarşı’dan başlayıp Zorlu’ya uzanan bu hikâye, sadece mağazaların değil; zihniyetin, şehir anlayışının ve insan ilişkisinin nasıl dönüştüğünü anlatıyor bize.

DEĞİŞEN MEKÂN MI YOKSA ALIŞVERİŞ KÜLTÜRÜ MÜ?

İstanbul’da alışverişin tarihi, sadece bir “alışveriş” hikâyesi değildir. Bu, aynı zamanda bir şehirde tüketimin, mimarinin, sosyalliğin ve hatta kimliğin nasıl dönüştüğünün hikâyesidir. Kapalıçarşı’dan başlayan bu yolculuk, günümüzde Zorlu, Kanyon, Palladium gibi dev komplekslerde devam ediyor. İşte İstanbul’un değişen AVM haritasından notlar. Fatih Sultan Mehmet’in emriyle 1461’de kurulan Kapalıçarşı, sadece bir çarşı değil; bir şehrin ticaret nabzının attığı yerdir. Her sokakta farklı bir zanaatın yer aldığı bu yapı, Osmanlı'nın ekonomik yapısını yansıttığı gibi, sosyal sınıflar arasındaki geçişleri de barındıran bir mikrokosmostu. Mücevherden kumaşa, halıdan antikaya kadar her şeyin el emeğiyle üretildiği bu çarşı, zamanla modern alışverişin ilk versiyonu haline geldi. Ancak sanayileşme ve Batılılaşma, Kapalıçarşı’yı da dönüştürdü. Bugün hâlâ ayakta ama eski işlevinden çok turistik bir simge.

TÜRKİYE’NİN BATI’YA AÇILAN VİTRİNİ: GALLERIA

1988 yılında Bakırköy’de açılan Galleria AVM, Türkiye’nin ilk modern alışveriş merkezi olarak büyük bir heyecan yarattı. Buz pisti, sineması, bowling salonları ve dünya markalarıyla kısa sürede "lüks" ve "Batılı yaşam tarzı"nın simgesi oldu. Dönemin gençleri için bir buluşma noktası, aileler içinse hafta sonu eğlencesiydi. Ancak AVM sayısındaki patlama ve tüketim alışkanlıklarının değişmesiyle cazibesini yitirdi. Bugün, yerine otel ve rezidans yapılması planlanıyor. 1993’te Üsküdar Altunizade’de açılan Capitol AVM, Anadolu yakasının ilk alışveriş merkeziydi. İçinde sinema, tiyatro, mağazalar, kafeler ve kitapçılarla İstanbul'un entelektüel ve sosyal kesimine hitap eden bir cazibe merkeziydi. 2017’de yenilenen iç mekânıyla dijitalleşen tüketici alışkanlıklarına uyum sağladı. “Capitol değişti ama hiç değişmedi” sloganıyla kullanıcı dostu bir yapıya dönüştü.

ODAKULE VE BEYOĞLU’NUN DÖNÜŞÜMÜ

Her şey devasa AVM’lerden ibaret değil. 1980’li ve 90’lı yılların gençleri için Odakule Pasajı, Beyoğlu Atlas Pasajı, Akmar gibi yapılar “alternatif alışverişin” merkeziydi. Özellikle plakçılar, sahaflar, butik dükkanlar ve ikinci el ürünlerle tüketimin farklı bir yüzünü temsil ediyordu. Günümüzde bu pasajlar, AVM'lerin karşısında nostaljik bir duruş sergiliyor. Mekânsal olarak büyük değişimler geçirmeseler de, işlevsel dönüşüm kaçınılmaz oldu. 2005’te Şişli’de açılan İstanbul Cevahir AVM, açıldığı dönemde dünyanın ikinci en büyük alışveriş merkeziydi. 358 bin metrekarelik alanı, 6 katı, sinemaları, oyun alanları ve spor salonlarıyla tam anlamıyla bir “tüketim şehri”ne dönüştü. Ancak çevresiyle kurduğu ilişki, yoğunluk ve ulaşım sorunları yüzünden zaman zaman eleştirildi. Bugün hâlâ kalabalık ama eski etkisi zayıfladı.

AVM İLE REZİDANS İÇ İÇE GEÇTİĞİNDE

Kozyatağı’nda yer alan ve 2008’de açılan Palladium AVM, alışverişin sadece “ticari” değil, “yaşamsal” bir deneyim haline gelmeye başladığı dönemin temsilcilerinden. Üstünde yer alan rezidans kuleleriyle bir yaşam kompleksi sunan yapı, yeşil alanlara açılan teras kafeleri ve cam küresiyle kentle bütünleşmeyi hedefledi. Bu yaklaşım, AVM’lerin “içe dönük kutular” değil, “dışa açık yaşam alanları” olması gerektiği fikrini doğurdu. Zorlu Center, sadece bir AVM değil; ofis, rezidans, otel, performans merkezi ve alışverişi aynı çatı altında toplayan bir “kent parçası”. Tiyatro salonlarından lüks markalara, açık hava etkinliklerinden gurme restoranlara kadar çok boyutlu bir deneyim sunuyor. AVM’lerin geleceğini temsil eden bu yapı, tüketim kültürünün geldiği son noktayı da gözler önüne seriyor: artık sadece satın almak değil, “yaşamak” isteniyor.

TÜKETİMİN MEKÂNI DA RUHU DA DEĞİŞİYOR

İstanbul’daki alışveriş merkezlerinin hikâyesi, sadece mimari veya ticari bir dönüşüm değil; aynı zamanda kültürel bir evrimi temsil ediyor. Bugün açılan her yeni AVM, yalnızca daha fazla dükkân değil; daha fazla “deneyim” vaat ediyor. Ancak bu yolculuğun sonunda tüketimin değil, kamusal alanın ve sosyal aidiyetin yeniden tanımlandığı yeni mekânlar mı doğacak, yoksa AVM’ler kendi çöküş döngüsüne mi girecek? Bekleyip göreceğiz.