Kur’an-ı Kerim’de birçok kavmin kıssası anlatılmaktadır. Şüphesiz bunlardan biri de İsrail oğulları olup, onların tarihsel serüvenine geniş bir şekilde yer verilmektedir.

Özellikle Bakara Suresi’nde, İsrailoğullarının Firavun ’un zulmünden kurtarılıp Kızıldeniz’i geçmeleri önemli bir dönüm noktasıdır. Ancak bu kurtuluşun hemen ardından, Hz. Musa’nın Tur’a gitmesi sırasında buzağıya taparak yoldan çıktıkları anlatılmaktadır.

Kur’an’da, İsrailoğulları’na yönelik çeşitli imtihanlar ve ilahi emirler zikredilmektedir. Bunlardan biri de cumartesi yasağıdır. Araf Suresi 163. ayette, sahil halkının cumartesi günü balık avlama yasağını hile ile delmeye çalıştıkları ayrıntılı biçimde anlatılır.

Maide Suresi 64. ayette,
“Yahudiler: ‘Allah’ın eli bağlıdır’ dediler. Asıl kendi elleri bağlanmıştır ve söyledikleri yüzünden lânetlenmişlerdir…”
ifadesi yer almakta; burada ilahi kudreti sınırlayıcı bir söylemin yanlışlığı ortaya konulmaktadır. Bundan kaçınmanın yolu ise Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmek olarak ifade edilmektedir.

Bakara suresi 65. Ayette ise yasağı çiğneyenlerin “aşağılık maymunlar olun” hitabıyla cezalandırıldıkları bildirilmektedir. Bu olay, klasik tefsirlerde ilahi emirlere karşı gelmenin ağır sonuçlarına dair bir ibret örneği olarak yorumlanmıştır.

Kur’an ayrıca, tarihsel süreç içinde İsrailoğullarının Hz. Musa’ya ve diğer peygamberlere karşı geldiklerini, zaman zaman ahitlerini bozduklarını ve bu sebeple sık sık uyarıldıklarını aktarmaktadır.

Bunun yanında Maide Suresi 32. ayette, haksız yere bir cana kıymanın veya yeryüzünde fesat çıkarmanın bütün insanlığı öldürmek gibi olduğu vurgulanmaktadır. Bu ayet bağlamında, İsrailoğulları’na insan hayatının kutsallığı ve bozgunculuğun ağır sorumluluğu hatırlatılmaktadır.

Kıymetli okurlarım yukarıda Kuran ayetleriyle desteklenen Yahudi kavminin bozgunculuk yapma, sözlerinde durmama, ahde vefasızlık, kutsal kitapları tahrif etme, tevhit inancını reddetme, toplumsal olayları kışkırtma, bağnazlık, kibir vb. vasıfları bulunmaktadır.

Bugün Ortadoğu’nun kalbinde, Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den İran’a uzanan bu kadim coğrafyada yaşanan soykırım ve katliamlar, vicdan sahibi hiçbir insanın kabul edemeyeceği, tarihin karanlık sayfalarına kanla yazılan ve Müslümanlara karşı yapılan bir Holokost’tur. İsrail yönetiminin uluslararası hukuku hiçe sayarak, sınır tanımayan bir pervasızlıkla bölgeyi ateşe vermesi, artık sabır taşını çoktan çatlatmıştır.

Peki ama nasıl oluyor da dünya bu gidişata dur diyemiyor?

Bugün dünya nüfusu 8 milyarı aşmış durumda. Küresel ölçekte Yahudi nüfusu ise yaklaşık 15 milyon civarındadır. Ancak asıl mesele rakamlar değil; bir devletin, ardına aldığı lobiler ve küresel finansal/siyasi güçlerle tüm insanlık âlemini hiçe saymasıdır.

Kendilerini bütün insanlığın efendisi gören, adaleti değil gücü ölçü alan, “haklı olan değil güçlü olan kazanır” anlayışını benimseyen siyonist bir terör devletiyle, dünya bugün karşı karşıyadır.

Bugün İslam âleminin en büyük ihtiyacı, ayrılığı bir kenara bırakıp Ali İmran Suresi 103. ayetin çağrısına uyarak, Allah’ın ipine sımsıkı sarılması ve tek yürek halinde hareket etmesidir. İğneyi başkasına batırırken, çuvaldızı kendimize batırma vaktimiz gelmedi mi? Küresel güçlerin sessizliğinden şikâyet ediyoruz ancak asıl büyük sessizlik, iki milyarlık devasa bir nüfusa sahip olan İslam dünyasının üzerindedir. Coğrafi olarak dünyanın en stratejik konumlarında bulunan, yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla muazzam bir zenginliğe sahip olan İslam ülkeleri, neden bu soykırım karşısında parçalanmış ve aciz bir görüntü çizmektedir?

Artık uyanma vakti gelmedi mi? İsrail'in bu sınır tanımaz saldırganlığına karşı; kuru kınama mesajlarının, içi boş diplomatik nutukların hiçbir işe yaramadığı acı bir gerçektir. İki milyarlık devasa bir blok, İsrail’e karşı; acilen ekonomik, siyasi ve askeri bir birliktelik inşa etmelidir. Ekonomik boykotların devletler seviyesinde uygulanması, siyasi yaptırımların ortak bir deklarasyonla hayata geçirilmesi ve caydırıcı bir ortak savunma/askeri iş birliği paktının kurulması artık bir tercih değil, tarihi bir zorunluluktur.