Geçtiğimiz Pazar günü, Akit TV’deki Ankara Kulisi adlı programa misafirdik.
Sayın Sami
Dadağlıoğlu, bizimle birlikte, Ak Parti politikalarını yüzde yüz
destekleyen Gazeteci -Yazar Emir Pazarcı
ile Optimar Araştırma’nın Başkanı Hilmi
Daşdemir’i de davet etmiş.
Hareketli bir program oldu, her vakit olduğu
gibi “Kitabın Ortasından” konuşmaya
gayret ettik.
Programda, ağırlıklı olarak şehit yakınının
bacısına küfreden İyi Parti ağır topu Lütfü
Türkkan’ın ve “Millet İttifakı”nın
halleri konuşuldu.
Herkes bu konuda söylenmesi gerekenleri
söyledi.
MİLAT olarak, vatandaşın hissiyatına tercüman olan
tepkileri ortaya koyduk malûm.
Bugün üzerinde durmak istediğim, siyasi
iktidarın politikalarına yüzde yüz destek veren her iki ismin de altını
çizdikleri bir gerçek.
Özetle, “Siyasi
iktidar çok şeyi yapıyor da, iletişim meselesinde topyekun atak yapılamazsa,
işler sıkıntıya girebilir!”
Bilirsiniz, iletişim meselesini uzun süredir masaya yatırmaya çalışıyor ve
“Kültürel İktidar”ın CHP zihniyetinde olduğunu, Ak Parti’nin 20 yıl boyunca bu
konuda fazla mesafe alamadığını, birçok olayı vesile kılarak ifade ediyorum.
CHP
zihniyeti yapmadıklarını anlatıyor ama AK Partililer yaptıklarını
anlatamıyor!..
İstanbul Seçimi’ni CHP’nin kazanmasının önde
gelen sebeplerinden biri de, siyasi iktidara iletişim mücadelesinde fark atması
oldu.
O süreçte “İmamoğlu
Ekibi’nin tuzaklarına düşüyorsunuz!” diye defalarca uyardık ama…
Dinleyen kim.
“Yukarıya
hoş görünme yarışı” yüzünden bir dolu hata yapıldı.
İmamoğlu Ekibi’nin servis ettiği görüntülerin
üzerine sözde “İmamoğlu aleyhine”
haber yapmak için atlandı.
Sözgelimi, İmamoğlu’na pazarda bir vatandaş
tepki gösteriyor.
Ak Parti “medyası”, , “en hakiki”, “en cevval” destekçileri ise, fazla düşünmeden malzemenin
üzerine atlıyor.
Söylem basit:
“İmamoğlu’na
vatandaş tepkisi.”
İmamoğlu Ekibi’nin gönderdiği malzemenin
üzerine “acemi kariyerist heyecanıyla”
atladığında, “Adam halkın içinde, bak
nasıl da tahammülle dinliyor!” yollu bir “algı”ya hizmet ettiğini nereden bileceksin?
*
Bunun gibi birçok durum oldu.
Sonuçta, sokaktaki vatandaşa, hatta sadece Ak
Partili olanlara sorsanız, “İstanbul seçiminde
AK Parti’nin iletişim stratejisi nasıldı?” diye…
Kahir ekseriyeti “İyi değildi!” diyecektir, denemesi bedava!
Sayın Emin Pazarcı ve Sayın Hilmi Daşdemir’in
de programda destek verdikleri cümlemiz meseleyi ortaya koymakta.
O cümleyi tekrar edelim:
“CHP zihniyeti yapmadıklarını anlatıyor ama AK Parti yaptıklarını anlatamıyor!..”
Cumhurbaşkanlığı
Seçimi İlk Turda Biter mi?
Optimar Araştırma’nın Başkanı Hilmi Daşdemir, Millet İttifakı’nın
malum yapısıyla çok zorlandığını, bazı çevrelerin İyi Parti’yi yüzde 20’lerde
gösterdiğini, bunun gerçek olmadığını,
Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Seçimi’ni “ilk turda” kazanma ihtimalinin yüksek
olduğunu söyledikten sonra…
“Ama seçim
ikinci tura kesinlikle kalmaz da diyemiyorum”
ifadesini kullandı.
Yani, ikinci tura kalabilir.
İkinci turda da ne olacağını kim bilir?
Sayın Daşdemir’in ısrarla üzerinde durduğu, “rakiplerin” algı operasyonları
karşısında, iktidar cenahının her birlikte hareket edememesiydi.
Çoğu milletvekilinin, belediye başkanının,
parti yöneticisinin “topa” fazla
girmemesinden şikâyetçi oldu.
Meslektaşımız Emin Pazarcı da, “Ne
zamandır sosyal medyada neler neler oluyor, bırakın, milletin değerlerine
küfredenlere verilecek cezaların arttırılmasını, sosyal medyadaki çirkinliklerle
mücadele için gerekli düzenleme bile, bunca yıl geçti, hâlâ çıkartılamadı!”
dedi.
Gazeteciler, bu tür ifadeleri çok daha rahat
kullanabiliyorlar.
Siyasi iktidarın görünüşte mühim mevkilerinde
bulunanlar ise, konumlarından dolayı rahat konuşamıyorlar.
Hangi “etiketi
güçlü yönetici” ile sohbet etsek, sıkıntıların farkında olduklarını, bizim
gibi düşündüklerini söylüyorlar.
Yani…
Herkes bir şeylerden şikâyetçi ama kimse bir
şey yapabilecek durumda değil!..
*
Programda altını çize şunları söyledim:
“Bir vakitler Merhum Erbakan ve Sayın Erdoğan
muhalefetteydiler.
O zorlu süreçlerde, bütün medya onlara
karşıydı.
Doğan Medyası karşıydı, Uzan Medyası karşıydı,
Karamehmet Medyası Karşıydı, Bilgin Medyası karşıydı.
Bütün ‘hassas
kurumlar’ alenen karşıydı.
Elbette, küresel sömürü düzenin büyük güçleri
de karşıydı.
O günlerde Merhum Erbakan ile Sayın Erdoğan’a
destek veren bir Akit Gazetesi vardı, bir Yeni Şafak, bir Milli Gazete, bir
Kanal 7… Aşağı yukarı hepsi bu kadardı. Öbür tarafta ise her biri dev gibi medya
grupları vardı. Bu dengesizliğe rağmen, Merhum Erbakan ile Sayın Erdoğan’a
destek veren medya organları, çok etkiliydi. Bugün bakın, Demirören Grubu
elindeki dev markalarla Sayın Erdoğan’a destek veriyor, NTV Sayın Erdoğan’a
destek veriyor, diğerleri, diğerleri… Sayın Erdoğan’a destek veren medya
organları çoğunlukta. AK Parti’nin milyonlarca üyesi, bu kadar yöneticisi, bu
kadar milletvekili, belediye başkanı, bu kadar imkânı var ama algı
operasyonları karşısında ne kadar başarılı olunabiliyor, malûm.”
*
Bunları söyledik, söylüyoruz.
Ha, o günlerde sosyal medya yoktu, bugünlerde
var.
Var da…
Sosyal medyanın yol açtığı sıkıntılar kadar,
sunduğu imkânlar da yok mu?
Elin adamı topyekun bu alana yüklenirken,
senin adamlarının çoğu “Ortada kuyu var
yandan geç!” oyununu oynarsa…
“Nâzik
ziyaret” paylaşımlarıyla işi idare etmeye
çalışırsa…
Sıkıntı büyür elbette!..
*
Hatırlayacaksınız, Sayın Erdoğan “anket şirketlerinden” şikâyetçi
olmuştu kısa bir süre önce.
Kamuoyu Araştırmacısı Sayın Hilmi Daşdemir, Sayın Erdoğan’ın şikâyetçi
olduğu “anket şirketlerinden” birini
yönetmiyor.
Başkanlık seçimlerindeki sonuçlarını tahminde “birinciliği” elde eden Optimar
Araştırma’nın başında.
Kişisel olarak da, Cumhur İttifakı’na destek
verdiği açık.
“İletişim
alanındaki dağınıklığa son verilmezse, bu alanda yeni bir şeyler yapılmazsa sıkıntı olabilir!” cümlesinde toparlayabileceğim ikazı önemsiz
mi?
Önemsiz deniyorsa, böyle devam edilebilir!
“Sıkıntı yok” demektir!