Değerli okurlarım Yine bir Ramazan Bayram’ına erişmenin huzurunu sevincini ve bereketini millet olarak hep birlikte yaşıyoruz. Bayramlar bizim için birlik beraberlik ve dayanışmanın olduğu önemli günlerdir. Ama sormadan edemiyorum: Gerçekten bu bayram bayram mı?

Ne yazık ki her bayramda olduğu gibi Müslümanlar olarak bu bayramda çeşitli sıkıntılar içinde giriyoruz. İslam dünyasının değişik bölgelerinde kan ve gözyaşı hakimken acaba bayramdan bahsetmek ne kadar doğru? İslam coğrafyasına şöyle bir bakalım.

Daha önce Gazze’de terör devleti İsrail tarafından yapılan katliam ve soykırım bugün büyük şeytan ABD ve terörist İsrail tarafından İran halkına yapılmaktadır.

Çin’de; Çin devleti tarafından zulüm ve baskı altında olan bir Doğu Türkistan gerçeği var, dünyanın görmezden geldiği dinî, millî ve kültürel köklerinden kopartılmak istenen bir millet var.

Geçelim Yemen ve Sudan'a; Yemen’de bir bayram sofrası kurmak, bir hayal. Sudan’da, Arakan’da hayatta kalmaktan söz ediliyor. Bunlar sadece birkaç İslam ülkesinden manzaralar. Ve biz hâlâ “bayram havasından mı bahsediyoruz.

Görüldüğü üzere İslam coğrafyası paramparça. Bir yanda aşırı zenginlik içinde yüzen batının eteğine yapışmış onları kendine dost edinmiş zavallı bir grup petrol zengini ülkeler, öte yanda temel gıdaya ulaşamadıkları için, açlıktan ölen aynı ümmetin çocukları. Müslüman, Müslümanla savaşırken, Bayramdan bahsetmek ne kadar doğru?

Şimdi sorarım size; coğrafyamızda yaşanan savaşlarda günahsız çocuklar, masum insanlar katledilirken biz hangi bayramı kutlayacağız?

Ebu’l-Hasan Harakani Hazretleri derki; ‘Türkistan’dan Şam’a kadar olan sahada bir din kardeşimin parmağına batan diken, benim parmağıma batmıştır; birinin ayağına çarpan taş, benim ayağımı acıtmıştır. Bir kalpte hüzün varsa, o kalp benim kalbimdir.’

Özetle söylemek gerekirse, “Mümin kardeşinin derdiyle dertlenmeyen bizden değildir.” anlamındaki hadis-i şerifinin hikmetiyle yoğrulmuş müminler olmamız gerekir.

Kıymetli okurlarım; Bayramlar aynı zamanda umut ve heyecanın yenilendiği günlerdir. Bu iki kelime toplumların canlı ve diri kalmasının iki önemli şartıdır. İslam aleminde yaşanan sıkıntılar sebebiyle karamsar olmamak, Müslümanların başsız olmaları sebebiyle sahipsiz oldukları düşüncesine kapılmamak gerekir. Müslümanların ve İslam'ın sahibi Yüce Allah'tır.

Eğer İslam ve Müslümanlar sahipsiz olsaydı İslam düşmanları onları şimdiye kadar çoktan yok edip tarihe gömmüşlerdi. Ama görüldüğü gibi İslam bütün baskılara rağmen sürekli canlı ve dimdik ayaktadır. Bu açıdan Müslümanlar olarak geleceğe umutla bakmalı, bayram vesilesiyle umut ve heyecanımızı da tazelemeliyiz.

Bizim de bu bayram gününü anlam ve hikmetine uygun bir şekilde değerlendirmemiz ve bu vesileyle ümmet bilincini daha canlı ve etkili hale getirmenin yollarını araştırmamız gerekir.

Bunu yapabilmenin birinci şartı dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Müslümanların nasıl bir bayram yaşadıklarını gündemimize almamızdır. Özellikle İslam Coğrafyasında Batı tarafından iki yüz yıldır yürütülen yoğun çalışmalar neticesinde "biz" düşüncesi, yok edilmiş, bizim irademiz dışında belirlenmiş sınırların içine hapsedilmiş, bütün mü'minlerin kardeş olduğu ilkesi dillerde tekrar edilip dursa da fiiliyatta unutturulmuştur…

Değerli okurlarım; Bayramlar, sadece takvimlerde yer alan tatil günleri değildir. Onlar bizler için bir muhasebedir, bir hatırlamadır, bir silkiniştir. O yüzden sormak istiyorum:

Gerçekten biz bayram mı ediyoruz, yoksa sadece günümü geçiriyoruz?

Bizler mazlumların sesi olur, susan değil konuşan bir ümmet olursak ve kendi aramızda, ırk, mezhep, siyasi görüş farkı gözetmeden ümmet bilinciyle hareket edersek, aramızdaki bölünmeleri işte o zaman yok ederiz.

Gerçek şu ki İslam ülkelerindeki bu sömürü düzeni kaoslar, savaşlar, kan gözyaşı açlık ve sefaletler sona ermeden bu ümmetin bayramı olmaz olamaz, İslam dünyasında bunu sağlayacak tek ülke var oda geçmişte olduğu gibi İslam'ın bayraktarlığını yapmış TÜRKİYE’dir.

Yeni bir yazıda görüşmek ümidiyle, hayırlı bayramlar diliyorum.